« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Artık birbirimizi kandırmayalım!

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME
İLAÇLA ilgili yazılarımın pehlivan tefrikasına benzemeye başladığını biliyorum (30 yaşın altındakiler pehlivan tefrikasını bilmedikleri için onlara olsa olsa ‘‘bööö..’’ gelmiştir). Reçeteli (Rx)-reçetesiz ilaç (OTC) ayrımı yapma konusunda artık birbirimizi kandırmayalım, diye ilaç konusundan kopamıyorum.Diğer medeni ülkelerde reçeteli-reçetesiz ilaç ayrımı var ve Türkiye'de bu ayrımı artık kabul edelim. Reçetesiz satılacaksa ilacın içine ‘‘reçetesiz satılacak’’ yazalım. Reçetesiz ama eczacı gözetiminde satılacaksa öyle yazalım, eczacı satsın, eczacının suyunun suyu satmasın. Reçeteli satılacaksa da reçeteli satalım. Eczacıyla doktor birbirine karışmasın!Örneğin Panadol Avrupa'da en çok satan OTC'ler arasında. Reklamı da yapılabiliyor. Türkiye'de ise Panadol ve onun onlarca benzeri, örneğin Parol, Tamol, Kataprin, Minoset, Termaljin, Tylol, Calpol, Volpan, Paranox sözde reçeteli satılmak zorunda. Bırakın reklamını yapmayı, ilaç üreticisi internet sitesine bu ilaçların resmini bile koyamıyor. Neden?Yanıtı, geçen hafta tüm içtenliğiyle mesaj gönderen bir okurumdan alalım. Bu mesaj bu konuda bana iletilen birçok mesajın da özeti gibi. Parantez içindeki düzeltmeleri yapmak zorunda kaldım. Eczacı okurumun kimliğini, benim gibi değişik türden bilekten sallamalı madalyalar (!) almaması için gizliyorum:‘‘Yazdıklarınız ben eğer sadece bir tüketici olsaydım doğruydu. Ancak aynı zamanda da bir eczacıyım... Türkiye piyasasının % 40'ı Avrupa ilaç ve ithal ilaç kárının % 16.6 olduğundan haberiniz var mı? Elbette (ilacın) markette satılmasını istemiyoruz. Elbette bunun içinde kazanç da var (ciromuzu kaybetmemek için karşı çıkıyoruz). Ancak para kazandığımız kısmının da (reçetesiz ilaçlardan söz ediyor) markette satılmasını istemiyoruz. Çünkü diğer kısım ilaçlardan kazanamıyoruz. Bir de üstüne kurum reçetelerine yaptığımız % 5-10 gibi iskontolar 20 ila 1 ayda ödeyip 1-2 ay arasında geri ödemesini aldığımız faturalar var. Böyle bir ülkede ne kazanırsınız. Belli bir sermaye gerektiren iadesi olmayan bir sektörde çalışmamış olanların (bizi) anlamasının zor olduğunu biliyoruz. Ama bu kadar da aşağılamamak da gerekir diye düşünüyorum (Yaptığımız iş kapitalimizi korumak, ticaretin neresi kötü diyor).’’Aşçı dahil Terim'i dinlemeye geldi! FATİH Terim'in takımdaşlık semineri bir merakın ürünüdür. Hepimiz Terim'in sırlarını merak ediyorduk. Birileri de çıkıp ‘‘Alın size Terim'in sırları, 850 dolar’’ dedi. İsteyen gitti izledi. Ben de oradaydım. Bir ara arkamı döndüm. Nerdeyse Swissotel'in tüm personelinin Terim'i dinlemek için (aşçı dahil) arkada dikildiklerini gördüm. Terim, seminerde, bana verdiği üçbuçuk saatlik röportajda söylediklerinden farklı şeyler söylemedi. Bence, Terim'in imaj yöneticileri ‘‘Takımdaşlık Semineri’’ ile Terim'in