Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Asker ya gidemezse

<B>AKP </B>iktidarının, Irak'la ilgili Meclis'e getirdiği iki tezkerenin sonuçları Türkiye üzerine ağır bir yük getirmiş görünüyor.

Yük o kadar ağır ki, AKP'lilerin ağzını bıçak açmıyor, desek yerinde.

Bu tabloyu oluşturmada rol alan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve CHP'nin her iki tezkere konusunda da tutarlı davrandıkları bir gerçek.

Meclis Başkanı Bülent Arınç'la Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Devlet Bakanları Mehmet Aydın, Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen gibi 1 Mart'ın ‘‘retçi’’ önderleri ve onlarla hareket eden 90'a yakın AKP'li milletvekilinin tavırları arasında ise ciddi tezat söz konusu.

Tabii, 1 Mart'ın Başbakanı, 7 Ekim'in Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'deki değişikliği görmezlikten gelmek de mümkün değil.

Türkiye'nin, Irak konusunda yaşadığı çıkmazın tutumlardaki bu değişikliklerden kaynaklandığını söylemek son derece mümkün.

FARK ORTADA

Çünkü, 1 Mart'ta, ‘‘Halk bu savaşı istemiyor’’, ‘‘Türk askerinin kanı akmasın’’ gerekçeleriyle ret oyu verenlerin, gerekçelerinin bugün daha fazla geçerli olduğu gün gibi ortada.

Eğer, bugün Türk askerinin Irak'ta bulunması Türkiye'nin çıkarına ise 1 Mart tezkeresi 40 bin askerin bölgeye güçlü bir şekilde ve itirazsız yerleşmesine olanak sağlıyordu.

Bugünse, bırakın Irak'taki unsurları, neredeyse bütün dünya Türk askerinin bölgeye gitmesine itiraz ediyor.

Bombalı saldırılarla Türkiye'ye gözdağı verilmek isteniyor.

Reddedilen tezkere Türk askeri için düşük risk içerirken, 7 Ekim tezkeresinin ‘‘kan riskinin’’ yüksekliği herkes tarafından kabul ediliyor.

İşin ekonomik boyutuna bakıldığında ise 8.5 milyar doların karşısında 26 milyar dolar ve Irak'ın yeniden yapılandırılmasından kaynaklanacak olası getiri duruyor.

Ekonomik boyut bir kenara; ama ortada bir gerçek var ki, bugün Irak'ın en küçük aşiretleri bile kendilerini, Türkiye'ye karşı seslerini yükseltme cesareti içerisinde bulabiliyor, meydan okuyabiliyorlar.

HESAP SORMA HAKKI ERDOĞAN'IN

Bu tehditler karşısında Türk askerinin bölgeye gitmemesi, Türkiye'nin daha da küçük düşmesine neden olacaktır.

Gitmesi halinde ise olabilecekleri kimse öngöremiyor.

ABD bile, olasılıklardan çekindiği için Türkiye ile müzakereleri yavaştan alıyor.

Bu durum en çok, 1 Mart'ın gönülsüz ismi Abdullah Gül'ü düşündürüyor.

Öyle ki, bir Dışişleri Bakanı'nın ağzından işitilmesine pek rastlanmayan gecikmiş açıklamalara dayalı bir Kürt kartı açmaktan bile çekinmiyor.

Çünkü, AKP'nin Irak politikasının başarılı olmadığı kanısı güçleniyor.

Sonuç olarak, Türkiye'yi küçük düşürme çabaları her geçen gün artıyor.

Buna karşın, bu tablonun sorumluluğunu üstlenen de, sorumluları ortaya çıkaran da, ‘‘Evet; şu nedenlerle o gün başka bugün başka karar verdik’’ deme cesareti gösteren de yok.

Ama bugünkü tablonun devamının en çok Başbakan Erdoğan'ın başını ağrıtacağı kesin.

Bu nedenle hesap sorma kararı da daha çok kendisinin sorunu.

X