Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Asıl çare önemli

BİR Danimarka gazetesinin yaptığı densizliğe dönük tepkiler dün azalma eğilimindeydi.<br><br>Dileriz giderek tamamen biter. Çünkü bir anda fark edildi ki, içinde bulunduğumuz ortamda, üzerinde düşünülmemiş, tedbiri öngörülmemiş ciddi tehlikelerle sarılıyız.

Adeta barut fıçıları üzerinde uyuyor gibiyiz.

Nitekim Jyollands-Posten Gazetesi'nin yayınladığı Hazreti Muhammed'li karikatürler karşımıza yanıtlanması kolay olmayan sorular çıkardı:

"İfade özgürlüğü mü korunmalıdır, inançları nedeniyle kutsal saydıkları değerlere laf ettirmeyen insanların hakları mı?"

Filistin
'deki yasama organı seçimlerini kazanıp iktidara gelen HAMAS isimli silahlı grubun lideri Dr. Mahmut Zahar'a sorarsanız, "ifade özgürlüğü mözgürlüğü" söz konusu değildir. Kim ki Hazreti Muhammed'i küçük düşüren bir yayın yapmıştır, onun cezası ölümdür. Nitekim kestirme bir ifadeyle;

"Peygamber Muhammed'i küçük düşüreni hemen öldürmek gerekir. Oysa biz (yayınları) sadece protesto ediyoruz" diyor.

Böyle bir kafayla hiçbir şeyi konuşamaz, ondan ifade özgürlüğü adına hiçbir şey bekleyemezsiniz. Çünkü onun kafasında ifade özgürlüğü kavramı yok.

Nitekim aynı kafadaki Filistin gençleri Gaza şeridindeki Avrupa Birliği'ne ait bir binayı ve Alman Kültür Merkezi'ni taş yağmuruna tuttular. Şam’daki protestocular da Danimarka Büyükelçiliği’ni ateşe verdiler.

Gördüğünüz gibi Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen ne kadar tek boyutlu ise Dr. Mahmut Zahar da o kadar tek taraflı ve sorumsuz.

Neyse ki dünyanın başka yerlerinden sorumlu değerlendirmeler geliyor. Örneğin Vatikan biraz geç de olsa, karikatürlerin İslam áleminin duygularını incitmesini anlayışla karşıladığını belirtti ve "dince kutsal olan değerleri aşağılamanın ifade özgürlüğü gerekçesiyle savunulamayacağını" söyledi.

Keza halen 57 İslam ülkesinin üyesi olduğu İslam Konferansı Başkanı ve Malezya Başbakanı Abdullah Ahmad Badavi, "Bırakın kutsal değerlere hakaret edecek kadar büyük bir yanlışı yapanlar, kendi hatalarını kendileri düzeltsinler. Zaten bunu ancak kendileri yapabilirler" dedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı da "İfade özgürlüğüne elbet saygılıyız. Ama bunun sorumlu bir şekilde kullanılmasını bekleriz. Toplumlarda dini veya etnik düşmanlık yaratmak kabul edilebilir bir şey değildir" dedi.

Tamam da... Bunların hepsi nasihat. Asıl mesele, böyle bir durumda iş yapacak ve verdiği karara saygı duyulacak bir mekanizma yok mu?

Bilmeyenlere tuhaf gelebilir ama gerçeği anlatalım:

Bu tür -sınır ötesine taşan- yayınlar nedeniyle yapılacak şikáyetleri karara bağlayacak bir mekanizma kurulmasını biz (Türk Basın Konseyi adına)1995 yılında Helsinki'de yapılan bir uluslararası toplantıda önerdik. Öneri çok ilgi çekti. Ancak sonuç alacağımız 1998 İstanbul toplantısını Amerikalı gazeteciler etkin bir kulis faaliyetiyle başarısızlığa uğrattılar.

Şimdi Avrupa'daki meslek örgütleri o çareyi tekrar aramaya başladılar.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI