Spor Haberleri

« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Araştırma Dünyasından

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME
Yeni çiple daha büyük bellek

Cep telefonlarına günden güne yepyeni işlevler eklenmekte. Kullanıcılar telefon etmek dışında İnternet’te dolaşmak, fotoğraf ve video çekmek ve kayıtları izlemek istiyorlar. Bu işlevler birçok yeni modelde var ama belleklerin yetersiz oluşu sorun yaratmakta. Londra Kraliyet Koleji’nden Russel Cowburn tarafından geliştirilen yeni mikroçip, şimdi fotoğraf ve video işlevli cep telefonlarının daha verimli çalışmasına izin verecek. Cowburn, bilgisayarlardaki sabit disklerin bellek kapasitesini ucuz bellek kartlarına taşıyor. Halihazırdaki bellek kartlarının maksimum kapasitesi 4GB’tır oysa yeni geliştirilen çip 100 GB’lık veri kaydedebiliyor.

Araştırmacılar nanoteknoloji çalışmaları sırasında mikroçiplerin elektronik özelliklerinin, sabit diskin manyetizmaya dayanan işleviyle birleştirilebileceğini fark edince son derece yüksek bellek kapasitesine sahip üçboyutlu bir çip geliştirme imkanına sahip olmuşlar. Ekip şimdi ticari firmalarla birlikte çalışarak bu ilkeyi geliştirmek ve daha iyi prototipler üretmek istiyor.

Bebekler doğmadan ağlamaya başlıyorlar

Bebek kendini iyi hissetmediği zaman ne yapar? Elbette ki ağlar. Amerikalı ve Avustralyalı bilim adamlarından oluşan bir araştırma ekibi, şimdi ceninlerin 28. haftadan itibaren ağladıklarını buldular.

North Carolina Üniversitesi’nden Chapel Hill ve ekibi, araştırma sırasında 28.haftadan itibaren izledikleri 11 cenini, kısa süreli kalın seslerle uyardıklarında, ceninler bunlara, yeni doğmuş bebeklerin ağlarken yaptıkları hareketlerle yanıt vermişler.

Bilim adamları bu sonuca bakarak bebeklerdeki ağlama yetisinin doğumdan önce geliştiğini kabul ettiler. Araştırmacının amacı aslında anneleri sigara veya kokain kullanan dölütlerin davranışlarını incelemekti.

Araştırmacılar bu amaçta ceninleri kalın ve titreşimli seslerle uyarırken, hareketlerini ultrasonla izlemişler. Ceninler tıpkı ağlamakta olan yeni doğmuş bebekler gibi uzun soluklar alırmış gibi ağızlarını açıp dillerini sarkıtarak,sakinleşmeden önce yapılan üç derin soluk alışverişine benzer hareketler yapmışlar. Aynı davranış biçimi sigara ve kokain içmeyen annelerin bebeklerinde de izlenmiş.

Ceninlerin sadece kalın sesle uyarılmalarını, bilim adamları bunu negatif olarak algıladıklarını ve buna uygun reaksiyon gösterebilmelerine bağlıyorlar. Bunun içinse duyguları işleyen ve buna uygun hareketlerle yanıt veren duyu organlarının ve beyin bölgelerinin gelişmiş olması gerekiyor.

Mesela Limbik sistemin bazı bölümleri gibi. Yüzdeki mimik de ancak yüz kaslarının, solunum yollarının ve soluğun koordine olması halinde mümkün. Araştırmadan anlaşıldığı üzere ağlamanın gelişimi çok erken başlamakta. Ceninler 21.haftadan itibaren ağlama sırasında meydana gelen çene titremesi ve yutma gibi motorik repertuara sahipler. Ayrıca erken doğumlardan da 24.haftalık bebeklerin ağlama sesleri çıkardıkları ve çevredeki seslere tepki verdikleri bilinmekte.

Fırtınalar üçboyutlu olarak izlenebilecek

Halihazırdaki iki boyutlu uydu ve radar görüntüleriyle fırtınaların öncelenmesi zordur. Avrupa’nın en büyük özel hava durumu hizmetleri meteomedia ve Avusturya’daki araştırma merkezi Virtual Reality und Visualisierung (VRVis) şimdi hava raporu verilerini daha iyi değerlendirebilmek için ortak bir projede çalışıyorlar. "SimVis" sistemiyle kötü hava şartları eş zamanlı olarak saptanmaya çalışılarak, ne şekilde seyredeceği hesaplanacak.

