Aşkın başkentleri

Önümüz Sevgililer Günü. Eğer 14 Şubat’ın olduğu hafta sevgilinizle yurtdışında romantik bir tatil geçirmek istiyorsanız, tavsiyelerimizi okuyun. Aşkın çok başkenti yok dünyada. Bazıları ise çok çok özel.

Haberin Devamı

PARİS

Latin aşığı cilvesi

"Tanrı dünyanın en güzel şehri olarak Paris’i yarattı, sonra diğer ülkelere haksızlık olacağını düşünerek önce Fransızları, ardından da Parislileri yarattı" derler! Şaka bir yana Paris dünyanın en etkileyici şehirlerinden biri, o kadar güzel ki Fransızların Kaf dağındaki burunları bile bu muhteşemliği gölgeleyemiyor. Işıklar şehri Paris, mimari görkemin, kültürel faaliyetlerin, moda ve yemek sanatının zirvesi olmanın bilincinde. Ziyaretçilerini bir Latin aşığı cilvesiyle baştan çıkarmaya çalışıyor.
/images/100/0x0/55eae50ef018fbb8f89d8e43
Paris’te yapılacaklar listesi çok kabarık, gündüz ve gece ayrı bir güzelliğe sahip olan Seine Nehri üzerinde gezi tekneleriyle turlayabilir, Haussmann isimli mimar tarafından 19. yüzyılda yeniden düzenlenen geniş ve şık bulvarlarda dolaşabilir, her biri ayrı bir sanatsal şaheser olan etkileyici binalara bakabilir, Paris’in simgesi Eyfel kulesinin tepesine çıkabilirsiniz. Bilinen klasikler olan, Arc de Triomphe (Zafer takı), Notre-Dame Kilisesi, Louvre Müzesi, Versailles sarayları, şehrin biricik tepesinde konuşlandırılmış Sacre Coeur’ü (Kutsal Kalp Kilisesi) ziyaret edebilirsiniz. Güncel mekanlardan, G. Pompidou merkezini, La Defence bölgesini, kendisi belli başlı bir şehir olan P. de la Villette’teki bilim kompleksini görebilirsiniz, ancak yerel lezzetleri tadabileceğiniz, her zevke ve bütçeye hitap edebilecek kafe ve restoranlarda soluklanmayı, Luxemburg bahçeleri gibi geniş park ve bahçelerde dinlenmeyi, üniversite denilince ilk akla gelen isimlerden biri olan Sorbonne’a uğramayı ihmal etmeyin.

Vakit kalırsa, çocukluğunuza geri dönün ve şehrin doğu çıkışındaki Disneyland’a gidin. Sanat için yaşayanlardansanız, şehirde 150’nin üzerinde sanat galerisi ve müze bulunuyor. Paris’te sevgilinizi çok şık ama bir o kadar da pahalı bir yerde ağırlamak istiyorsanız, aşağıda on tane farklı seçenek var.

Taillevent (15, Rue Lamennais, 8e. +33-1-44951501 www.taillevent.com) Dahi şef Alain Soliveres’in L’Etoile yakınındaki bu restoranına aylar öncesinden rezervasyon şart. Şehrin kesinlikle en iyi Fransızı. La tour d’argent (15-17, Quai De La Tournlle, 5e. +33-1-43542331 www.latourdargent.com) 500 bin şişeden oluşan bir şarap mahzeni olduğuna inanabiliyor musunuz? Manzarası Notre Dame Katedrali. Guy Savoy (18, Rue Troyon, 17e. +33-1-43804061 www.guysavoy.com) Farklı bir Fransız mönüsü için. Özellikle enginar truffle çorbası. Le grand vefour (Palais Royal, 17, Rue de Beaujolais, 1er +33-1-42965627 www.relaischateaux.com) Napolyon ve Josefin’in de yemek yediği mekan. Hesap da dahil olmak üzere her şey sıradışı. Le jules verne (Tour Eiffel, 2. Kat, 7e. +33-1-45556144) Fransız yemekleri güzel olsa da bu restoranı büyüleyici kılan Eyfel Kulesi’nin üzerinde yer alması.

