Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Arena tartışmasını artık kapatalım…

Başbakan’ın Pazar günkü konuşmasında, stadın GS’ye kullanma hakkını verecek olan “anlaşmanın henüz imzalanmadığına” dikkat çekmesi, bazı çevrelerde bir “tehdit” olarak nitelendi. Kimsenin bu konuda kuşkusu olması, anlaşma imzalanacak. Arena tartışmasına da artık bir nokta koyma zamanı geldi.

Olanlar oldu.

Beklenmeyen bir yol kazası ile karşı karşıya kalındı.

Galatasaray’lılara yakışmayan sahneler yaşandı.

Aklı başındaki GS’liler, kulübün başkanından, takımın kaptanına kadar herkes özürler diledi.

Bazı FB’li dostlar, fırsattan istifade GS’yi lekelemek için ellerinden geleni ardlarına koymuyorlar.

Galiba, artık bu konuyu gündemden çıkarmak gerekiyor.

Yetti.

Bu arada bir kaç nokta var ki gözlemci ve yorumcuların dilinden düşmüyor.

İlki, Başbakan’ın Pazar günkü konuşmasında “kullanma hakkıyla ilgili anlaşma da henüz imzalanmadı” demesiydi. Çok kişi bunu bir “tehdit” olarak gördü.  Başbakan’ın, ıslıklı protestoyu  anlaşmayı erteleterek “ödeteceği” ileri sürüldü. Oysa, aynı konuşmada  Başbakan “imzalanacak” kelimesini kullanarak, tutumunu açıkça ortaya koydu; ancak farklı anlaşılmış galiba. Anlaşmanın gereksiz şekilde uzatılacağını hiç sanmıyorum. Zaten böyle bir şey Başbakan’a yakışmaz. O da tenezzül etmez.

Diğeri, GS’ye bu stadın “bedava” verildiğinin ileri sürülmesi.

Çok yanlış.

GS, bu stadın karşılığında, İstanbul’un en değerli toprak  parçası olan, Mecidiyeköy’deki malını verdi. Eski Ali Sami Yen stadının işletme hakkı GS’ye aitti ve altın değerindeydi. GS istese bu hakkı satabilir veya üstüne yeni bir stad yapabilirdi.

Ayrıca, lütfen unutmayalım ki Türkiye’deki stadların hiçbiri, parası kulüp tarafından ödenip inşa edilmemiştir. FB Stadı’nın geçmişine bakın, BJK’ninkine bakın, hepsi aynı. Devletin malı, bu kulüplere tahsis edildi. Şimdi kalkıp, GS’ye “devlet malı yediriliyor” demek doğru değil. Herkese yapılan bir uygulama GS için de sürdürülüyor.

Ayrıca, tüm tatsızlığına rağmen, stadda yaşanan  olayı da çok fazla abartmamak gerekiyor.

Siyasiler, hele Erdoğan gibi; 8 yıl süreyle bu ülkeyi dönüştürerek yöneten, karizması yüksek, yapacağı iş için herşeye rağmen kararlılık gösteren, söyledikleri ve yaptıklarının arkasında ne olursa olsun duran liderler toplu protestolarla karşılaşma riskini daima taşırlar.

Halk da tepkisini gösterebildiği her ortamda gösterir.

Burada anormal bir durum yok.

Tekrar ediyorum, ne zamanı, ne de yeri uygundu.

Tatsızdı, ancak elli bin kişi bir araya gelince, toplum psikolojisiyle hareket edildiğini de unutmamak gerekir.

Son bir uyarı da Galatasaray yönetimine...

Tribünlerde protestocu avına çıkmak çok hatalı olur. Kameralar taranacak ve insanlar gözaltına alınacak. Ardından, maçlara sokulmayacaklar... Bu çok aşırı bir tutum. Doğrusunu söyleyeyim, ben de oradaydım ve protestonun “organize” olduğu izlenimini edinmedim.

İşte bundan dolayı, bu işi noktalamakta yarar olduğuna inanıyorum.

*   *   *

HER TÜRK SUÇLU DOĞAR...
 
Demokratik rejimlerde yaşayan toplumların son derece temel bir inançları vardır. Herkesin kabul ettiği bir ilkedir bu.
 
"...insanlar yargı tarafından suçlu bulunana kadar , masum kabul edilirler..."
 
Bu ilke, insanın gururunu korur. Devlet mekanizmaları arasında eriyip yok olmasını engeller. En büyük korunma mekanizmasıdır. Uygar yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır.
 
Aslında bizde de bu söz çok kullanılır.
 
Klişelerden, sloganlardan çok hoşlandığımız için, bol bol tekrarlarız: "...suçlu bulunana kadar, masum sayılırsınız."
 
Dağlara, taşlara, mahkeme salonlarına büyük büyük yazarız. Okullarda okutur ve büyüklerimiz sık sık hatırlatırlar : "...suçlu bulunana kadar..."
 
Hukuk Devleti olduğumuzu hergün duyarız . Hukukun üstüne toz kondurmayız.
 
Ancak gelin görün ki, bu sözlere kimse inanmaz . Bütün bunlar lafta kalır. Laf olsun diye söylenir.
 
Bırakın inanmayı, toplum olarak, polisin el attığı her insanı hemen suçlu görürüz. Polis sizi yaka paça götürür, adeta teşhir eder. Medya da anında infaza başlar. Televizyonlarda ve gazete fotoğraflarında teşhir edilirsiniz. Mahkemenin sonucunu beklemeye dahi gerek kalmaz. Hemen oracıkta suçlu damgası yersiniz. Sonra, istediğiniz kadar beraat edin veya masum bulunun. Kimse yüzünüze dahi bakmaz.
 
Hele devletimiz için, her Türk vatandaşı potansiyel bir suçlu olarak doğar. Devletin gözünde, her Türk her an suçludur. Kolaylıkla tutuklar, hapse atar.
 
Yanlış mıyım?
 
Hadi gelin bir düşünelim...
 
Etrafımız, bu yaklaşımın örnekleriyle dolu.
 
Soğuk savaş döneminde yaşadıklarımızı hatırlayın. Solcu diye damgalananların hapislerde nasıl çürütüldüğünü, milli sorunlarda resmi ideolojiyi kabul etmeyenlere neler yapıldığını, devlete işi düşenlerin nasıl muamele gördüklerini düşünelim, yeter...
 
Günün birinde bu durum değişecek.
 
Her Türk’ün suçlu doğmadığı bir Türkiye'de yaşayacağız. Benim tek isteğim, yaşamım sırasında bunu görebilmek...

X