"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Aşk uğruna ölünür mü

Filmi “boş bir gençlik filmi” olarak basite indirgemek hata. Film çok iyi. Oyuncular inanılmaz başarılı. Vampirler gerçek olsaydı, kesin bu Robert vampir derdim.

Filme, hedeflenen yaş kitlesinin gözünden bakarsanız, oturup “Hani benim vampirim?” diye sayıklarsınız. Bir anne olarak filmde beni tek düşündüren “aşk uğruna vampir olmayı göze alma, ölmeye de hazır olma” fikri. Ha gerçi “buna gelene kadar ne filmler gördük” diyeceksiniz. Doğru. Ama o zaman ben anne değil çocuktum, annemin derdi beni hiç germezdi.

Film bitince kızlara dönüp “Bakın bu bir film. Senaryo da, çocuk da çok iyi kabul, ama film işte! Üstelik insan gerçek hayatta aşkı uğruna “bu şekilde ölmeyi” asla göze almamalı. Çok kaptırmayın, toplayın bakayım aklınızı başınıza!” diye geveledim. Ha beni ciddiye aldılar mı bilmem. Ama bu bahaneyle gerçek hayattan örnekler verdim. “Vampir diye bir şey yok ama, yarın öbür gün karşınıza atıyorum uyuşturucu bağımlısı biri çıksa (dağlara taşlara!), uğruna ölmeyi de bağımlı olmayı da asla göze almayın, almamalısınız ve mutlaka bizden yardım istemelisiniz, derhal!” dedim bastıra yutkuna.

Sonra da acı acı güldüm halime. Annelik böyle işte. Ürkütüverdi fikir beni. O yüzden, filmi çocuğunuzla beraber seyredin demek istedim. Heyecanlarını, fikirlerini paylaşın. Eleştirin. Tartışın hakkında mutlaka. Hem de yakışıklı vampire kapılmanın zevkini çıkarın. Filmi ne küçümseyin, ne de umursamazlık yapın. Kaçayım derken kesin siz de tutulacaksınız bu tufana; bence farkında olup çocuğunuzun yanındaki yerinizi alın.


Yonca

“evham-ella”

 

Bir vampire vuruldum

 

Durumum vahim. Kendimi kaybettim. “Twilight” olayına girdim ve çıkamıyorum. “New Moon”u da gördük. Saçı başı yoluyoruz kızımla. Ama ben, bu “Alacakaranlık fenomenini” bir bütün olarak ele almak istiyorum ısrarla. Dünya çapında 85 milyon adet satan kitabı kızımla beraber okuyorduk; “Nasıl da akıllıca, nasıl da sürükleyici!” derken derken, kızım kendini kaybetti, teneffüste, arabada, tuvalette okur oldu. Derken arkadaşı ile bir akşam bizde kalıp ilk filmi seyretmelerine izin vermem için bana yalvarmaya başladı.


Suratına taktığı o inanılmaz zavallı ifadeyle birlikte bir hafta boyunca odayı şaşılacak şekilde düzenli tutma, dolap kapılarını kapatmaya başlama gibi “iyi huylu” davranışlar sergileyince, karşı koyamadım, filmi aldım geldim. Heyecanla yerleştiler kanepeye ve o da ne? Film başladı, çocuklar bitti! Resmen hipnotize oldular gözümün önünde. Ben de bu arada sözde çaktırmadan onlara göz kulak olup yazı yazıyorum, güya!


O Edward bir çıktı ekrana, bende de film koptu iyi mi! İşi gücü bıraktım, oturdum yanlarına ve başladım heyecandan, tırnaklarımı yolmaya. Eğer ben de bu hale geldiysem, bu filmde kesin üzerinde düşünülmesi ve tartışılması gereken bir şey vardı. Hem bunca insan da yanılıyor olamazdı. E Yonca da hiç yanılmadı, Vampir Edward’a abayı feci yaktı!


Yonca

“hayran-ella”


Karate Kid de kimmiş

 

Hikaye; vejetaryen vampirimiz ve sade vatandaş soluk beniz kızımız arasındaki imkanlı kılınmaya çalışılmış imkansız aşktan yola çıkıyor ya... Ve bu aşk hem ihtiraslı, hem vahşi, hem masum, hem ulaşılmaz, hem de tutkulu ya, e daha ne olsun! Bırakın ergen mergen olmayı, ben bu yaşta dedim acaba bu mudur hayallerimizin adamı? Vampirimiz, “erdemli, nefsi kuvvetli” vejetaryen bir aileden; kültürlü, düşünceli, hassas filan ya, iyice çekiyor insanı.

Edward nefsini kontrol ettikçe insan inadına “Sen boşver, gel ısır beni abi!” diyor, töbe yani! Bu “insan kanı akıtmama, efendim nefsini kontrol etme, evlenmeden olmaz vs...” alt bantlarını da ilginç buldum, üzerine destan yazabilirim, ama kısa keseyim yine. Zaten siz onu bunu bırakın, yok böyle bir çekicilik diyorum size! (Anne olduğumu hatırlamam lazım buralarda bir yerde!) Hele de bizim gibi saftirik Karate Kid hayranı bir jenerasyondan geliyorsanız, lütfen antik gözlüklerinizi çıkarıp şu Edward Cullen rolündeki Robert Pattinson’a yakından bir bakın lütfen. İnsan bu çocuğu izledikten sonra akşam oturup “Ben de bundan isterim, bana ne yaaa!” der mi demez mi söyleyin. Biraz da James Dean havası var gibi. Bayıldım bayıldım bayılıyorum yani. (Ben kurtçu değil, sadık vampirciyim hâlâ!)


Baktım bizim kızlar da ruhu teslim edecekler, bu sefer başladım olaya anne gözlüğümle bakmaya. Çocuk kızı öptü öpecek, bizimkiler komada; çocuk kızı kucağına alıyor, bizimkilerin nefesi tutulmuş, kurban olacaklar tek bir lafına; kazara Edward “Öl!” dese Bella’ya, bizimkiler de feda edecek kendilerini anında! İşte o an şimşek çaktı kafamda. Muhteşem bir film yapmış adamlar, yine. Yine de... Film bitti, beni aldı derin bir düşünce!


Yonca

“derin-ella”

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI