« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Aşk geride kaldı

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME

Röportajdan çıktıktan sonra aklıma gelen ilk soru şu oldu: ‘‘Bu İngiliz beyefendisinin, 'Türkiye'de Futbol' gibi artık kavganın-dövüşün, küfürün-dayağın ve zaman zaman cinayetlerin kol gezdiği bir dünyada işi ne?’’

Çünkü O, karşısındaki kadın sigara tabakasına elini uzattığı an yerinden fırlıyor, çakmağını çıkarıp sigarayı ayakta yakıyor. Telefon konuşmalarına kulak misafiri olduğunuzda, ince bir nezaketin her türlü sözsel ifadesine rastlıyorsunuz, cümleler arasında. En hafifinden eleştirel bir görüş bildirmesi gerekiyorsa, konuya ‘‘Bunu üzülerek söylemek zorundayım ki...’’ diye giriyor. ‘‘Fanatik’’ kelimesini kullanmaktan bile imtina ediyor.

Seviyesiz bir demeç verdiği; birilerine çamur attığı; rakiplerinin aleyhinde konuştuğu görülmemiş, küfür ettiği duyulmamış. Polemikten, politik laflardan, dedikodudan uzak duruyor, ‘‘sorunlu’’ şeylerden konuşmayı hiç sevmiyor. Futbolu ‘‘fütbol’’ diye telaffuz ediyor.

Tam 54 yıldır Beşiktaş camiasıyla özdeşleşmiş; 14 yıldır Beşiktaş Spor Kulübü'nün başkanlığını yapan ve geçtiğimiz günlerde sekizinci kez bu göreve seçilen Süleyman Seba, sözkonusu kişi. Seba demek Beşiktaş demek. Hayatı baştan sona, sabahtan geceye Beşiktaş'a adanmış. 1960'lardan itibaren yönetim kurulunda olduğu Beşiktaş'a 1983 yılında ilk kez başkan seçildiğinde ‘‘Kulübün bir dikili ağacı bile yoktu, tersine milyonlarca lira borcu vardı’’ diye anlatılıyor. Şimdi ise trilyonlarla açıklanan bir servet sözkonusu. Beşiktaş Müzesi'ni kupalarla, İstanbul'u tesislerle donattığı efsane gibi dilden dile dolaşıyor. Ama tabii ki O bunlardan sözetmekten hoşlanmıyor.

1926 Sakarya Karasu doğumlu. Anne tarafı saraylı.

Babası Atatürk'ün yakın arkadaşlarından Rıza Bey. Abhaz kökenli. Ortaokula Galatasaray Lisesi'nde başlamış ama birkaç ay sonra ayrılıp Kabataş Lisesi'ne gitmiş. Galatasaray'daki o birkaç ayı için zaman zaman onu kızdırırlarmış, o da ‘‘Kardeşim ben GS'nin pilavını bile yemedim’’ diye cevaplarmış onları. Ben de deştim bu konuyu biraz, hani belki altından Beşiktaş filan çıkar diye: ‘‘Yok efendim, birkaç ay issari okudum, sonra ayrıldım, 11 yaşındaydım, Beşiktaş'la alakası yok’’ dedi.

Seba, tüm eski futbolcular gibi, ayakkabılarını bile kendi temin ederek, bir formayla bir sezon geçirerek 8-10 yıl futbol oynamış. 1954'ün sonunda sakatlığı nedeniyle bırakmış futbolu, ‘‘memuriyet’’e geçmiş. Ama devlet de ayıramamış onu kulübünden; izinli olarak, bu kez yöneticilik koltuklarına oturarak sürdürmüş ilişkisini.

Belirli bir kesim tarafından ‘‘Despot’’, ‘‘Diktatör’’ gibi sıfatlarla anılsa da genel olarak dürüstlüğü, prensipliliği, efendiliği ile tanınıyor. Bir de Beşiktaş aşkıyla! Hayatında Beşiktaş dışında hemen hemen hiçbirşey olmamış; bir kadın bile... Sadece bir kadın, o da annesi!