Diğer tavsiyelerim: Le Cinq (Fransız), Alain Ducasse (Fransız), Sormani (İtalyan), Le Bristol (Yeni Fransız Mutfağı), L’Arpege (Fransız)

ÖZEL PARİS ÖNERİLERİ

Mehmet Ali Oğuz Paris’te turizm ve otelcilik eğitimi görmüş, yıllarca Paris havasını solumuş bir profesyonel rehber. Renklerin Dansı İspanya ve Aşkın Adresi Paris isimli kitapların yazarı. Oğuz aşkın adresi Paris’in en önemli adreslerini Hürriyet Seyahat için yazdı:

á La Maison D’Alsace Fransız mutfağının zenginliğine büyük katkıda bulunan Alsace bölgesinin Paris’teki en iyi temsilcisi olan bu restoranın önemli bir özelliği de 24 saat açık olması, kişi başı yaklaşık 40 Euro’yu gözden çıkarın. (www.restaurantalsace.com)

á Le Procope 1686 yılında açılan ve bir zamanlar hararetli edebiyat tartışmalarına sahne olan bu mekanda yemek yiyerek geçmişe yolculuk yapabilirsiniz. Danton, Marat, Robespierre, Voltaire, Rousseau, Diderot gibi tarihe damgasını vurmuş kişiler bir zamanlar müdavimiydi. Kişi başı maliyeti yaklaşık 50 Euro. (www.procope.com)

á La Tour D’Argent Paris’in en şık ve en güzel manzaraya sahip restoranı. Özel yemeklerinin başında havyar soslu, maydanozlu istakoz geliyor. Romantik bir Paris akşamı geçirmenin bedeli yaklaşık 170 Euro. (www.latourdargent.com)

á Nos Ancetres Les Gaulois Odun ateşinde yemek, 17. yüzyıldan izler taşıyan dekor. Fiks mönü 40 Euro. (www.nosancetreslesgaulois.com)

á Balzar 1930’lu yıllardan beri özellikle yazarların uğrak yeri. Jean Paul Sartre ve Simone de Beauvoir onlardan ikisiydi. Özellikle Nice usulü dana ciğeri yemeniz tavsiye edilir. Kişi başı yaklaşık 60 Euro. (www.flobrasseries.com)

á Buddha Bar Dev bir Buda heykeli, şık bir restoran ve bar. Paris gecelerinin değişmez adresi. (www.buddha-bar.com)

á Havanita cafe bar Küba ezgileri eşliğinde bir mojito için... (www.havanitacafe.com)

á Les Deux Magots Paris kafeleri denince ilk akla gelen mekan. Orada bir kahve yudumlamadan dönerseniz Paris i yaşamamış sayılırsınız.

Ve Paris’e gitmişken, en çok ziyaret edilen yer olan Notre- Dame’ı (yılda 10 milyon ziyaretçi), en eski kilise Saint Germain des Pres’i (1000 yıllık), en yüksek yapı Eyfel Kulesi’ni (320 metre), en uzun sokak Rue de Vaugirard’ı (4.5 km) muhakkak görün. Müziğe meraklıysanız, FNAC (www.fnac.fr) ve Champ-Elysees’deki Virgin Megastore’u ziyaret edin.

NEW YORK

Büyük ve lezzetli elma/images/100/0x0/55eae50ef018fbb8f89d8e45


1920’lerde cazın vatanı New Orleans’tan gelen cazcılar büyük ve lezzetli bir elmaya benzetmişler NY’yi; ısırdıkça ağzınızın suyunu akıtan. Sonrasında da adı "Big Apple" kalmış. NY ışıkların hiç sönmediği, çok ırklı, dinli, dilli, değişik kültürlerin içinde eridiği bir dünya başkenti. Bazen huysuz ve kaprisli ama çoğunlukla da cömert ve tüketilmeye açık, hem de tüm sınırsızlığıyla...

