Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Asıl özür kimde?

    Hürriyet Haber
    16 Aralık 2000 - 00:00Son Güncelleme : 16 Aralık 2000 - 00:01

    Adnan KAYARAMAZAN Şevik, 53 yaşında, emekli polis. Onu, hafta başında İzmir Adliyesi'nde yaşanan bir olayla tanıdık. Kısaca hatırlayalım: Bir alım satım işinde aldatıldığını düşünen Ramazan Bey, 17'nci Asliye Ceza Mahkemesi'nde dava açıyor. Duruşma günü gelip çattığında da soluğu adliyede alıyor. Asansöre biniyor, davanın görüleceği salonun olduğunu düşündüğü ikinci katın düğmesine basıyor. Ancak, indiğinde öğreniyor ki, davanın görüleceği salon bir alt katta. İşte o an, bir kıyamettir kopuyor. Zira, Ramazan Bey yürüme engelli ve yaşamını tekerlekli sandalyede sürdürüyor. Kızılca kıyametin nedeni ise, birinci kata inmeyen ve çıkmayan asansör. Merdivenler de bir alt kata inmesine yardımcı olacak şekilde düzenlenmediği için kendisini kapana kısılmış hissediyor, duruşmayı kaçıracağı düşüncesiyle de çaresizliğine isyan ediyor. İlk anda ne olduğunu anlayamayan ve şaşkın şaşkın bakan vatandaşlar ve polis imdadına yetişiyor da, duruşmayı kıl payı yakalamayı başarıyor. Bu, sadece bir örnek. Şüphesiz, Türkiye'nin dört bir yanında hergün buna benzer nice olaylar yaşanıyor. * İSTATİSTİKLERE göre, ülkemizde, 7.5 milyon engelli var. Bunun yaklaşık 400 bini de İzmir'de yaşıyor. Ancak, bunlardan sadece 10 bini engelliler sivil toplum örgütü üyesi ya da sürekli iş sahibi. Kalan 390 bini ise ya evine kapanmış ya da toplumla çok fazla iç içe olmayı istemiyor. Onları evlerine hapseden ise hiç kuşkusuz toplumun bakış açısı ve kendileri ile ilgili hizmet anlayışının yeterince gelişememesi. Ülkemizde engellilere olan ilginin toplumsal ilgiye dönüştürülememesine rağmen son yıllarda toplumsal duyarlılığın arttığı bir gerçek. Ancak, engellilerin artık merhamet edilecek ve zorunlu ihtiyaçları giderilmesi gereken kişiler olarak değil, sağlıklı insanlar gibi yaşamaya hakkı olan kişiler olarak görülmeleri gerekiyor. Zaten engelliler de himaye değil, fırsat eşitliği istiyor. Zira, onlar, bizlerin yaşadığı sorunları daha ağır yaşıyor ve ‘‘Engelli olmak ceza olmadığı gibi, toplum için de bir eksiklik değil. Eksiklik, bizi, yaşamak için el açmaya mahkum etmektir’’ diyor. * RAMAZAN Bey örneğine dönersek, ortaya şu gerçek çıkıyor: İzmir dahil bütün kentlerimiz engellilere yaşamı kolaylaştırıcı alternatifler sunmak bir yana, onlara zorluk çıkaran mimari engellerle dolu. Toplu taşım araçlarından tutun da binalara, asansörlere, tuvaletlere kadar. Geçtiğimiz hafta, ‘‘Dünya Engelliler Haftası’’ idi. Kabuğunu kırmayı başaran engelliler meydanlara çıkıp yaşadıkları sıkıntıları, beklentilerini anlatmaya çalıştılar. Aradan geçen bir haftada görünen o ki, bizler, onların gözlerimizin önünde otobüse, metroya, trene, vapura binemediklerini yine göremedik. Koridor, merdiven, rampa eğimleri ve tuvalet ölçülerinin bir kez daha gözden geçirilmesi isteklerini yine duyamadık. Gerekli iyileştirici düzenlemelerin ne zaman yapılacağına dair sorularına yine yanıt veremedik. O halde, söyler misiniz bana, asıl özür kimde?
    Etiketler:

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı