Asıl bedeli İsrail ödüyor

Emek Kaplangil
31.10.2011 - 11:17 | Son Güncelleme:

Ortadoğu üzerine çok sayıda makalesi bulunan ve bölgeyi yakından tanıyan Time dergisi ve Washington Post yazarı ABD’li gazeteci Fareed Zakaria, hurriyet.com.tr’ye yaptığı özel açıklamalarda Türkiye ile bozulan ilişkilerden dolayı asıl bedeli İsrail'in ödediğini söyledi.

 

Zakaria ile Antalya’da Tekstil İşverenleri Sendikası tarafından düzenlenen Bölgedeki Fırsatlar ve Tehditler adlı seminer programı çerçevesinde konuşma fırsatı yakaladım. 

 

Dergi, gazete ve televizyon programlarının yarattığı yoğun iş temposu nedeniyle bir yere kıpırdayamadığını ancak Türkiye’yi çok sevdiği için bir istisna gerçekleştirdiğini belirten Zakaria, Türkiye’nin bölgedeki konumu, İsrail ile ilişkileri ve küresel ekonomiyle ilgili önemli tespitlerde bulundu.

 

Zakaria, Türkiye ile İsrail arasında süren gerginlik nedeniyle asıl bedeli İsrail'in ödediğini söyledi.

 

Geçtiğimiz günlerde yaşadığımız Van depreminin oldukça üzücü olduğunu da söyleyen Zakaria, bu tip olayların bir yandan da bozulan ilişkilerin onarılmasında bir fırsat olarak görülebileceğini söyledi.

 

İşte Zakaria ile gerçekleştirdiğimiz o röportaj:

 

- Türkiye ile İsrail arasında siyasi açıdan devam eden soğukluk bölge için bir belirsizlik yaratıyor mu? Bu durum hangi noktaya kadar sürebilir ve sonuçları ne olur?

 

Bu her iki ülke için de talihsiz bir durum ve bence bunun çözülmesi gerekli. Hem Türkiye’nin hem de İsrail’in bu çözümü sağlaması için var güçleriyle çalışması gerekiyor. Ancak sonuç olarak baktığımızda bunun bölgede büyük bir istikrarsızlık yaratacağını düşünmüyorum.Çünkü her iki ülke de bölgede taşıdıkları sorumlulukları biliyor ve bir belirsizliğe neden olmak istemiyor.

/images/100/0x0/55ea6c20f018fbb8f87ee135 

Her ikisi de ordu üzerinde güçlü sivil otoriteye sahip olgun demokrasi özelliği taşıyor ve hukukun üstün olduğu bir sistem işliyor.

 

Ayrıca, gerek Türkiye gerekse de İsrail, bölgenin istikrarlı, güçlü ve sorumluluk taşıyan devletleri konumunda, bu nedenle bölgede bir istikrarsızlığın oluşmasına izin vermeyeceklerini düşünüyorum.

 

- Yani çözümün geleceğini mi düşünüyorsunuz?

 

Evet bir çözüm bulunacak. Devletler dönem dönem ilişkilerinde bozulmalar yaşar. Burada önemli olan bunun bölgesel bir istikrarsızlığa neden olup olmayacağıdır. Ben böyle bir durumun oluşacağını düşünmüyorum.

 

- Van’da yakın zamanda yaşanan şiddetli depremden sonra İsrail depremzedelere yardım elini uzatan ilk ülkeler arasında yer aldı. Bunun ilişkileri nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz?

 

Bunun ilişkilerin düzelmesinde yardımı olacağını düşünüyorum. Çözüm, iki toplumun bireyleri arasında yaşanacak ikili ilişkilerle gelecektir. Türk ve İsrailli iş adamlarına bu noktada önemli görevler düşüyor. Ayrıca, hem Türkiye’den İsrail’e giden hem de İsrail’den Türkiye gelen turistlerin birbiriyle olan diyalogları da etkili olacaktır. İki ülke vatandaşları arasındaki güçlü bağlar, devletlerin politikalarını da etkileyecektir.

 

Bu noktada açık konuşmak gerekirse, Türk hükümeti, İsrail ile siyasi ilişkileri kötü kalması nedeniyle hiçbir bedel ödeme durumunda değil. Burada asıl bedeli İsrail ödüyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail ile ilgili ilişkilerde izlediği yol, halktan önemli oranda destek buluyor. Belki İstanbul’daki iş çevreleri bunu desteklemiyor ancak bu politika sokaktaki adamın hoşuna gidiyor. Oysa, Erdoğan’ı böyle davranmaya itecek bir iç politika baskısı da bulunmuyor.