Bir de MİT var tabii; 40 seneyi aşkın bir süre Milli İstihbarat Teşkilatı'nda çalışan, İstanbul Bölge Müdürlüğü'nden emekli olan Seba, spor dünyasının tek ‘‘memur’’ başkanı! Bu nedenle ‘‘Arabacılar’’ın Beşiktaş'ı, uzun bir süre ‘‘Devlet Kulübü’’ olarak anılmış; ama işin o kısmı da gölgede, yani kendisi tarafından ‘‘pek’’ konuşulmuyor.

Kısacası, böyle bir adamla röportaj çok zor oluyor... Bittiğinde anlıyorum ki, onun için de öyle. Çünkü ‘‘İnşallah bitmiştir, hadi bir kahve-çay içip sohbet edelim’’ diyor sevinçle.

Nasıl bırakacaksınız Beşiktaş'ı?

- Beşiktaş beni bırakmadan... Her şeyin bir zamanı, yeri var. Biz buraya bir rekor denemesi yapmaya gelmedik.

Beşiktaş sizi bırakacak mı?

- İki sene sonra herhangi bir Beşiktaşlı'dan farkım kalmayacak. Bazıları bırakmaz filan diyor, ben bu kadar da koltuk meraklısı değilim.

TARAFTAR TAKIMIN İYİ OLMASINI İSTER

Siz efendiliğiniz, nezaketiniz, kavgayı küfürü sevmemenizle tanınıyorsunuz. Türkiye'de futbol dünyası ise tam tersi bir tutum içinde. Nasıl uyum sağlıyorsunuz?

- Bizim dönemimizdeki anlayışla, şimdiki anlayış arasında çok fark var. Bu bir jenerasyon meselesi. Değişen zamanla herşey değişiyor, sporda da öyle. Ayak uydurmaya çalışıyoruz. Mecbursunuz, bir göreviniz var. Mümkün mertebe kendi mizacınıza yatkın bir şekilde, arkadaşların da gösterdiği alaka sayesinde bugünlere geldik. Takımınız kazanırsa onun getirdiği sevinçle toplum bir başka türlü oluyor, bakmayın karşı tarafın ufak tefek, kışkırtma demiyeyim de... hareketleriyle sevinci törpülemek istediği zaman çıkan olaylar başka, gayet sathidir, geçer gider. Fakat diğer olaylarda, taraftar her zaman takımının iyi olmasını ister.

Anlayışla karşılıyorsunuz yani...

- Karşılıyoruz ama takımın sıkıntılı dönem geçirmesine de önce biz yöneticiler üzülüyoruz. Öyle zaman oluyor ki, evinizin önünde slogan atılıyor.

Kalbiniz dayanmadığı için maçları seyretmemeyi sürdürüyor musunuz?

- Maalesef TV'den dahi seyredemiyorum. Doktorlar stresten kaçın dediler. Tabii nasıl kaçınacaksam! O dönem arkadaşlara dedim ki, galip gelirsek arayın beni. O günler çok güzeldi, hep arıyorlardı.

SPORA YAKIŞMAYAN

Ne yapıyorsunuz, telefon başında mı bekliyorsunuz?

- Önce 90 dakikanın geçmesini bekliyorsunuz, sonra da telefonun çalmasını... Nasıl geçtiğini bir Allah, bir de ben bilirim. Gidiyorum, geliyorum, dualar okuyorum...

Son zamanlarda pek aranmıyorsunuz galiba...

- Yoo, arandığımız zamanlar da oluyor. Tabii dediğiniz gibi son birkaç maç dolayısıyla oldu. Sporla uğraşanların kaderi bu...

Kazandığınız son kongre, maşallah bir parti kongresinden farksızdı. Fethullahçı-istihbaratçı tartışmalarının futbolla ilgisi nedir?

- Maalesef bu lüzumsuz olaylar sayesinde spor esprisinden çıkıyor. Bu saha içinde olduğu gibi, kötü bir şekilde tribünlere, dışarıya yansıyor. Spora yakışmayan olaylar. Biz her zaman buna karşıyız. Ama maalesef toplumu istediğiniz şekilde yönlendirmek mümkün değil. Beşiktaş kulübünün çizgisi 1903'ten beri bellidir. Hiçbir politik olayla alakası yoktur.

