Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Asıl, bundan sonrası önemli

Hamas lideri geldi, fırtına esti ve gitti. Trükiye tüm riskleri göze alıp Hamas’a mesajlarını verdi. Şimdi, bundan sonrasını iyi izlemek ve Hamas değişmezse, ilişkileri soğutmak gerekiyor.

Hamas lideri’nin Ankara gezisi epey gergin geçti. Medya merkezlerine bakılacak olursa, ziyaretin hazırlanışı çok karmaşa yaratmış. İyi planlanmadığı, hatalar yapıldığı ve iletişimsizlikten dolayı karmakarışık bir hal aldığı anlaşılıyor. Baksanıza, Başbakan dış baskı nedeniyle “görüşememiş” duruma düştü. Olcak iş mi? Bu tip işler de, haberleşme politikaları iletişim kanallarının doğru kullanılmasının önemini bir türlü anlayamıyoruz.

 

Neyse, fırtına gledi geçti.

 

Şibdi sıra, hasar tespitinde.

 

Ben bir çok meslekdaşımın aksine, Hamas ziyaretinin, kısa vadede tepki toplasa dahi, uzun vadede Türkiye’ye zarar verdireceğine inanmıyorum. Ancak bunun tek koşulu var:  O da, gelişmeleri yakından izlemek. Ve duruma göre tutum değiştirmek.

 

Hamas eğer intahar bombacılarını kullanmaktan vazgeçmez, Arafat’ın kabul ettiği ilkeleri benimsemez ve terör örgütü gibi hareket etmeyi sürdürürse, Türkiye de tutumunu değiştirmelidir. Diyaloğu kesmeli, araya mesafe koymalı, sırtını dönmelidir.

 

Eğer bu esnekliği gösterebilir –körü körüne Hamas’çılık yapmaz- ve Uluslararası genel yaklaşıma uyum sağlayabilirsek sorun kalmaz.


OSMANLILARIN SIR PERDESİ KALKIYOR

 

Osmanlılar üzerindeki sır perdesini önce Murat Bardakçı kaldırdı. Eskiden, Osmanlılar ile ilgili yayınlara pek iyi gözle bakılmazdı. Resmi yetkililer hoşlanmazlardı. Şimdi durum değişiyor. Hergün birbirinden güzel ve ilginç bir eser çıkıyor. En son elime geçen, AYGAZ’ın yayınladığı, Osmanlıların aile hayatı, Padişah çocuklarının günlük yaşamı ve giysileri”  kitabı tek kelimeyle bir harika. Nefis resimlerle, hanedanınözel yaşamı, günlük kullandıkları araç ve gereçleri görüyorsunuz. Tam bir hazine yaratmışlar.

 

M. Ali Neyzi’nin parasına, Ömer Koç’un ilgisine, İlber Ortaylı’nınkapıları açmasına ve Hülya Tezcan’ın da bilgi dağarcığını ortaya dökmesine teşekkürler.

 
BU SERGİLERİ KAÇIRMAYIN

 

İstanbul Modern’de Türk heykeltraşçılarıyla hepimizin gurur duyacağımız bir sergi var. 1950’lerden bugüne Türk sanatçılarının nasıl çağ atladıklarını görmek istiyorsanız, mutlaka gidin.

 

Tek kelimeyle, NEFİS.

 

Küratörlüğünü Haşim Nur Gürel, Ali Akay ve Levent Çalıkoğlu yapmış. 15 sanatçının 119 eseri var. Hiç abartmıyorum, hepsi birbirinden güzel.

 

Oya-Bülent Eczacıbaşı’nın İstanbul Modern’i kültür hayatımıza öylesine büyük katkıda bulundu ki, bu çift’e teşekkür borcumuz var.

 

30 Nisan’a kadar, mutlaka zaman ayırıp gidin.

PERA MÜZESİNDE İKİ BÜYÜK GÖSTERİ

 

İstanbul Pera Müzesi, Suna ve İnan Kıraç Vakfınındestekleriyle ünlü Fransız fotoğrafçı Henri Cartier Bresson'un "Fotoğrafçı" adlı sergisine ev sahipliği yapıyor. Bu serginin büyük mimarı İnan Kıraç, serginin açılışında dünyaca ünlü bu fotoğrafları Türkiye’ye getirmenin gururunu ve heyecanını yaşıyordu.

 

20. yy'ın büyük fotoğraf ustası Henri Cartier Bresson aynı zamanda Türkiye'nin de ünlü fotoğraf sanatçısı Ara Güler'in hocası. Bresson’un karelere sığdırdığı uçucu anlar ona neden “çağın gözü” dendiğini de açıklıkla ortaya koyuyor. Türkiye’de çektiği kareler de çok etkileyici. Pera Müzesi, sanat tarihçisi Doç.Dr. Zeynep Yasa Ayman danışmanlığında hazırlanan “Kadınlar, Resimler, Öyküler” adlı resim sergisini de ağırlıyor. Çeşitli kamu kurumlarından ve özel koleksiyonlardan seçilerek bir araya getirilen 50i aşkın resim, insanı muhteşem bir yolculukğa çıkaryor.


DÜNYA’NIN EN KÜÇÜK KURAN’I YARIN SATILIYOR

 

Raffi Portakal’ın 2006 kış müzayedesi, kolleksiyoncular için bir festival niteliğinde. Yarın saat 15:00’te Conrad International’daki müzayede de, dünya’nın en küçük Kuran’ı satılacak. Elime alıp baktım, gözlerime inanamadım. Bir insan bu kadar küçük bir sayfaya, bu kadargüzel şekilde Kuran’ı nasıl yazabilir, hayret ettim.