 

- Özetle depremin iki ülke arasındaki ilişkilerin düzeltilmesi için önemli bir fırsat yarattığını söyleyebilir misiniz?

 

Evet bu büyük bir fırsat. Bana soracak olursanız, Türk hükümetinin ilişkileri onarmak için daha büyük adımlar atması ve daha fazla çaba sarf etmesi gerektiğini düşünüyorum.

 

 

- Küresel ekonomide çalkantılı bir dönem yaşanıyor. Siz bu dönemde Türkiye’yi ekonomik yönden nasıl konumlandırıyorsunuz?

 

Türkiye’nin önümüzdeki dönemde güvenli limanlar arasında olacağına inanıyorum. Elbette, hiçbir ülke tam anlamıyla bir güvenli liman olacak durumda değil. Çünkü, örneğin çok ciddi kriz yaşayan bir Avrupa var ve bu herkesi etkileyecek. Ama Türkiye’de iyi giden çok şey var. Öncelikle bankacılık sektörü sağlam ve ihracat pazarlarını çok çeşitlendirdi. Kuzey, güney, doğu, batı her tarafına mal satan bir ülke konumunda. Diğer taraftan iç talepte de önemli oranda gelişme gözleniyor.

 

Ayrıca önemli oranda tüketim yapan bir orta sınıfa sahipsiniz. Bu üç ayak üzerinde yükselen bir ekonominiz var. Bu saydıklarım istikrarı sağlayacak noktalar olarak öne çıkıyor.

 

- Son olarak ABD’de başlayan ‘Wall Street’i İşgal Et’ protestolarını sormak istiyorum. Bu, protestolar dünyanın diğer ülkelerinde de yapılmaya başladı ve giderek de taraftar topluyor. Acaba ‘Arap Baharı’ndan sonra bu gösteriler bir ‘ABD ve Avrupa Baharı’na dönüşebilir mi?

 

- Bence bu protestolar, temelde ortak noktaları bulunan eylemler. Ancak ben bunun abartılmasını doğru bulmuyorum. Batı’daki durum ve hassasiyetler, Arap Baharı’na neden olanlardan çok farklı. Batı’da ortalama bir ABD’li çalışan, küresel ekonominin yaygınlaşmasıyla yeni ve zorlu bir süreçle karşı karşıya kaldı. Onların yapacağı işi yarı fiyatına yapmaya hazır yüz milyonlarca insanın ortaya çıkması, teknolojinin ve bilgi ağlarının gelişmesiyle insanların yapacağı işleri makinelerin yapabiliyor olması orta direk ABD’lileri zor duruma soktu.

 

Şirketler için böyle bir durum söz konusu değil. ABD’de şirketler dokuz çeyrektir kar ediyor ve 2.3 trilyon doların üzerinde oturuyor.

 

Batı dünyasında ilk defa sermaye ile işgücünün çıkarları bir birinden ayrılmaya başladı. Sermaye için küreselleşme ve teknolojinin gelişmesi iyiyken, işgücü için bir belirsizlik ortamı oluştu. Bu önümüzdeki dönemde, bu insanlarda siyasi olarak da tatminsizliği beraberinde getirecektir. Beni asıl korkutan da bu.

 

- Peki bu tip hareketlerin hedeflerini gerçekleştirebileceklerini düşünüyor musunuz?

 

Şu anda bu toplulukların tam olarak ne istedikleri belli değil. Bir kızgınlık sonucu ortaya çıkmış olmaları anlaşılır bir şey ancak. Bir eylem planları ve gündemleri bulunmuyor. Ne istiyorlar, mesela zenginlere vergi getirilmesi mi? Bunu başkan Barack Obama da istiyor. Ya da korumacılık istiyorlar. Böyle bir şey olduğunda bu sefer de ABD’ye ihracat yapan Çin ve Avrupa durgunluğa girecektir.

 

Bu nedenle acı gerçek şu ki; artık Batılı vatandaşların daha çok çalışması ve daha düşük ücrete razı olması gerekiyor. Daha da önemlisi bu insanların kendilerini daha iyi yetiştirerek, bu yarışta öne geçmeleri gerekiyor. Bu zor bir iş ve kimse de bu mesajı almak istemiyor.

 

http://twitter.com/emekkaplangil

ekaplangil@hurriyet.com.tr

 

Etiketler:


EN ÇOK OKUNAN HABERLER

    Sayfa Başı