Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

‘Asimilasyon bitti’ diyen başbakan

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, nasıl 2005’te ‘Kürt sorunu’ deyip devleti adına özür dileme anlamına gelecek sözler söylediğinde Türkiye tarihi bir dönemeçten geçtiyse, önceki gün de aynı Başbakanın Kürt sorunu bağlamında ‘İnkar, red ve asimilasyon bitti’ demesiyle bir başka bir tarihi dönemeci geçtik.

Hiç şüpheniz olmasın, Başbakan bu son sözleri nedeniyle çok eleştirilecektir. Bir kere, Başbakan Erdoğan’ın ‘Asimilasyon bitti’ demesi, geçmişin politikalarının asimilasyoncu politikalar olduğunun kabulüdür.
* * *
Burası gerçeği inkar edeni bol bir ülke olduğu için, hemen birileri çıkıp ‘Ne münasebet’ diyecektir, ‘Biz hiçbir zaman asimilasyon politikaları izlemedik ki...’
Oysa en basitinden köy, kasaba, ilçe isimlerinin değiştirilmesini, onları bırakın dağ ve ırmak isimlerinin bile Türkçeleştirilmesini asimilasyondan başka bir kelimeyle anamayız zaten.
Türkiye’de asimilasyona uğrayan yegane grup Kürtler de değil üstelik ama en çok onların itirazı duyuldu, en uzun süre onlar direndiler. Umalım ki devletimiz Başbakanın bu sözlerini kuvveden fiile geçirsin, sadece Kürtlere değil Türk ve Sünni’den farklı olan her kesime yönelik asimilasyon politikaları sona ersin.
Tabii Başbakanın sözleri sadece Türk milliyetçileri tarafından eleştirilmeyecek, Kürt tarafından da çok eleştiri gelecek.
Bu eleştirilerin tamamı Başbakanın samimiyetini sorgulamaya yönelik olacak. Başbakan, asimilasyoncu politikaların bugün değil 2002 sonunda AK Parti’nin iktidara gelmesiyle sona erdiğini söylüyor.
* * *
Belki böyle bir niyeti, temenniyi dile getiriyor. Gerçek şu ki, 2002 ile bugün arasında Kürt kimliğinin tanınması yönünde çok sayıda önemli adım atılmış olsa bile, asimilasyoncu politikaların bittiğini söylemek de doğru olmaz.
Aklıma gelen ilk ve en basit örneği vereyim: Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi il sınırları içinde adı değiştirilen köy ve diğer merkezler için iki dilde tabelalar hazırlayıp astı, bu tabelalara karşı Diyarbakır Valiliği yargıya başvurdu ve tabelaları indirtti.
Kısacası Başbakan bu son çıkışı nedeniyle çok eleştirilecek, üstelik eleştirilerin bir kısmı haklı da olacak ama eleştiri gelmesi çok da önemli değil; önemli olan geçmişin politikalarının ‘asimilasyoncu’ olarak nitelenmesi.
Bu nitelemeden sonra o politikaları uzun süre sürdürmek artık imkânsız.

Ayrımcılığın kökenine inmek

İKİ gündür bu köşede sözünü ettiğim Sabancı Üniversitesi’ne bağlı İstanbul Politikalar Merkezi’nin Amerikalı düşünce kuruluşu National Demokratic Institute ile ortaklaşa çalışmasının ayrımcılığa işaret eden bölümleri çok ilginç.
Size İstanbul Politikalar Merkezi direktörü Prof. Dr. Fuat Keyman ile aynı merkezden Özge Kemahlıoğlu’nun rapor yorumundan kısa bir bölümü aynen aktaracağım:
“‘Siz, Siyasi Düşüncelerinizi Çevrenizle Paylaşmaktan Çekiniyor musunuz?’ sorusuna yüzde 81.4 çekinmiyorum cevabını vermiştir. İlk bakışta yüksek bir değer gibi gözükse de yüzde 17.2 kadar bir kesimin ifade özgürlüğü konusunda endişe taşıması sorunlu bir ortama işaret etmektedir. ‘Etnik, dini ve diğer azınlıkların kendilerini yeterince ifade edebildiklerini düşünüyor musunuz?’ sorusuna ise yüzde 49.9 düşünmüyorum cevabını vermiştir. Toplum içinde çeşitli gruplara ayrımcılık yapılıp yapılmadığına dair sorulara verilen cevaplar ise yine endişe vericidir. Bu sorular kişisel özgürlükler ya da grup hakları altında değerlendirilebilinir. Ayrımcılığa en çok maruz kaldığı düşünülen kişiler ya da grupların kadınlar, dar gelirliler, dindarlar ve eşcinseller olduğu görülmektedir. Soru yöneltilenlerin yüzde 50.5’i kadınlara yönelik, yüzde 46.8’i dar gelirlilere yönelik, yüzde 46.1’i dindarlara yönelik, yüzde 43.1’i ise eşcinsellere yönelik ayrımcılık yapıldığını ifade etmiştir. ”
Unutmayın, buradaki rakamlar toplumdaki algıyı yansıtıyor. Yani bizim algıladığımızı.

MHP’ye şantaja sessiz kalınamaz

BİRİLERİ, hepimizin gözünün içine baka baka Milliyetçi Hareket Partisi’ne açıkça şantaj yapıyor.
İşin fenası şantaj da tutuyor, bu partinin yönetim kademesinin önde gelenleri hem partiden hem de adaylıktan istifa ettiler.
Şantajın kendisi yasalarımıza göre zaten suç.
Şantaj için kullanılan malzemeler de suç oluşturuyor.
Ayrıca bunların temin edilme biçiminin de suç olduğuna kuşku yok.
Ama bu konuda etkili bir soruşturma açıldığına dair herhangi bir açıklama yapılmış değil, aksine bir sessizlik hakim.
MHP ve fikriyatına ne kadar uzak biri olduğumu söylememe bile gerek yok belki ama bu partiye herkesin gözünün önünde yapılan suikastı da sessizlikle karşılayamıyorum maalesef.
Ve olan biteni sanki memnunmuş gibi izleyen iktidar partisini de çok yadırgıyorum.

X