Bu şekilde kötü hava şartlarından etkilenecek olan bölgelere daha erken uyarı gönderilebilecek. Bunun gerçekleşebilmesi için hava verileri günün 24 saati radar istasyonlarından sisteme akıyor. Bunlar analiz edildikten sonra üçboyutlu bir tahmini görüntü elde edilmekte. SimVis için olağanüstü teknolojiler gerekmiyor, hızlı bir PC yeterli. Sistem, 2003 yılında meydana gelen "Isabel" kasırgasının simülasyonlarıyla denenmiş VRVis eldeki verilerle kasırganın seyri hakkında doğru sonuçlar verdi diyor bilim adamları.
Kadınların ve erkeklerin gördükleri rüyalar farklı

Alman bilim adamları tarafından gerçekleştirilen uzun vadeli bir araştırmaya ait sonuçlara göre erkek ve kadınlar farklı rüyalar görüyorlar. Ve bu fark 40 yıldan bu yana değişmemiş. Mannheim Ruh Sağlığı Araştırma Merkezi uyku uzmanı Michael Schredl ve Allensbacher Nüfusbilimi Enstitüsü’nden Edgar Piel, 1956, 1970, 1981 ve 2000 yılında binlerce erkek ve kadınla uyku üzerine yapılan söyleşileri değerlendirince cinsiyetlerin arasında görülen farklı rüyaların kırk yıldan bu yana değişmediği ortaya çıkmış.

Personality and Individual Differences dergisinde yayımlanan araştırma raporuna göre, kadınlar daha çok yakınları ve onların duygularıyla ilgili rüyalar görüyorlar.

Kadın rüyaları genelde iç mekanlarda geçerken, ev eşyaları ve giysi parçaları da ön plana çıkmakta. Oysa erkek rüyaları genelde bedensel saldırı ve cinsellik görüntüleri taşımakta. Ve erkekler, rüyalarında daha çok kadınları görüyorlar. Rüyalarında aile sorunlarıyla uğraşan kadınların aksine erkeklerin rüyaları daha çok iş dünyası, silah ve hedefleri üzerine kurulu.

Pilleri yürüyerek şarj edeceğiz

Pennsylvania Üniversitesi biyologları, kişinin adımlarından enerji toplayarak el feneri ve cep telefonunu, hatta MP3 çalıcısı ve GPS konumlama aletini de şarj edebilen bir sırt çantası geliştirdi. Sırt çantası, yaylarla metal bir gövdeye asılı. Yürümekte olan kişinin kalçası her adımda beş ila yedi santim kadar yükselir. Kişinin kalçasına bağlı olduğu için sırt çantası da birlikte alçalıp yükselmekte. Bu iniş çıkış hareketi metal gövdeye bağlı küçük bir jeneratörü çalıştırmakta. Enerji üreten sırt çantası okul çocukları veya doğa yürüyüşçüleri için değil daha çok günlerce hatta haftalarca süren çalışmalara katılan kurtarma ekipleri, askerler veya bilim adamları için düşünülmüş. Sırt çantasını geliştiren Lawrence Rome ve ekibinin açıklamasına göre arazide yaşamsal önem taşıyan yedek pillerin ağırlığı dokuz kilo kadar gelmekte ve Afganistan’daki bir askerin taşıması gereken yükün dörtte biri kadar. Sırt çantasının elektrik randımanı taşınan yükün ağırlığına ve taşıyıcının hızına bağlı. Araştırmacılar 38 kiloluk bir yükle 7,4 vatlık enerji toplamaya başarmışlar. Bu enerji en azından cep telefonu ve gece görüş aleti için yeterli. Sırt çantasının prototipi 5,6 kilo ağırlığında, fakat araştırmacılar 1 ila 1,5 kilo kadar hafifletebilmeyi umuyorlar.

Çikolata sigara içenlerin kalbini koruyor

İsviçreli bilim adamlarının son bir araştırmasına göre bitter çikolata, sigara içenleri kalp enfarktüsünden koruyor. %74’lük kakao oranı damar cidarlarının fonksiyonlarını ve antioksidatif metabolizmayı iyileştirmekte. Spiegel Online’da (www.spiegel.de, 11.9.05) yayımlanan haberde çikolatadaki kan akışı üzerindeki etkinin sekiz saatten fazla kalıcı olduğuna değinilirken, kakaodaki olumlu etkinin, oksidatif stresi düşüren polifenollere bağlandığına dikkat çekilmekte. Bilim adamları yaş ortalaması 26 olan 25 kişiyi incelerken, deneklerin bir kısmı bitter diğerleri ise beyaz çikolata yemiş. Bilim adamları olumlu etkinin beyaz çikolata yiyenlerde görülmediğini söylüyorlar.

Plasebo etkisi, doktorun ve hastanın cinsiyete göre değişmekte

Tübingen Üniversitesi’nde psikoterapist Paul Enck yönetiminde çalışan ekibin araştırmasından çıkan sonuca göre kadın hastalarda Plasebo (etkisiz ilaç) daha etkili. Ayrıca hastalar kadın doktorlara daha çok güveniyorlar. Ekibiyle birlikte 120 hastayı inceleyen Enck, Plasebo’nun en çok kalın bağırsak hassaslaşmasında etkili olduğunu görmüş. Araştırma sırasında bazı hastalar, ayrıca psikoterapi eğitimi de alan kadın doktorlar tarafından tedavi edilmiş. Kadın doktorlar hastalara Plasebo verdiklerinde, hastaların üçte biri kendilerini daha iyi hissediyordu. Oysa erkek doktorlardan Plasebo alan 4-5 hastadan biri daha iyi hissettiğini söylemiş. Enck, benzer deneyimleri akupunktur araştırmasında da yaşamış. Bu araştırmada da kadın doktorlar tarafından tedavi edilenler gerçek akupunktur tedavisi gördüklerine inanmışlar. Kalın bağırsak hassaslaşmasında Plasebo kadın hastalarda daha etkili olmuş. İki kadın hastadan biri iyileşirken, sadece dört erkekten biri ilacın etkisini görmüş. Bu bağlantının anlaşılması için diğer araştırmaların yapılması gerektiğini düşünen bilim adamları, doktorlarla ilişkinin, ilişki süresinin ve sıklığının da Plasebo etkisinde önemli bir rol oynadığını tahmin ediyorlar. Hatta hastanın kültürel durumu, kökeni ve eğitim aldığı yer de bu konuda etkili olabilir diyor bilim adamları.

Doğum kontrol hapı Multiple Skleroz’dan da korunuyor

Amerika’da 1000’i aşkın kadınla gerçekleştirilen bir araştırma, doğum kontrol hapı kullananlarda, Multiple Skleroz hastalığına yakalanma riskinin % 40 oranında daha düşük olduğu şeklinde sonuçlandı.

Harvard Halk Sağlığı Okulu’ndan Alvaro Alonso, bu etkinin hastalığın oluşumunu ve seyrini engelleyen östrojenle ilgili olduğunu açıkladı. Bağışıklık sistemini etkileyen östrojen, Multiple Skleroz gibi bağışıklık sistemine bağlı hastalıklar üzerinde de etkimekte. Bu sonuç daha önceki araştırmalarla da ortaya çıkmıştı. Doğum kontrol hapıyla korunan ve hamile olan kadınların kanındaki östrojen oranı daha yüksektir. Araştırmacılar bu yüzden doğum kontrol hapıyla alınan veya hamilelik sırasında oluşan fazladan östrojenin,Multiple Skleroz riskini en azından kısa vadeli olarak düşürdüğünü tahmin ediyorlardı. Alonso ve ekibi bu tezi kanıtlayabilmek için Multiple Skleroz hastası 106 ve 1001 sağlıklı kadına doğum kontrol hapı kullanıp kullanmadıklarını ve son üç yıl içinde doğum yapıp yapmadıklarını sormuşlar. Bu şekilde elde edilen sonuca göre son üç yıldır doğum kontrol hapı kullananlarda Multiple Skleroz riski diğer kadınlara kıyasla %40 daha düşük. Üç yıl içindeki hamileliklerde aynı etki söz konusu olmamasına karşın hamileliğin ilk altı ayında Multiple Skleroz riski biraz daha yüksek diyor bilim adamları.

Bunları da Beğenebilirsiniz