"Güzin Abla" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Güzin Abla" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Güzin Abla

Aşk ve yaratıcılığın gücü bütünleşirse

Uzun zamandır televizyondaki bir yapım sadece dizi olduğu unutularak, inanılmaz bir tepkiyle karşılaştı. ınsanlar nedense bunun Osmanlı dönemi aleyhine ve şanlı tarihimizi karalamak amaçlı olduğuna karar verdiler.

Televizyonda bugüne kadar yüzlerce dizi izledik. Hemen hemen hepsinde bir kesimi, bir mesleği, bir topluluğu ya da en azından erkekleri ya da kadınları aşağılayıcı, küçük düşürücü bazı öğeler vardı. Ama kimse bu dizileri yargılamadı.
Bu da bir dizi sonuçta, tarihi gerçekleri birebir yansıtmayabilir. Bir hikaye, bir romandır. Kaldı ki, hepimizin bildiği gibi, Osmanlı sultanlarının haremleri vardı, cinsel hayatları da oldukça faaldi. Savaşmadıkları zamanlarını hanımlarıyla geçirirlerdi.
Bir diziden elbette tarihin aynası olması beklenemez. Kanuni’nin bir hükümdar olarak başarıları varsa, bir erkek olarak da elbette herkes gibi zaafları da vardı. Hürrem Sultan’ın saraya ayak bastığı andan itibaren çevirdiği entrikalar da bilinir. Osmanlı hükümdarının yaşamında önemli rolü olmuştu. Kısacası, bu diziyi tarihten esinlenilse de bir kurgu olarak görmek gerekiyor.
Ama şimdi size internet kanalıyla elime geçen, bir tarihi gerçeği, çok büyük bir aşkı; Kanuni’nin kızı ile Mimar Sinan’ın karşılıksız aşkının öyküsünü aktaracağım. Ve büyük sanatçının aşkın gücüyle yarattığı inanılmaz eseri.

Mimar Sinan ve Mihrimah Sultan’ın büyük aşkı

Şu anda televizyonda ilgiyle izlenen “Muhteşem Yüzyıl” dizisinde, o yüzyıla adını vermiş padişah Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı olan Mihrimah Sultan 17’sine bastığında, iki kişi onunla evlenmek ister.
Mihrimah, yani tam açılımıyla Mihrü Mah, Farsça’da “Güneş ve Ay” anlamına gelir. Genç kızla evlenmek isteyenlerin biri Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa, diğeriyse Mimar Sinan’dır. Padişah kızını Rüstem Paşa’ya verir.
Çünkü Koca Sinan evlidir, ellili yaşlarındadır ama Mihrimah Sultan’a deliler gibi aşıktır! Gerçi sevdiğine kavuşamamıştır ama aşkını, olanca güzelliğiyle sanatına yansıtmıştır.

SULTAN İÇİN CAMİ YAPTI

Üsküdar’a, sarayın isteğiyle, 1540 yılında Mihrimah Sultan Camii’nin temelini atar ve 1548’de bitirir. Camiyi yaparken, eserine sanki “etekleri yerleri süpüren bir kadının” dış çizgilerini verir. Derken, ilk kez padişah fermanı olmaksızın, Edirnekapı’da, pek kimselerin uğramadığı ıssız ama İstanbul’un en yüksek tepelerinden birine, ikinci bir eser daha yapmaya koyulur Mihrimah Sultan’a.
Cami küçücüktür. Minaresi 38 metredir, bir adet incecik kubbesi üzerindeyse 161 pencere caminin iç güzelliğini aydınlatır, içerideki sarkıtlar ve minare kenarındaki işlemeler, Mihrimah Sultan’ın topuklarını döven saçlarını anımsatır insana. ışte aşka adanmış iki eser.

MÜTHİŞ HESAPLAMA

Şimdi, gidin Edirnekapı ve Üsküdar’da camileri aynı anda görebileceğiniz bir yer seçin. Ve 21 Mart’ta yani gece ile gündüzün eşit olduğu o günde seyreyleyin. Unutmadan, 21 Mart aynı zamanda Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür.
Göreceğiniz manzara şudur: Edirnekapı Camii’nin tek minaresi ardından tepsi gibi kıpkırmızı güneş batarken, Üsküdar’daki camiinin ardından ay doğar! Mihrü Mah eşittir Güneş ve Ay. Bu nasıl akıllara ziyan bir hesaplamadır, nasıl bir güzellik anlayışı ve nasıl bir aşktır?
ışte aşkın gücü bu ve böyle aşklar artık ne yazık ki sadece tarihin sayfalarına gömülü...
X