Gündem Haberleri

    Asker işini, sivil de kendi kendi işini yapın

    Hürriyet Haber
    19.03.2005 - 00:00 | Son Güncelleme:

    KKK’nın geçenlerde “Irak politikamız yok” demesi hem Gül, hemde hem de dışişleri bakanlığı tarafından sert şekilde eliştirildi. ORG. Büyükanıt’ın konuşmaları eski gerilimli günleri hatırlattı. KKK, bunları neden MGK’da söylemiyor da, kokteylerde gazetecilere anlatıyor.Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt hafta içinde Ankara’da bir koktelde gazetecilerle konuşurken, Türkiye’ye sızan PKK’lı sayısının artışından şikayet etmiş. Terör örgütü üyelerinin 1999’daki rakkamlara vardıklarını, Kıbrıs’taki durumdan üzgün olduğundan, donanımlarının eksikliklerinden söz etmiş. Açıkça sivil hükümeti eleştirmiş.Sözleri çok önemli.Eminim bu rakkamlar, askeri istihbaratın duyum ve tahminlerini yansıtıyordur. Kimse kesin rakkamı bilemez. Irak sınırındaki dağlarda turnike yok ki, her geçeni sayabilelim. Bu insanları dürbünle de sayamazsınız. Ancak, üç aşağı beş yukarı tahmin edilebilir. Demek ki bir kıpırdanma var.Org. Büyükanıt’ın diğer saptamayı daha da çarpıcı. PKK’nın savaşçı sayısı artarken, güvenlik kuvvetlerinin elindeki yasal silahların azaldığına dikkat çekiyor. “ Olağanüstü Hal uygulaması kalktı, yasalar değişti” diyor. Sonra da, hem hükümeti, hemde dışişleri bakanlığını, son dönemlerde hiçbir üst düzey komutanın ağzından duymadığımız ağırlıkta suçluyor: “Irak politikamız yok...Bu serzenişin altında acaba, “Eskiden Kuzey Irak politikasını asker yapardı. Şimdi sivillere geçti ve işte durum ortada” anlamına gelecek bir serzeniş mi var?Büyükanıt’a hem Gül, hem de dışişleri diplomatları ilk defa açıkça ve sert tepki gösterdiler. Herhalde basına konuşup gerilim yaratmamak için, kulaklara fısıldanıyor ve toplantılarda seslendiriliyor.Bizde merak ediyoruz, bu böyler sanki iki ayrı ülkenin yetkilileriymiş gibi davranmaktan ne zaman kurtulacaklar? Ne zaman bir araya gelip konuşmak, sorunları çözmek yerine, neden medya üzerinden mesajlaşıyorlar?Org. Büyükanıt şikayetlerini neden MGK’da söylemiyor da, kokteylerde gazetecilerle paylaşıyor. Artık eski sivil-asker gerilimlerinin yaşandığı günlere geri dönmek istemiyoruz. Bu yönden Org. Büyükanıt’ın konuşmasını yadırgadık.Yoksa bazı kesimlere “biz buradayız, her an ağırlığımızı koyarız” mesajı mı verilmek isteniyor?Ne zaman siviller kendi işleri, askerler de sadece kendi işleriyle uğraşacaklar?* * *TALABANİ, NEREDEN NEREYE GELDİ ?Celal Talabani’nin, Irak Cumhurbaşkanı olmasıyla ilgili Kürt-Şii anlaşmasının, bölge açısından ve genelinde de Kürtler açısından son derece büyük, sembolik bir önemi var.Ankara’ da kimileri Talabani’ yi sevmez.Onu fırıldak gibi görürüler. Herkesin duymak istediğini söyleyen, ardından da verdiği sözlerde durmayan bir lider olarak görürler. Oysa bakın, Talabani nerelere kadar çıkmasını bildi.Bir zamanlar (1970-80’lerde) Ankara’daki resmi söylem, hatta medya’da “Irak’lı ayrılıkçı bir grubun sözde lideri“ şeklindeydi. Devletin üst düzeyi katiyyen konuşmaz, Türk-Irak sınırındaki, ya kaymakam veya MİT temsilcisi düzeyindeki görüşmelerle yetinilirdi..Talabani bunlara hiç aldırmadı. Siyasette sadece, ayakta kalmanın önemini bildiği için, gerektiğinde her nabıza göre şerbet verdi.Sonunda da kazandı.Talabani’nin Irak Cumhurbaşkanlığına getirilmesi, daha şimdiden bölgede kıpırdamalar yaratmaya yetiyor. Cumhurbaşkanlığı mevkii, istediği kadar geçici olsun, sembolden öteye gitmesin, istendiği kadar yetkisiz olsun.Adı “Cumhurbaşkanı” ya, bir Kürt lidere bu kadarı da yeter.Talabani’ nin bu noktaya çıkması, Kürtlerin ilk defa “ayrılıkçı güç” nitelemesinden çıkarıldığı ve adam yerine konulduğunun işaretidir. Kürtleri, Irak’ ı bölen değil, Irak’ı bir arada tutacak bir toplum olarak görüldüğünün mesajıdır.Sadece bu kadarla da bitmiyor.Talabani’nin atanması, göreceksiniz, bölgedeki ve Türkiye’deki Kürt sorununa da belli ölçülerde yansıyacaktır. Kürtlerin kendilerine güvenlerini arttıracaktır. Belki bazılarımız “eyvah, şimdi kalkıp bizimkiler de daha fazla siyasi hak isterler”diyebilir. Bu öngörüler haklı da çıkabilirler.