NY aslında beş bölümden oluşuyor ama siz Staten Island, Bronx, Brooklyn ve Queens’i unutun, çünkü ne varsa adını Mannahatta kızılderililerinden alan Manhattan’da var. NY’yi keşfetmenin en güzel yolu, hemen bir "Hop on Hop off" yani "Hop in Hop bin" bileti almak. Bu otobüslerin özelliği şehrin bütün önemli tarihi ve turistik yerlerinde durmaları, istediğiniz durakta iniyor, işinizi bitirip bir sonraki otobüsle devam ediyorsunuz.

Şehrin ilk sahibi Hollandalılar Kızılderililerden sadece 24 dolara, o da incik boncuk karşılığı alıyorlar Manhattan’ı ve "Yeni Amsterdam" olarak adlandırıyorlar. Nüfus sadece 1000 kişi. 1664’te şehri ele geçiren İngilizler ise kralın kardeşi York dükünden esinlenip "Yeni York " diyorlar. Manhattan 20 km. boyunda, 4 km. eninde, sadece 80 kilometrekarelik bir yarımada aslında. Doğusunda Doğu Nehri, batısında Hudson Nehri var. 1850’lerde göç başlıyor. Özellikle Avrupa’dan yığınlar, akınlar halinde bu "Yeni Dünya" ya geliyor. Şehri birbirlerine paralel 12 bulvar ve bunları kesen 220 sokakla dikdörtgenlere ayırmışlar. Dolayısıyla adres bulmak çok kolay. Cadde ve onu kesen sokak numarasını söylemek yeterli. 5. Cadde ise Manhattan’ı ikiye ayırıyor. Geceleri kullanmayı pek tavsiye etmeyeceğim metro 24 saat açık.

ÖZEL NEW YORK ÖNERİLERİ

NY’ye son gittiğimde şehri dünyanın en iyi seyahat dergisi sayılan Conde Nast Traveler’ın Halkla İlişkiler Müdürü Mary Jane Orman’la gezdim. Mary Jane şehrin en gözde tüm mekanlarını avcunun içi gibi biliyor. İşte onun cümleleriyle New York:

Şehrin en şık suşi restoranı kesinlikle Masa, onun kadar lezzetli ama daha uygun fiyatlı bir adrese ihtiyacınız varsa, Birleşmiş Milletler binası yakınındaki Sushi Yasuda’yı tercih edin. Etrafta bol miktarda bulunan Japon diplomatı da doğru yerde olduğunuzu gösterecek. Japon ev yemekleri içinse Soho’daki Omen’e gidiyorum. Sanatçılar, modacılar o bohem hava ve Japon yemeği için Soho çok doğru bir bölge. Çin makarnası (Noodle) yemek istediğimde de 9. bulvarda, 2 ile 3. caddelerde bulunan Sobaya’da alıyorum soluğu, servis harika, fiyatlar makul, yemeklerse cennetlik. Chinatown’daki Won Ton Garden Çin mutfağı için bir başka doğru seçim. Michelin’in iki yıldızını alalı beri biraz kuyrukta bekliyorsunuz ama 4.50 dolara karnınızı doyurabilirsiniz. Eğer 5. Caddede dolaşıyorsanız Takashimaya’daki Tea Box’a uğrayın, kendinizi harika bir öğle yemeğiyle ödüllendirebilirsiniz.

Yemek sonrası alışveriş için Ted Muehling’e gidin, fiyatlar yüksek olsa da mücevherler inanılmaz, hemen yakınlarındaki De Vera’da da çok güzel objeler ve takılar var. Modanın öncüleri içinse aynı bölgede bulunan Opening Ceremony çok doğru bir alternatif. Sanat sevenlerdenseniz Chelsea’ye uzanın. Cohan ve Leslie Gallery ve şehirdeki en iyi fotoğraf galerisi olan Yossi Milo ruhunuzu doyuracak.

