Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Askeri açıdan Kürt Sorunu (III)

ÇİN icâdı “go” oyunu da tıpkı Hint çıkışlı “satranç” gibi, Asya zekasının ürünüdür.

Ve malûm, o satrançta partiyi kazanmak için, ne yapıp yapıp, en değerli taş konumundaki “Şah”ı kımıldayamaz duruma getirmek gerekir. Mat deyince de kelle devrilir.

“Pat” beraberliği hariç, ya “mutlak galip”, ya da “mutlak mağlup” vardır.

* * *

OYSA buna karşılık, ilk bakışta piyonlu oyundan daha kolaymış gibi gözüken fakat aslında onunla kıyaslanmayacak oranda stratejik atılım ve taktik hamle alternatifi sunan go, böylesine açık ve aleni bir kesinliğe “tenezzül etmez” (!). Diyelim ki, daha muğlaktır.

Sahanın yüzde 51’ini denetleyen partiyi kazanır. Yüzde 49’uyla yetinen de kaybeder.

Yani, satrançtaki türden bir “zafer” veya “hezimet” söz konusu değildir.

Belki iki oyun arasındaki bu fark, moralist Konfüçyüsçü kültürün ritüalist Hindu kültüre oranla daha izafi bir etik içermesinden kaynaklanıyor ama, konumuza girmiyor.

* * *

FAKAT o satranç da, o go da konumuza giriyor. Girizgahı da bundan dolayı yaptım.

Çünkü, PKK’ya karşı çeyrek asırdır sürdürdüğü mücadeleye rağmen TSK, dün sözünü ettiğim o pek ünlü askerlik kuramcısı Carl von Clausewitz’in savaşı kazanmak için sıraladığı ve, “hasım tarafı ezerek askeri yenilgiye uğratmak; onun telef ve yedek güçlerine el koymak”; kamuoyunu kazanmak” olarak formülleştirdiği üç ana stratejik hedefe ulaşamadı

Söz konusu TSK, kendi deyimiyla, “düşük yoğunluklu savaşı” bitiremedi.

Peki, bu zaaf Türk ordusunun başarısızlığını mı gösteriyor? Beceriksizlik mi oluyor?

Hayır ve asla!

* * *

HAYIR ve asla, zira Prusyalı general, 19. ve 20. yüzyılın ilk yarısında geçerli olan ve topyekun boyuttaki devletlerarası savaşları kuramlaştıran bir “satranç teorisyeni”ydi.

Yani, çağına uygun olarak, “şah devrilmezse ‘mat’ olmaz” kuralıyla düşündü.

Piyonları tahtaya “mutlak galip - mutlak mağlup” amacına ulaşmak için dizdi.

Oysa, aynı 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, kolonyal ve etnik arbede derken, konvansiyonel ve klasik çatışmalara hiç benzemeyen asimetrik savaşlar yaşamaya başladık.

İran ? Irak ve Körfez savaşlarını saymazsak, meydan muharebelerinde teslim alınan komutanlar; karşı siperlere dikilen bayraklar; düşman ganimeti sergilenen resmi geçitler, işgal kentlerine tayin edilen askeri valiler falan, bütün bunlar haniyse tarih oldular.

Dolayısıyla, o “şah ve mat” üzerine kurulu “satranç teorileri” artık yeterli kalmıyor.

* * *

KALMIYOR, çünkü Clausewitz’i çağından soyutlar ve günümüz savaşlarını da onun saptadığı “stratejik hedef ve sonuç” kriterleriyle değerlendirirsek, çuvalladığımızın resmidir.

Bu takdirde, bırakın TSK’nın çeyrek asırdır PKK’yı “haklayamamasını” (!), en güçlü ordulara sahip ABD’nin, Rusya’nın, İngiltere’nin harici veya dahili gerilla yahut tedhişçilerle baş edemeyerek tası tarağı toplamasını, adıyla sanıyla “hezimet”olarak nitelmek gerekir.

Oysa, ortada ne böyle bir “hezimet”, ne hasım kesimler için “muzafferiyet” var!

Şimdi ortada, çağdaş “askerlik sanatı”nın akademilerine giren ve Çin oyunundaki gibi,“galip” ve “mağlup” sıfatlarını izafi kılarak “yok etmek” ve “pes demek” ifadelerini silen, ama çok geniş bir stratejik açılım ve taktik hamle yelpazesi sunan “go teorileri” var.

Zira hanidir ve hanidir, tüm taraflar için “siyasetin şiddet aralığıyla devamı” olan o savaşlarda “hangi sonuca varmak için hangi hedefin güdüleceği” sorusu yeniden soruluyor

Zafer nedir? Satrançtaki “mat” mıdır? Yoksa go oyunundaki “genel kazanç” mıdır?

İşte, Kürt Sorunu’na ilişkin olarak çeyrek yüzyıldır sürmekte olan “düşük yoğunluklu savaşı” da artık bu ikinci soru çerçevesinde düşünmek gerekiyor ki, cumartesi değineceğim.

X