Ama kongreden sonra sizi destekleyen bir bildiri yayınlandı. Sivil Toplum Kuruluşları Birliği üyeleri, Prof. Türkan Saylan'ın adı da geçiyordu, ‘‘Cumhuriyet düşmanı tarikatlara, demokrasi düşmanı çetelere karşı milletçe kararlı bir mücadele içinde olacağımıza inanıyoruz...’’ filan diyorlar. Anlayamadım.

- Bunu da yanlış değerlendirdiler, sanki biz yapmışız gibi... Sizi şerefimle temin ederim, böyle bir şeye biz asla ve asla tevessül etmeyiz. Bir gün bana bir telefon geldi, görüşmek istediler. Bir sivil toplum kuruluşu... Geldiler, görüşlerini açıkladılar. Gelmeyin mi diyecektim... Bu maalesef karşı tarafın çok değişik yorumlarına sebebiyet verdi...

Tam kongre günlerinde, rakibiniz İhsan Kalkavan'la ilgili eski dava dosyaları, belgeler basına sızdırıldı. Sizden şüphelenildi. Ben de sorayım, acaba eski meslektaşlarınız size bu konuda yardımcı olmuş olabilir mi?

- Hayır efendim! Sizi şerefimle temin ederim, böyle birşey yoktur. Yani biz bunları bir koz olarak kullandık, öyle mi? Herşey söyleniyor. Tabii demokratik ortamda muhalefet elbet olacak. Ama kişileri karalamak, istenmeyen şeyleri söylemek, Türkiye'nin her sahtında maalesef olan şeyler.

Susurluk tartışmalarıyla aranız nasıl? Ne de olsa eski mesleğinizle alakalı...

- Senelerdir bu işlerden uzak bir emeklilik hayatım var. Tabii üzülüyorsunuz, niye böyle olmuş diyorsunuz, içeriğini bilmek benim için mümkün değil. Ben tanık olmadım böyle şeylere.

Hayatınızda annenizden başka kadın olmadı mı?

- Olmuş olabilir yani...

Bakın size birşey söyleyeyim. Bu doğal birşey değil mi? Bana herkes soruyor, ben yalnız başıma yaşıyorum. Özel hayatımda emin olun, bir şey yok. Bugüne kadar öyle toplum önünde afişe olacak, öne çıkartacak birşey olmadı, bu bir yapı meselesi.

Afişe olması gerekmiyor, hiç aşık olmadınız mı mesela? Birlikte olmak istediğiniz bir kadın...

- Gençlik yıllarımızda belki olmuş olabilir, artık çok geride kaldı.

TELEVOLE'YE KARŞIYIZ

Peki böyle kendi halinde, Beşiktaş'tan başka birşeyini kimseyle paylaşmayan sizi, nasıl oldu da Tadelle reklamında oynamaya ikna ettiler?

- '93'teydi, son şampiyonluğumuzdan önce. Daha şampiyonluğa aşağı yukarı üç ay vardı. Geldiler. Dedim ki, mümkün değil, ben zaten böyle şeylere yatkın değilim... Çok ısrar ettiler, biz sizin kişiliğinize uygun bir film çekeceğiz, dediler. Bunun üzerine ‘‘Takım bir şampiyon olsun, tekrar görüşürüz’’ dedim. Hakikaten o güzel günleri yaşadık. Tekrar geldiler. Hayatımda ilk defa böyle birşey oldu.

Eminim çok zor olmuştur...

- Muhakkak. 14. çekimde filan oldu galiba. Hele o küçük, çok yaramazdı. Koşuyor, sahaya fırlıyor, hadii peşinden gidiyorlar, getiriyorlar. Oğlum diyorum, bir dur da şu iş bitsin, gidelim. Hiç alışamadığım bir olay.

Ama şimdiki futbolcuların her biri adeta bir televizyon yıldızı...

- Herşeyi engelleyemiyorsunuz. Biz Televole programlarına her zaman karşıyız. Çünkü artık bir spor programı olması dışında herşey, tamamen magazin. Onu da aşan lüzumsuz şeyler. Ben seyretmiyorum.







Bunları da Beğenebilirsiniz
İlişkili Haberler