Akşamları dışarı çıktığımda gittiğim belli restoranlar var. Morimoto (www.morimotorestaurant.com), daha önce Nobu’da harikalar yaratan şef Masaharu Morimoto’nun yeni mekanı. Cam bölmeler ve şişelerden yapılma binlerce lambayla renklendirilen restoranın yemekleri ağzınızda eriyor. Buddakan (www.buddakannyc.com), hafif loş, tepeden aşağıya kadar avizeler iniyor. Greenwich Village’da bulunan Gusto ise son zamanların en gözde İtalyanı. Çıkışta da Magnolia Bakery’e gidin ve meşhur cupcake’ini deneyin.

Gece hayatına gelince, Ritz-Carlton Battery Park Hotel’in 14. katındaki barı Rise, kentin en güzel dolunay seyredilen yeri. MO Mandarin Oriental Otel’in barı küçük ama tıklım tıkış bir yer, tahta masalarda otururken, dergilerden fırlamış kadınları seyrediyorsunuz. Rafine şıklıklar da var, paranın görkemi de. PM Lounge (www.pmloungenyc.com) son dönemlere imzasını atan bir mekan, Donna Karan’ın dizaynırı Robert Mc Kinley tarafından yaratılan bu gece kulübü yüksek tavanlarıyla bir mabet havasında. Gansevoort otelindeki AER Lounge gündüz SPA, gece kulüp olarak hizmet veriyor. Geceye nokta son dönemlerin avangard bölgesi Meatpacking District’teki Cielo’da (212-6455700) konuluyor. Seksi kırmızı ışıklar, yüksek volümlü müzik ve haftanın acısını çıkaran yığınlar.

MUTLAKA GÖRÜN

á Central park NY’nin ciğerleri. Gölden hayvanat bahçesine, çeşmelerden heykellere her şey var. 59. ve 110. Sokaklar arasında. 340 hektarlık bu parkta 93 kilometrelik yürüyüş yolu bulunuyor. İçindeki Boathouse ve Tavern on the Green şehrin en iyi ve pahalı restoranlarından. Stage veya Carnegie Delicatessen’lerinden (Şarküteri) alacağınız bir sandviçle ya da somonlu bir "Bagel"la çimlere yayılın.

á 5. Cadde 59. Sokak’tan başlayarak aşağıya doğru yürüyün. Yol boyunca karşınıza Plaza Hotel, Tiffany and Co, Steuben Glass, Bergdorf Goodman, İrlandalı aziz Patrick’in Katedrali, Rockefeller Center, Saks Fifth Avenue çıkacak. 38. Sokak’taki Lord and Taylor’dan sonra 34. Sokak’ta başınızı yukarı kaldırın. Empire State’e geldiniz bile. Sağa saparsanız, dünyanın en büyük mağazası diye lanse edilen Macy’s i göreceksiniz.

á Empire State Binası 1931’de Art Deco tarzında inşa edilen, dünyanın ilk gökdelenlerinden. İkiz kulelerin yıkılmasından sonra yükseklerden NY manzarası seyredebileceğiniz yegane yer. Girişten bir kat aşağıya inip biletinizi alıyorsunuz. George Washington ileri görüşlü bir adam olarak NY’nin ileride yeni bir imparatorluğun merkezi olabileceğini söyleyip, "Empire State" demiş şehirle aynı adı taşıyan eyalete. Bu arada işin komik kısmı NY eyaletinin başkenti NY değil, sadece 100 bin nüfuslu Albany.

á Rockefeller Center 1939’da tamamlanmış bir gökdelenler ve tiyatrolar kompleksi. Gerçek bir mikro şehir. Dünyaya ateşi getiren Promete’nin altın renkli heykelinin altında kışın buz pateni pisti var ve Noel zamanı koskocaman çam ağacının durduğu bu yer şehrin de en hareketli bölgesi.

á Wall Street
Gerçi pek işe yaramamış ama Hollandalılar şehri korumak maksadıyla sur inşa etmişler. Bugün ülkedeki finansal aktivitelerin yüzde 70’inin döndüğü "Duvar Caddesi"nin adının kısa öyküsü bu.

