"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Aşk, gerçekten bu kadar yıkıcı mı?

Bugün size farklı bir hikâye anlatacağım. Gerçek bir hikâye. Bu sabah duydum, çok etkilendim, sizinle de paylaşmak istedim.

9 YIL ÖNCE...
Hikâyenin kadın kahramanının adı Fatma olsun.
Erkeğinki de Ahmet.
Âşık oluyorlar.
Kızın ailesi önce itiraz ediyor, çünkü aralarında 19 yaş fark var. Fatma henüz yirmilerinin başında. Ama deli, zapt edilemeyen bir tay gibi, başına buyruk, dediğim dedik, “Ya evlenmemize izin verirsiniz, yoksa kaçarım” diye tutturuyor.
Kararlı bir kadının karşısında kim durabilir ki hayatta?
Fatma’nın babası Kemal Amca, Halil Ergün’ün oynadığı baba tiplemelerine benziyor. Mert, dürüst, düzgün bir adam, “Ne yapalım, varsın 19 yaş fark olsun aralarında, Ahmet iyi bir adam” diyor ve bu evliliğe izin veriyor.
Damadını gerçekten de bağrına basıyor. Fatma ile Ahmet evleniyorlar, bir kızları oluyor, adı olsun Nisan.
Ahmet, kızı Nisan’a tapıyor, bir dediğini iki etmiyor, baba-kızın gerçekten sevgi dolu bir ilişkileri var. Mutlu mesut zaman akıp gidiyor.

1 YIL ÖNCE...
Her şey gayet iyi görünüyor.
Fatma ile Ahmet, kimseden bir farkı olmayan normal bir çift. Ahmet kızına, karısına çok düşkün. Kızları Nisan gelmiş 6 yaşına, bıcırık, tatlı bir kız.
Ve işte ne oluyorsa, bir yıl önce bu zamanlar oluyor.
Günlerden bir gün, Ahmet, her zamanki gibi, işinden evine geliyor. Kapıyı açıp elektrik düğmesine uzandığında...
Karnına bıçağı yiyor.
O da ne!
Eli bıçaklı iki kişi ona saldırıyor, ne olduğunu, neden olduğunu anlayamadan 27 yerinden bıçaklanıyor.
Ahmet iriyarı bir adam, saldırganlara direniyor, boğuşuyorlar, ev altüst oluyor. Can havliyle kendini balkona atıyor, “İmdat beni öldürecekler!” diye bağırıyor. Üst komşu duyuyor, “Evladım yetişiyorum ben!” diye aşağıya koşuyor, o arada hırsızlar kaçıyor.
Ahmet, konu komşunun yardımıyla hastaneye yetiştiriliyor.
Yol boyu da, “Daha kızım çok ufak. Ölmek istemiyorum, lütfen beni kurtarın” diyor.
Fatma mı nerede?
Annesinde. Nisan’ı alıp ziyaretine gitmiş. Olanları duyunca apar topar hastaneye koşuyor. Aileler perişan. Herkes dua ediyor.
15 gün yoğun bakımda kalıyor Ahmet. Ama ne yazık ki, bütün çabalara rağmen kurtarılamıyor.
Elin iki herifi yüzünden, pisi pisine hayata gözlerini yumuyor!

Polis, evde ilk incelemelerini tamamladıktan sonra...
“Hiçbir iz, hiçbir ipucu, hiçbir kanıt bulamadık” diyor.
Ahmet’in ailesi sadece üzgün değil aynı zamanda kızgın da, onlar Doğulu, “Bunu yapanın yanına bırakmayız” diyorlar, üç erkek kardeşi var Ahmet’in.
Ama kim yaptı bilen yok.
Evden çalınan bir şey de yok.
Ne bir ipucu, ne bir kanıt...
Fatma perişan vaziyette, Ahmet’in fotoğraflarını göğsüne bastırarak kendini yerden yere atıyor. Dövünüyor. Gözyaşları sel oluyor. Ağıtlar yakıyor, “Gitti Ahmet’im gitti” diye.
İçler acısı bir görüntü.
Herkes Fatma için üzülüyor, âşık olduğu eşini kaybetti, ailesi yıkıldı diye.