algılanan ‘‘maço ve alaylı’’ imajını silme gibi bir amaç güdüyorlardı. ‘‘Takımdaşlık Semineri’’ nin medya yansımaları istenilen olumlu etkiyi yarattı. Takımdaşlık seminerini yüzyüze takip edenler ise karşı kaşıya kaldıkları ‘‘benmerkezli’’ kişiliği azıcık ürkütücü buldular.Seminerin hemen sonunda Milan'ın Terim'le sözleşmesini feshettiği haberinin gelmesi büyük talihsizlikti. İster Fenerli, İster Beşiktaşlı, ister mehter takımlı olun, şu andaki sonuca bakıp Fatih Terim'in geçmişteki başarılarını küçümseyemezsiniz. Küçümserseniz ya bunu kıskançlığınızdan yapıyorsunuzdur ya da Galatasaray'ın UEFA kupasını kazandığı maçta, son düdüğü duyduğunuz andaki düşüncelerinizi unuttunuz.Ona, Berlusconi'nin ‘‘Hristiyan dünyası daha üstündür’’ sözü hakkında ne düşündüğünü sorduğumda teybi kapatıp ‘‘İşler bildiğiniz gibi değil. Zaten beni müslümanım diye çarmıha germek isteyenler var. Her maçtan önce telefonlar alıyorum. Arayıp bu kez işimin bittiğini söylüyorlar. Şimdi bu sözü yorumlarsam, işler daha da karışır’’ demişti. Terim'in niye Milan'dan ayrıldığı ile ilgili elimizdeki en somut bilgi bu. Geri kalanların hepsi yorum..Çağdışı, çağının gerisinde kalandırSORUMLU (yoksa sorunlu muydu!) bir baba olarak, evin Küçük Himinisi Görkem'le (8, erkek) ders çalışıyoruz. Gecenin kurbanı seçilişimin nedeni basit çünkü konumuz bilinçli tüketim.Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı'ndan onaylı Özgün Ünite Dergisi'nin 3.sınıf/1.sayı'sından okuma yapmak zorundayız. Ne mutlu bize ki, Harry Potter okuma işkencesi sırasında edindiği yabancı isim dağarcığına rağmen Görkem hálá okuyabiliyor:‘‘Çok ürün satmak isteyen üreticiler, yaptıkları reklamlarda bazen yanıltıcı olabilir!’’ Görkem, okumayı kesip şaşkın bir tonla seslendi: ‘‘Baba!’’‘‘Devam et Görkem. Bu daha başlangıç..’’Himini devam ediyor: ‘‘Ürünlerinin hep iyi yönlerini tanıtabilir. Böyle haksız ve aldatıcı reklamlar tüketiciyi zor durumda bırakabilir.’’Bir kez daha bana döndü: ‘‘Baba!’’ Bu kez ‘‘Baba’’nın tonu hafif alaycıydı.‘‘Sabret Görkem!’’‘‘Birçok mal reklamlarla olduğundan daha kaliteli gösteriliyor. O nedenle reklamlardan etkilenerek alışveriş yapmamalıyız..’’Himini yine bana döndü, parmağını ‘‘seni gidi seni’’ gibilerden salamaya başladı: ‘‘Baba görüyor musun?..’’‘‘Bak Görkem alırım o parmağını.. Hem hep aynı yerden okuyorsun ilerle biraz..’’‘‘Reklamı yapılan her malı almamalıyız...’’Himini yine bana döndü: ‘‘Ee yani Baba, ben bu kadar yalan söylesem, kaç gün playstation oynayamam, şimdi ben sana ne ceza vereyim.’’Abartmıyorum. Aynen böyle oldu.Şimdi size sorarım ‘‘Kitabın reklamı olmaz!’’ diyen Latife Tekin ya da ‘‘ilacın reklamı olmaz’’ diyen bazı eczacı okurlarımız, eğer Milli Eğitim Bakanlığı'nda onaylı bu tür dergileri okuya okuya büyüdülerse çağın gerisinde kalmaları çok normal değil mi?(*) Alıntılar acı ama gerçektir. ÇekirgelikBoş bir çuvalın dik durması zordur. (Anonim)
Bunları da Beğenebilirsiniz