á Chelsea, Soho ve Tribeca Chelsea’de evler eski Yunan mimarisini andırıyor. Çok sayıda bar, restoran ve dükkan var. Haftasonları bit pazarı 26. Cadde’de kuruluyor. South of Houston yani Houston sokağının güneyi anlamına gelen bölgede Amerika’nın en güzel dökme demir binalarını görmek mümkün. Soho, 1970’li yıllarda o dönemin sanatçıları sayesinde mimari bir rönesans yaşadı. Stüdyolar, butikler, restoranlar ve 200’ün üstünde sanat galerisi var. Anlamı Kanal Sokağı’nın altındaki üçgen demek olan Tribeca ise NY’nin entelektüel tabakasının oturduğu semt. Tribeca Grill’in sahibi ünlü aktör Robert de Niro da buranın sakinlerinden.

á China Town San Francisco’dan sonra Asya dışında Çinlilerin ikinci büyük yerleşim merkezi. Yaklaşık 40 blokluk bir alanda 150 bin kişi yaşıyor. Şubat ayında kutladıkları Çin yeni yılında çok hareketli bir bölge. Hemen yanında ise daha ziyade İtalyan kökenli Amerikalıların yaşadığı "Küçük İtalya" var.

á Harlem Zenci yerine kullanılan yeni bir terim var, Afrikalı-Amerikalı. Bu etnik grubun ağırlıklı olarak yaşadığı Harlem maalesef şehirde sefaletin en fazla olduğu yerlerden biri. 1920’lerde rönesansını yaşamış bu bölgede Afrikalı-Amerikalı müzisyenler, yazarlar, artistler toplanmış. 1960’larda suç işleme oranının, nüfusun ve fakirliğin artmasıyla beraber bir gettoya dönüşmüş. Apollo Tiyatrosu Ella Fitzgerald ve Duke Ellington gibi sanatçıların üne kavuştuğu mekan olarak süslemekte Harlem’i. Harlem’e gelmeden önce yol üstünde 1754 yılında açılmış Harvard, Yale ve Princeton gibi, ABD’nin en iyi üniversitelerinden biri olan Columbia’nın kampusunu da göreceksiniz.

á Hürriyet Abidesi Paris’teki Eyfel Kulesi’ni yapan Gustave Eiffel’in de katkıda bulunduğu bu eser, model olarak annesini kullanan heykeltıraş Frederic Bartholdi’ye ait. 225 ton ağırlığında ve 93 metre yüksekliğinde. Tacındaki yedi ışın yedi deniz ve dünyayı temsil ediyor. Üzerinde "Bana özgürlük için yanıp tutuşan yorgun ve yoksul kitleleri verin" yazıyor. Ne de olsa burası göçmenlerin ülkeye ilk giriş işlemlerini yaptırdıkları Ellis Adası’nın yanı. Özellikle haftasonları ve bayramlarda çok kuyruk bekleyebilirsiniz. Size sadece NY’lilerin bildiği bir sırrı vereyim. Biraz ileriden Staten Adası’na giden ücretsiz gemiler kalkıyor. Gerçi heykelin olduğu adaya uğramıyor ama muhteşem NY manzaralarını seyredip, heykeli görüntüleyebiliyorsunuz.

á Brooklyn Köprüsü Mimarı bir gün buz yüzünden karşıya geçemeyince köprüyü yapmaya karar veriyor. 16 yılda 600 işçi tarafından yapılıyor. Kuleler arası uzunluk 486 metre. Bir akşamüstü köprünün Brooklyn tarafından Manhattan’a doğru yürüyün. 200’ün üzerindeki gökdelenin silueti keyif verecek size.

á Müzeler
Metropolitan (www.metmuseum.org, 1000 Fifth Avenue, 82 Street) Guggenheim (www.guggenheim.org, 1071 Fifth Avenue, 88 Street) Modern Sanatlar (www.moma.org) Doğa Tarihi Müzesi (www.amnh.org, Central Park West, 79 Street), sadece dördü.