Ahmet gömülüyor.
Ahmet’in annesi şoka giriyor.
6 yaşındaki kızı, “Babam nerede?” diye sorup duruyor, gidip gidip babasının tişörtünü kokluyor.
Kardeşleri suskun, bekliyorlar, bir ipucu bulunsun da peşine düşsünler diye.
Fatma’nın Halil Ergün tiplemelerine benzeyen babası kızına soruyor: “Bize anlatmadığın, eksik bıraktığın, unuttuğun, aklına gelmeyen bir şeyler olabilir mi?”
“Yooo” diyor Fatma.

Diyor ama...
Polis, ifadesini almak üzere çağırıyor.
Ve o gün Fatma’yı tutukluyorlar.
Meğer polis, cinayetin izini rahat takip edebilmek için “Hiçbir ize rastlamadık” demiş, oysa evde, hem maktulün hem de faillerin parmak izini ve kanını tespit etmiş. İki kişi olduklarını anlamış.
Biri de sabıkalıymış, peşine düşüp buluyorlar.
Oradan da ikinci kişiye -şimdi burayı dikkatli okuyun- Fatma’nın sevgilisine ulaşıyorlar.
Meğer o diğer kişi Fatma’nın sevgilisiymiş.
Fatma’yı da takibe alıyorlar.
Sevgilisi ve arkadaşına para götürdüğünü tespit ediyorlar.
O gün tutukluyorlar.
 
Hayata bakar mısınız...
Aşkla evlen...
Çocuk yap, aile kur...
Sonra yeniden âşık ol...
Ve ellerinle kurduğun her şeyi yeniden yık...
Buraya kadar anlayabilirim.
İnsanın başına her şey gelebilir, kamyon gibi çarpar aşk, barajlar patlar, bütün düzenini yıkarsın, yeniden bir başka insan olarak var olursun...
Amaaaa...
Biri uğruna, bir başkasının canını kıymayı anlayamam.
Çekip gidin kardeşim, niye öldürüyorsunuz?

O gün gerçekten Fatma kızı Nisan’ı alıp, annesine gidiyor. Annesine “Bir ödemem var, onu yapıp geliyorum” diyor, o sırada, eve gidip, sevgilisine ve arkadaşına kapıyı açıyor.
Kocası işten eve geldiğinde, evin içinde olsunlar ve onu daha rahat bıçaklasınlar diye.
Öyle de oluyor, her şeyden bihaber Ahmet eve girdiğinde 27 yerinden delik deşik ediliyor.

Şimdi Ahmet mezarda.
Fatma hapiste.
Kendine hırsız süsü veren sevgili de. Ahmet’in annesi perişan. Kardeşleri intikam ateşiyle yanıyorlar, dağ gibi ağabeyleri pisi pisine öldürüldü, Fatma da sevgilisi de bir gün hapisten çıkmayı becerirlerse, hayata kaldıkları yerden devam edemeyecekleri kesin.
Nisan bugün 7 yaşında ve o bıcır bıcır halinden eser yok, sakin ve donuk bir çocuk. Bunca şeyi yaşadıktan sonra farklı olması beklenmezdi zaten. Akrabalarında yaşıyor, “Babam gökyüzünde, beni oradan izliyor” diye avunuyor, annesini arada bir cezaevinde ziyaret ediyor ama eskisi kadar sevmiyor çünkü etraftan annesiyle ilgili hep kötü şeyle duyuyor.
Fatma’nın Halil Ergün tiplemelerine benzeyen dürüst babası da hayata küsmüş durumda, “4 kız evlat yetiştirdim. Fatma’da nerede hata yaptım?” diyor, “Bu kız nasıl yapabildi böyle bir şeyi?”

Ben de veremem bu sorunun cevabını. Siz de... Kimse veremez.
Her şey, “Cahillik işte” diye açıklanabilir mi? Ya da “Çünkü Fatma âşıktı” diye...
Bilmiyorum.
Ama aşk bu kadar güçlü bir duygu. Bazen bir delilik hali.
Ve aslında sadece yapıcı değil, yıkıcı...
Ben en çok Nisan’a üzüldüm. Büyüdüğünde nasıl yüzleşebilir insan böyle bir gerçekle?
Ve Fatma...
Nasıl affedebilir kendini...
Edebilir mi...
Var mıdır bunun yolu?

X