"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Artık hiçbiri yaşlanmayacak

GAZETELERDE şehit askerlerin küçük fotoğrafları yayımlanıyor, ölümle sonuçlanan her saldırıdan sonra olduğu gibi.

Türkiye’nin değişik yerlerinde doğmuş, çok önemli bölümü yoksul ailelerden gelen çocuklar bunlar.

Kimisi ilk askere gittiğinde afili fotoğraflar çektirmiş. Bazılarının fotoğrafları, hatıra diye çektirilenlerin içinden kesilerek çıkarılmış.

Hepsinin yüzünde genç erkeklerin kendine güveni var. Ve artık hiç yaşlanmayacaklar.

Çocuklarını kucaklarına alamayacaklar. Bir kadının beline coşku ile sarılamayacaklar.

Bundan önce olduğu gibi şimdi o çocukların aileleriyle yapılmış röportajları gazetelerde okuyacağız, televizyonlarda izleyeceğiz.

Benzer öykülere tanıklık edeceğiz hep.

Her biri için ayrı ayrı gözyaşları dökeceğiz.

Sonra hepsi bir istatistiğe girip toplanacak.

Bugüne kadar şu kadar askerimiz şehit oldu, bu kadar askerimiz gazi oldu diye.

İstatistiklerin soğuk rakamlarında, o küçük fotoğraflardan bize yansıyan sıcak bakışlardan eser olmayacak.

Ve bu halktan "sabır" isteyecek birileri.

"İki-üç gün bekleyin" diye rica edecek Rice Hanım.

Talabani "kedi bile vermem" diye alay edecek. Barzani, ağabeyine güvenip efelenecek.

"Sınır ötesi operasyondan ne zaman sonuç alındı ki" diye soranlar da olacak.

Demeçler verilecek, gazetelerde öfkeli yazılar çıkacak.

Türkiye, kendisini yönetmeyi ve haklarını korumayı beceremeyen bir iktidarı seçmenin bedelini ödeyecek, al bayrağa sarılı tabutlara bakıp içini çekerek ağlarken!

Demokrasiden vazgeçemeyiz

PAZAR gecesi televizyon kanalları arasında dolaşırken çok sayıda yorumcunun terörle mücadele ederken, demokrasiden vazgeçilebileceğini de söylediklerine tanık oldum.

Hatta terör nedeniyle, Türkiye’nin AB üyeliği için yaptığı bir dizi reformu neden olarak gösterenler bile oldu.

Böyle ortamlarda, demokrasinin bize göre olmadığını söyleyenlerin pıtrak gibi bitiverdiği verimli topraklarda yaşıyoruz çünkü.

Türkiye’de demokrasi, Türk halkı böyle olmasını istediği için gelişiyor.

1923 yılında Cumhuriyet kurulurken, başta Atatürk olmak üzere kurucu kadronun da koyduğu hedef buydu zaten: Çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşmak!

Ve bu hedefe ulaşmak için bugüne kadar da başarıyla yürüdük. Tökezlediğimiz, ayağımızın takıldığı dönemler de oldu elbette ama Türkiye’nin çağdaş medeniyetin bir parçası olma isteği hiç bitmedi.

Şimdi, üç beş eli silahlı terörist bu yoldan çıkmaya bizi zorluyor diye, bu hedeften de vazgeçecek değiliz.

Onlara yanıtımızı elbette anladıkları dilden vereceğiz ama bunu yaparken kendi yaşam tercihlerimizden, kurmak için çok çabaladığımız demokratik düzenimizden de vazgeçmeyeceğiz.

Çünkü teröristlerin istediği de bundan başka bir şey değil: Yaşam biçimimizi değiştirmek için bizi zorluyorlar. Türkiye’yi çağdaş medeniyetten koparmak istiyorlar. Böyle yaptıkları vakit Türkiye’nin yapayalnız kalacağını biliyorlar ve onlarla aynı zeminde buluşmamızı istiyorlar.

Demokrasisi gelişmiş, güçlü bir Türkiye’nin, terör belası ile daha başarıyla mücadele edebileceğini aklımızdan çıkarmayalım.

53.5’in, 46.5’ten küçük olduğu ülke

AÇIKLANAN resmi sonuçlara bakacak olursanız, dünyanın en tuhaf referandumunda "evet" diyenler, "hayır" diyenleri geçmiş.

Ama rakamlar pek de öyle söylemiyor. 42 milyon 663 bin 690 seçmen içinde Anayasa değişikliklerine "evet" diyenlerin sayısı 19 milyon 410 bin 813 kişi.

Toplam seçmene göre, değişikliğe evet oyu verenlerin oranı yüzde 46.5’ten ibaret.

Böylece referandumun süreç boyunca başından geçen tuhaflıklar silsilesine yüzde 46.5’in, yüzde 53.5’ten daha büyük olduğu iddiası da eklenmiş bulunuyor.

Referandum ile yapılmak istenen "rejim darbesi" artık çok ciddi bir "meşruiyet" sorunuyla da karşı karşıya.

Çünkü bu referandumda oy kullanmayanların önemli bölümünün hareketlerine temel olan saik "sandığa gitmeye üşenmek" değil, bu anlamsız ve yol boyunca kuralları değiştirilen referandumu protesto etmekti.

Oylamadan sonra referandumla ilgili tartışmalar zaten bitmeyecekti.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ve bugünkü TBMM’nin görev süresiyle ilgili tartışmalar sürüp gidecekti.

Bu sonuçtan sonra tartışılacak konulara bir de bu meşruiyet sorunu eklenmiş oluyor.

Başbakan, öfkeyle ve intikam duygularıyla hareket ederek kanun çıkarmaya çalışmanın ne sonuçlar doğurabileceğini umarım ki şimdi daha iyi anlamıştır.

Kötü Kedi Şerafettin göreve!

İÇİNDE bulunduğumuz ortam şaka yapmaya pek elverişli değil ama Talabani’nin "Türkiye’ye bir Kürt kedisi bile teslim etmeyiz" dediğini okuyunca gülmeden edemedim.

Önerim şu: Talabani’nin kedilerini almak için oraya çizgi roman kahramanı Kötü Kedi Şerafettin’i gönderelim. Şerafettin oraya gidince Talabani’nin saklanacak yer araması gerekiyor!
X