NEREDE KALINIR

Pennsylvania
(www.hotelpenn.com, 401 7th Av., 33. Str. 212-7365000) Manhattan’daki en büyük beş otelden biri, 1700 odası var ve çok merkezi. Helmsley (www.helmsleyhotels.com, 212E, 2. ve 3.Caddeler arası, 42. str. 212-4908900) Temiz, rahat, Grand Central Station’a çok yakın. Mandarin Oriental (www.mandarinoriental.com, Columbus Circle, 212-2078880) Central Park’ın hemen yanında, şık, geniş ve pahalı odalar. The Alex (www.thealexhotel.com, 205E, 45. Str. 212-8675100) David Rockwell’in yeni eseri 203 odalı. Ünlü şef Marcus Samuelsson’ın Japon restoranı otelin içinde. The Hudson (www.hudsonhotel.com, 356W,58 Str. 212-5546000) Barı şu anda çok gözde.

LONDRA

Haberin Devamı

Asil aşklar için

Londra hálá anayasal monarşiyle yönetilen bir ülkenin başkenti olduğundan mıdır pek bir asil, kraliyet ailesi ise /images/100/0x0/55eae50ef018fbb8f89d8e47İngiltere’nin en büyük tanıtım malzemesi. Kraliyet sarayı Buckhingham turistlerin kameralarına en çok konuk olan yerlerden biri. Saat 11.30’da sarayın yakınındaysanız büyük bir ihtimalle muhafız değişim törenini de izleyebilirsiniz.

Dünyanın en pahalı şehirlerinden biri olan Londra öylesine büyük ki, gezmek için çok zamana ihtiyacınız var. Müzelerden başlarsanız, listeye dünyanın en büyük koleksiyonlarından birine sahip olan, Efes’teki Artemis Tapınağı’nın ve Bodrum’daki mozolenin de bazı bölümlerini bünyesinde bulunduran British Museum’u koyun. Onun yakınındaki Madame Tussauds balmumundan yapılmış ve gerçeğe çok yakın olan heykelleriyle ilginizi çekebilir. Trafalgar Meydanı’nda bulunan National Gallery 15.-19. yüzyıl arasındaki Avrupalı ressamların müthiş eserlerine ev sahipliği yapıyor.

Londra bir parklar şehri, Kensington Gardens’dan başlayıp Hyde Park’dan geçip, St. James Park’a gider, şehir merkezinin büyük bir kısmından da geçmiş olursunuz. Eğer amacınız eğlenceyse birbirine yakın olan, Soho, Leicester Square ve Covent Garden yakınlarında dolaşın. Değişik insanların, farklı kültürlerin, marjinal grupların yarattığı kozmopolit havayı solumak bile bu bölgeyi ziyaret etme sebebi olabilir. Chinatown’da Çin yemekleri yiyebilir, gay barlarla dolu olan sokaklardan ilerleyip, tiyatrolar bölgesine geçebilirsiniz. Modası geçmiş olsa da, bölgeye renk katan punklar hálá etrafta dolaşıyor. 1970’lere kadar toptancı pazarı olarak kullanılan Piazza’nın bulunduğu Covent Garden sokaklarında müzisyenlerin olduğu, açık hava kafelerinde insanların birbirlerini seyrettikleri bir mekan.

Londra’nın finansal merkezi City aynı zamanda dünyanın en büyük kiliselerinden biri olan St. Paul’s’ün de olduğu yer. 110 metre yüksekliğindeki kubbesiyle ihtişamlı bir görünüme sahip olan St Paul’s Christopher Wren isimli mimarın en önemli eseri. Daha ileride, 1894’te yapılan ve Londra’nın sembolü sayılanTower Bridge şehrin siluetine katkıda bulunuyor. Köprünün devamında, Thames nehri kenarında dokuz yüzyıllık Tower of London var. Düz bir şehir olan Londra’yı bir de tepeden görmek isterseniz, Big Ben ve Parlamento’nun karşı tarafında South Bank Centre’da bulunan London Eye isimli dönme dolaba binebilirsiniz.