 

Bunun yanısıra, İbrahim Çallı’nın son yıllarıda satışa çıkarılan en görkemli tablosu “Ada’da maşlahlı kadınlar” ve Fikrat Mualla kolleksiyonundan da parçalar satılacak. Ağaoğlu ailesine ait yazıhane, opalin lambalar, birbirinden güzel levhalar, tuğralı ferman ve beratlar da var.

 

Meraklılarına tavsiye ederim.


AH BENİM YARIM AKLIM!

 

Ortasından açılan, iki kişilik bir kitap bu.

Biri düşündü yaşadı yazdı ,diğeri çizdi ve tasarladı.

Cüneyt Özdemir bir gazeteci, Ayşe Bali reklam kökenli bir tasarımcı.

Bu kitap ise ne bir gazeteci kitabı ne de bir reklamcı… Hayaller, ülkeler, insanlar, baharlar, hayal kırıklıkları, umutlar, yılgınlıklar, geziler üzerine yazılanlar, çiziktirilenler.

İçindeKüba da var, Paris de, İstanbul sokakları da…

Yalnızlık da var içinde, umutlar da, kavuşmalar da…

 

Ofset Matba sınırlı sayıda özenle bastı, Alfa Yayınları dağıtımını gönüllü olarak yaptı.

 

Kitabın çıktığı yayınevi, 40haramiler’de ticariden çokromantik bir ‘girişim’.

 

Cüneyt Özdemir ve Ayşe Bali bu kitapla yayıncılık dünyasına da farklı bir bakış açısı getirmek istiyorlar.

 

Kitap nedir? sorusuna tasarımlarında yeni bir cevap arıyorlar.

 

GS’SIZ BİR FB HİÇBİR İŞE YARAMAZ

          

Galatasaray’ın ekonomik açıdan güç duruma düşmesi, bazı Fenerbahçelilerin çok hoşuna gidiyor. Bu şekilde ezeli rakiplerinden intikam alma hislerini tatmin ediyorlar. FB’nin nasıl başarılı olduğunu, GS’ın nasıl kötülediğini yazıyor ve bununla gurur duyuyorlar.

          

Hatta bazılarından ilginç mail’ler alıyorum.

          

5 YTL yardım yapmak istediğini söyleyenlerden tutun da, alaycı şekilde GS’ın durumundan ne kadar acı duyduğunu yazanlara kadar, FB’li taraftarların mesajları internet’te dolaşıyor. Tabii bunu aklı başındaki FB’liler yapmıyor. Onlar, eriyecek bir GS’ın FB’ye de zarar getireceğini biliyorlar.

          

Gerçekten de, GS’ın şampiyonluk yarışından kopması, FB’yi de vurur.

          

Şöyle bir düşünün...

          

GS havlu atmış ve FB tek başına kalmış. Şampiyonlukta hiç zorlanmıyor. Arkasında ciddi hiçbir rakip olmadan yolunda yürüyor. En yakın rakipleri Beşiktaş veya Trabzon.

          

Siz böyle bir durumda FB’yi seyretmek için stadları doldurur musunuz ?

          

Rekabetin heyecanı kalmadığı taktirde, hafta sonu maçları için evlerde toplanır mısınız ?

          

Maç kazanıldığında yapılan sohbetlerin tadı kalır mı ?

 

TV’lerdeki açık oturumların keyfi kaçmaz mı ?

 

FB’li dostlara bir tavsiyem var.

 

Sakın GS’ın yok olmasını istemeyin. Zira GS-FB rekabeti olmazsa, işin tadı kaçar ve FB’de ilginçliğini kaybeder.İyisi mi, bırakın biz GS’ı yeniden diriltelim ve birbirimizi yendiğimiz maçlardan sonraki keyfi yaşamaya devam edelim.


2008 KUPASINI, ŞİMDİDEN KAYBETMEYE HAZIRLANIYORUZ

 

2008 Avrupa kupası kuraları çekildi ve bizim rakiplerimiz belli oldu ya, medya’da çıkan yorumları mutlaka okuyorsunuzdur.

                   

Böyle kuraya helal olsun...

                   

2008 cepte keklik...

                   

Garanti birinci çıkarız...

                   

Oldu bu iş...

                   

Hatırlıyorsunuzdur, 2006 Dünya Kupası öncesinde de aynı yorumları yapmıştık. Hiçbir çaba harcamadan Almanya’ya gidebilecekmişiz gibi bir havaya girmiştik.

                   

Ne zaman ki, İsviçre maçı kapımıza dayandı, son dakikada işi kurtarabilmek için panikledik. Sonunda da yüzümüze gözümüze bulaştırdık. Şimdi de aynı durumla karşı karşıya kalmaktan korkuyorum. Yazıları ve yorumları okudukça, korkum artıyor. Psikolojik olarak kendimizi galip ilan ediyoruz. Sonra da futbolculara ve yöneticilere kızıyoruz. Oysa karşımızda bir Bosna Hersek var. Yunanistan, Macaristan ve Norveç gibi dişli takımlar var. Madalyonun o yüzünü görmezden geliyoruz.Üstelik elimizde artık yaşlanmış bir Milli takım var.

                   

Başkaları ise, sessizce hazırlanmaya başlıyorlar. Kimse işini son dakikaya bırakmıyor.

                   

Biz ise, kolları sıvamak yerine yine bol bol hava basıyoruz.

X