Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Askeri harekatı PKK başlatabilir

Tezkere çıktı. Süngüler takıldı. Ancak dost ve müttefiklerimizin bilmeleri gereken önemli bir husus var. O da şu. Türkiye askeri harekata öncelik vermiyor. Ancak PKK, sabotajlarıyla Türk askerini Kuzey Irak’a müdahaleye zorlayabilir. Bağdat ile Washington artık Ankara ile değil, Kandil dağındaki PKK yönetimiyle konuşmalılar.

Türkiye uluslararası kamuoyuna çok güçlü bir mesaj yolladı. TBMM’den çıkan tezkere, bu ülkenin PKK terörü ile mücadele konusunda ne kadar kararlı ve ciddi olduğunun açık bir işaretidir.

 

Müttefiklerimiz ve komşularımız “Türkiye tezkereyi gözdağı vermek, elini güçlendirmek, pazarlık gücünü arıttırmak için çıkarttı. Kullanma niyeti yok” derlerse çok hata ederler.

 

Doğrudur, Türkiye’nin Kuzey Irak’a askeri harekat için özel bir isteği yok. Ne hükümet, ne de TSK bunu arzuluyor. Askeri girişim, önlerindekisenaryoların en sonuncusudur.

 

Ancak, askeri bir adım konusundaki kararı, büyük oranda PKK’nın bundan sonraki terör saldırıları ve Türk kamuoyunun hükümet ve asker üzerinde kuracağıbaskı etkileyecektir.

 

PKK ardı ardına büyük sabotajlarla kamuoyunu tahrik edip sokağa dökmeyi başarırsa, o zaman bu baskıya ne hükümet ne de TSK direnebilir. Uzun vadeli çıkarlarımıza zarar verebileceğinin, PKK terörünü kökünden çözülemeyeceğinin bilinmesine rağmen, askeri seçenekten kaçınılamaz.

 

Ben, PKK’nın Türkiye’yi Kuzey Irak batağına sürüklemek istediğine inananlardanım. TSK’yı Kuzey Irak’a sokan bir PKK, Türk-Amerikan ilişkilerinde yara açtırır, Kuzey Irak’lıları ayaklandırıp harekete geçirme imkanını elde eder ve Güneydoğu’da toplumu ayaklandırma olanağına kavuşur.

 

Bundan dolayı, tezkerenin ardından PKK’dan önemli girişimler bekliyorum. Rahat durmayacaklar ve tahriklerini sürdüreceklerdir.

 

Bu açıdan bakıldığında, Washington’un ve Kuzey Irak yönetiminin Ankara’ya değil, aslında PKK yöneticilerine “durun artık” demeleri gerekiyor.

 

Türkiye’ye anlatılacak bir şey kalmadı.

 

Oysa PKK’ya söylenecek çok şey var.

 

Kuzey Irak ve Bush yönetimi artık PKK ile Türkiye arasında bir seçim yapmak zorundalar. Bu seçim PKK’ya da bir sinyal verecek ve bundan sonra nasıl hareket edebileceklerini hesap edeceklerdir.

 

Dost ve müttefiklerimizin bu gerçekleri görmeleri gerekiyor.

                                                         *                               *                               *

ASIL, BATI DÜŞMANLIĞI ŞERİATI KÖRÜKLER...

 

Kamuoyunda giderek artan bir Batı düşmanlığı var. Gerekçeleri bir yere kadar haklı. Olaylar öylesine üst üste geldi ki, insanlar ister istemez infial duyar oldular.

 

PKK terörü nedeniyle tüm gözler Washington’a döndü. Oradan bir yanıt gelmeyince, öfkeler arttı. Ardından, Ermeni iddialarının getirdiği tasarı geldi ve bardağı taşıran damla oldu.

 

Sadece Amerika’ya karşı değil, ulusalcı kesimlerin özel çabaları sayesinde Avrupa’ya da yönelik bir tepki dalgası yayılmaya başladı. Avrupa Birliği’ne sırf ideolojik nedenlerle karşı çıkan çevreler, kamuoyundaki Batı aleyhtarlığını öylesine körüklediler ki, bugün artık isteseler dahi durduramayacakları bir akım yarattılar.

 

Kimileri de, sırf iç politika nedeniyle Batı aleyhtarlığı yaptılar. AKP’yi vurmak adına, ABD ve AB’yi düşman gösterdiler.

 

İşte geldiğimiz nokta budur.

 

Türk kamuoyundaki, Avrupa’dan dışlanma ve Amerika tarafından adam yerine konmama izlenimi son derece tehlikeli biçimde artmaktadır.

 

Eğer bu gidiş önümüzdeki dönemlerde yine körüklenir, ulusalcılar kendi çıkarları, politikacılarda kendi iç oyunları için Batı aleyhtarlığını sürdürürlerse, Türkiye tehlikeli sulara doğru yönelir.

 

Bu tehlikeli sular da, Türkiye’yi Orta Doğu limanlarına, dinciliğe, siyasi İslam’a sürükler.Yalnızlık kompleksine girmiş bir toplum her yöne çekilebilir. Şeriat tehlikesi dahi, dahagerçek bir şekilde karşımıza çıkar.

 

Sözünü ettiğim bu “tehlike” ne kadar bizim için önemli ise, Batı dünyası için de aynı şey geçerlidir.

 

Laik yörüngesinden çıkmış bir Türkiye, Batı dünyasını da korkutmalıdır. Koyu bir dinciliğe kayacak bir Türkiye, kendine olduğu kadar Batı’ya da büyük zarar verdirir.

 

Ülkemizdeki sağduyulu kesimler, ister ulusalcı, ister milliyetçi olsun, temelde laik ve demokratik bir Türkiye arzulayanlar çok dikkatli davranmak zorundalar.

 

ABD’ye tepki gösterelim.

 

Avrupa’da hakkımızı arayalım.

 

Bunlar çok farklı şeyler.

 

Ancak, toplumumuzu Batı’ya düşman etmeyelim.

 

Batı dünyası da, aynı şekilde tutumuna dikkat etmelidir. Daha dengeli davranmak zorunluluğunu unutmamalıdır. Politika yapmak adına, Türkiye’yi kaybetmemelidir.

 

Bizim Türkiye’ye ihtiyacımız var, ancak onlar bize daha fazla muhtaçlar” mantığı tehlikeli boyutlara gelmektedir.

 

Bu gidişi durduramazsak, hepimiz zararlı çıkarız.

X