ÖZEL LONDRA ÖNERİLERİ

Yardımcı Doç. Dr. Harry Tzimitras Bilgi ve Koç Üniversitelerinde Uluslararası Hukuk konusunda öğretim üyeliği yapıyor. Türk Yunan ilişkileri konusunda dünyadaki sayılı uzmanlardan biri olan Tzimitras hayatının on yılını ikinci evim dediği Londra’da geçirmiş. Şehirle ilgili tavsiyeleri şöyle: Londra’da kraliyet ailesine yaraşır bir otel arıyorsanız en ideal adres Claridge’s. Spencer Tracy "Cennete değil, Claridge’s’e gitmek istiyorum" demiş. Tercihiniz şık ve gündemin çizgilerini yansıtan bir mekansa ünlü dizaynır Hempel’ın yaratıcılığını sergilediği, adını taşıyan Hempel’i tercih edin. The Covent Garden Otel ünlülerin ve moda gurularının rağbet ettiği çok gözde ve sıradışı döşenmiş bir yer. The Portobello Otel üst kesime hitap eden Notting Hill bölgesinde bulunuyor ve müşteri portföyü gazete sayfalarını sürekli işgal edenlerden oluşuyor. The Connaught sevgilinizi alıp gidebileceğiniz ve ilgiden şımarabileceğiniz bir mekan. Eğer aristokrasiyle beraber beş çayı içmek istiyorsanız, Brown’s ve Ritz otelleri deneyin.

Londra uluslararası restoranlar konusunda çok zengin. Fas yemekleri yapan ve Gloucester Road’da bulunan Pasha güzel bir ortama sahip, yemekleri ise parmak yedirten cinsten. Çok şık bir muhit olan South Kensington’da bulunan Bibendum’da ambiyans da deniz ürünleri de çok iyi. Covent Garden’da bulunan Joe Allen’s New York havasını soluyup, yemeklerini tadabileceğiniz çok başarılı bir restoran. Khan’s of Kensington dekorasyonu kitsch ama bir o kadar da otantik, Hint mutfağının da en iyi temsilcilerinden. Türk kebaplarını özlerseniz Belgravia’da bulunan Bosphorus şık bir muhitte güzel bir alternatif.

Gece kulüpleri için tavsiyelerim ise 65 Regent Street’te bulunan Cocoon’daki Late Lounge ile The Living Room.

EN ŞIK RESTORANLAR

Nobu (Metropolitan Hotel, 19 Old Park Ln., W1, +44-20-7447-4747 www.noburestaurants.com) Peru lezzeti katılmış Japon yemeklerinin yaratıcısı şef Nobu Matsuhisa’nın restoranı. Gordon Ramsay at Claridge’s (Claridge’s Hotel, 45 Brook Str. +44-20-7499-0099 www.gordonramsay.com) Art deco bir ortam ve Fransız mutfağının seçkin lezzetleri. J. Sheekey (28-32. St.Martin’s Ct. -Leicester Meydanı’nda- +44-20-7240-2565 www.caprice-holdings.co.uk) Deniz ürünleri sevenler için Londra’nın en iyi adreslerinden. Zuma (5 Raphael Str. Knightsbridge +44-20-7584-1010 www.zumarestaurant.com) Garsonlar ukala, fiyatlar uçmuş ama şehrin en gözde mekanlarından. Barı da çok hareketli. Sushi düşkünüyseniz en iyisi burada. Hakkasan (8 Hanway Pl. Tottenham Court Road +44-20-7927-7000) Etraf ünlü kanıyor. Diğer tavsiyelerim: Square (Fransız), Richard Corrigan (İngiliz/İrlanda), Le Gavroche (Klasik Fransız), Zafferano (İtalyan), Rasoi Vineet Bhatia (Hint)

Yazarın Tüm Yazıları