Aşk kendi bildiğini okur!

Güncelleme Tarihi:

Aşk kendi bildiğini okur
Oluşturulma Tarihi: Nisan 20, 2017 16:13

Aşkın kendi hikâyesini, neredeyse o aşkı yaşayanlardan bağımsız bir şekilde yazdığını hissettiren bir roman var elimizde: Canan Tan’dan ‘Başıbozuk Sevdalar’.

Haberin Devamı

Canan Tan ‘Başıbozuk Sevdalar’da tek bir aşk öyküsüne odaklanmıyor. Üniversite öğrencisi Şiir’in peş peşe yaşadığı birkaç ilişkiyi birden anlatıyor. Ve bir aşk hikâyesinden çok, aşkın kendi hikâyesi çıkıyor ortaya.
Şiir, on dördüncü yaşına basarken anne-babasının ayrılacağını öğrenmiş bir turizm işletmeciliği öğrencisi. Boşanma sonrası ne annesinin ne de babasının yanında barınabilmiş. Pamuk Anne dediği anneannesi kucak açmış ona. Ta ki üniversitede tanıştığı can dostu Eda’yla eve çıkana kadar...
Asıl macera ya da aşkın hikâyesi bundan sonra başlıyor ama o arada yaşananlar da önemli. Çünkü anne-babasının Şiir’e karşı bilinçli bir sevgisizlik duyduğuna tanık olmuyoruz. İki tatil denemesi oluyor Şiir’in. İlkinde babasının yeni eşi, Şiir’i kovmaktan beter ediyor. İkincisindeyse annesinin epey genç yeni kocasının sululukla karışık tacizine uğruyor. Fakat ne evden kovuluşu babasında ne de tacize uğrayışı annesinde ciddi bir tepkiye yol açıyor. Üzülseler de kızsalar da ‘başıbozuk sevdalar’dan, yani aşkın kendi hikâyesinden nasiplerini almaya devam ediyorlar onlar da. Daha Pamuk Anne’si kadar dışına düşmemişler aşkın başıbozuk hikâyesinin.
Canan Tan’ın karakterlerine ve olaylara inandırıcılık, hatta insaniyet katan mizahı, sonunda hep dokunaklı bir hal alır. Bu romanda da öyle oluyor ve kendisine doğum günü armağanı gibi sunulan boşanma kararı da sonrasında yaşananlar da Şiir’de tuhaf bir kabule yol açıyor. Anne-babası nasıl ki kendisine karşı bilinçli bir sevgisizlik duymuyorsa, o da onlara karşı marazi bir nefret ya da kırılganlık duymuyor. Onun bu örtülü kabulü, aşkın kendi hikâyesini neredeyse o aşkı yaşayanlardan bağımsız bir şekilde yazdığı, kişilere de ancak yazılanı oynamanın düştüğü havasını yaratıyor okurun bilinçaltında.
Şiir’in roman boyunca yaşayacağı, biri daha başlamadan bitecek olan üç ilişki, işte en çok bunun kabulüyle şekilleniyor. Evet, diyorsunuz, dünya dünya olalı beri aşk için ne şiirler, ne şarkılar yazılmış. Hepsiyle birlikte ve bizim için çok farklı olacağı yanılgısıyla kapılıyoruz aşka. Fakat sonunda hepimiz layığımızı buluyoruz. Milyonlarca yıldır aşkta düşülen tuzaklar, yapılan yanlışlar, inanılan yalanlar belli. Bunları bilerek aşka yelken açıyoruz ama aşkın kendisinin yazdığı başıbozuk hikâyenin dışına çıkamıyoruz. Ve o hikâye işte bu yüzden bizim layığımız haline geliyor. Toy bir genç kızın yaşadığı aşk deneyimleri, okurun kendi aşk hikâyesine en çok bu sayede yakınlaşıyor.
Yazınsal açıdan epey riskli olan alanlar, Canan Tan’ın kurduğu bıçak sırtı denge sayesinde tuhaf bir gerçeklik kazanıyor. Nasıl ki aşkın başıbozuk hikâyesini aslında kendimize yakıştıramadığımız halde onu yaşamaktan kaçamıyorsak, bu aşırı sayılabilecek psikolojilerin de kendi gerçeğimizin parçası olabileceği hissine kapılıyoruz. Kendimize biçtiğimiz hayatla yaşadığımız hayat arasındaki uçurumu görüyor ve galiba o uçurumun kabulüyle okuyoruz Canan Tan’ın anlattığı hikâyeleri...

Haberin Devamı

Aşk kendi bildiğini okur
BAŞIBOZUK SEVDALAR
Canan Tan
Doğan Kitap, 2017
336 sayfa, 25 TL. .

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!