İyisi mi, bizde bu yeni gelişmeye hakkını verelim ve değerlendirelim. Zira görünen köy kılavuz istemiyor. Kürt sorunu artık temelinden değişiyor. PKK’yı da, HADEP’lilerin siyaset yaklaşımlarını da aşıyor...POLONYALILAR AYNI BİZE BENZİYORLAR !Bu hafta başında, günü birliğine Varşova’ya gittim.MANŞET (CNN TÜRK Haftaiçi hergün 17.00) programı için, Polonya’nın başmüzakerecisi Yan Truzinski ile söyleşi yaptım. Bana, Polonya kamuoyunun müzakereler öncesi tutumunu, müzakereler başladıktan sonraki değişimi ve şimdiki ortamı anlşattı.Hayretler içinde kaldım.Nasıl benzeşiyoruz, tahmin edemezsiniz.Onlarda da bizim gibi Ulusalcılar var. En çok kullandıkları sloganlar da şöyle:“ Gireceksek onurlu girelim... Brüksel ne derse yapmamalıyız... Durmadan ödün veriyoruz... Egemenliğimiz ve bağımsızlığımız elden gidiyor.” Müzakereler öncesindeki destek yüzde 70-80’lerdeymiş. Ancak, müzakerelerin başlamasından sonra bu oran düşmüş. Zira doğal olarak, çıkar çatışmaları ortaya çıkmış.Peki şimdi (yani tam üyelik başladıktan sonra) durum ne ?Truzinski , kuşkucuların “İşte girdikte ne oldu, aynı tas aynı hamam “ dediklerini, ancak genelde ve özellikle çiftçilerin çok memnun olduklarını söyledi. “Nedeni de, Brükselden gelen yardımlar sayesinde cepleri para görmeye başladı.” dedi.Polonyalılar da bizim gibi egemenlik ve onur konularında son derece duyarlılar. Brüksele kuşkuyla bakıyorlar. Ancak bizdeki “ne yapsak almayacaklar” kompleksine hiçbir zaman kapılmamışlar.Çok merak ediyorum, bizdeki HAYIR cephesi, tam üyelik başladığı gün ne diyecek ? Eminim yeni gerekçeler üretirler.ANAP, ŞİMDİ DYP’Yİ TEHDİT EDEBİLİR...ANAP’ın durumu hiçte iç açıcı değildi.Koskoca bir parti göz göre göre eriyip gidiyordu.O hale gelmişlerdi ki, DYP’lilere ANAP ile birleşmeleri gerektiğini söylediğinizde, “ Nesiyle birleşeşelim? ANAP zaten eridi ve bize katıldı. Çaba harcamaya dahi gerek yok.” derdiler.Mumcu’nun partinin başına geçeceği duyulduktan bu yana, önce erime yavaşladı, hatta yavaş yavaş bir toplanma işaretleri dahi geliyor.Eğer ANAP’lılar miraslarına sahip çıkabilirlerse, parti tekrar doğrulabilir. Değiştiklerini, eski yaklaşımlardan kurtulduklarını topluma gösterebildikleri oranda güçlenebilirler.Herşeyi Mumcu’ dan bekledikleri taktirde ise, yine oldukları yerde sayarlar.Bu arada DYP’nin de hesaplarını yeniden gözden geçirmesi gerekiyor. Durum değişti. ANAP eskisi gibi, çantada keklik değil. Tam aksine DYP’nin oyları için tehdit oluşturabilir. Unutulmaması gereken en önemli unsur, DYP’nin de sanıldığı kadar kendine güvenmemesi gereğidir. En doğrusu, her iki partinin de birlikte hareket etme planlarını yeni bir gözlükle tekrar incelemeye almalarıdır.KABA İNSANLARIZ VESSELAM...Kadınların dayak yedikleri gösteri hala ağızlarda.Polonya’da bile, AB işlerinden sorumlu Devlet Bakanı olayları sordu. “Televizyondaki resimleri görünce, kendi kendime, eyvah Türklerin işi zor, dedim.” dedi.Ancak bakıyorum biz hala gerekçeler buluyoruz.Polisin psikolojik sorunlarından maaş azlığına, provokasyon karşısında kalmalarından moral bozukluğuna kadar her türlü özürü ortaya atıyoruz.Hele kamuoyumuzda, neredeyse polise alkış tutulacak.Çok azımız olayın vahametinin farkında.Dayağa öylesine alışmışız ki, sanki doğal geliyor.Bizler çocuğumuzu döverek terbiye etmeye alışmışız. Polis döverek suçluyu bulmaya alışmış. Durum böyle olunca da tabii, olaylar çoğumuza doğalmış gibi görünüyor.Ancak hayır, yanlış yaklaşımlara alışmayacağız. Doğrusunu yapmaya alışacağız.
    Etiketler:

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı