« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Araştırma Dünyasından

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME
İdrarla elektrik enerjisi

İdrarla çalışan bir pil gelecekte hastalıkların erkten tanısında kullanılabilecek. Mesela idrardaki glikoz yoğunluğunun ölçülmesinde test edilen beden sıvısı aynı zamanda enerji kaynağı olarak kullanılabilecek. Kağıt kadar ince olan pil, tek damla idrar ile 1,5milivat elektrik üretiyor.

İdrarla çalışan pil bakır kloritine batırılarak bir magnezyum ve bir bakır şerit arasında sıkıştırılan bir filtre kağıdından oluşmakta. Son olarak plastik folyoyla kaplanmış. Pilin çalışma mekanizması çok basit: Üzerine bir damla idrar konduğunda, kağıt tarafından emiliyor, bakır klorit çözülerek magnezyumla reaksiyona giriyor ve bu şekilde elektrik üretiliyor.

Pil, 0,2 mililitre idrar ile yaklaşık olarak 1,5voltluk gerilim ve 1,5milivat enerji üretebiliyor. Singapur Biyomühendisliği ve Nanoteknoloji Enstitüsü’nden Ki Bang Lee’nin açıklamasına göre malzemedeki geometrinin değiştirilmesi sayesinde gerilim, enerji ve pilin kullanım süresi farklı koşullara göre değiştirilebilmekte. İdrar, kimyasal bileşimi nedeniyle farklı hastalıkların tanısı için test edilir. Mesela idrardaki glikoz yoğunluğuyla diyabet hastalığı tanınabilmekte.

Multiple Skleroz araştırması için 15.6 milyon dolar

Dört araştırma ekibi beş yıllık proje için destek aldı.

Amerikalı ve Avrupalı bilim adamlarından oluşan araştırma ekipleri, Amerikan Ulusal Multiple Skleroz Birliği’nden 15,6 milyon dolarlık destek aldı. Organizasyon, beş yıllık projeden MS araştırmalarında çığır açacak sonuçlar bekliyor.

Araştırma ekipleri arasında Johns Hopskins Üniversitesi, Wisconsin Üniversitesi, Cambridge Üniversitesi ve Londra College Üniversitesi’nin bilim adamları yer almakta. Araştırmacıların hedefi MS hastalığında hasar gören miyelin tabakasının yenilenmesini sağlayacak yöntemler bulmak.

Bu sayede MS semptoları taşıyan hastaların da tedavi edilebileceği umulmakta. Bilim adamları öte yandan hastalığın gelişmesini önleyen sistemler üzerinde de çalışıyorlar. Erken tanısı mümkün olmayan MS hastalığı genelde 20 ila 50’li yaşlar arasında ortaya çıkmakta. MS hastası kadın sayısı iki misli fazla. Tahminlere göre Amerika’daki MS hastası sayısı 400.000, dünya genelindeki ise 2,5 milyon civarında.

Kuş gribi aşısı bu sefer tavuklara

Almanya’daki Friedrich-Loeffler Enstitüsü bilim adamları kuş gribini önleyecek bir etki maddesi geliştirdiler. Enstitü müdürü Thomas Mettenleiter tarafından yapılan açıklamaya göre ilk deneyler başarılı.

Kuş gribine karşı geliştirdikleri serum için bilim adamları moleküler biyolojideki sonuçlara inerek, genetik yöntemlerle bir virüs proteininin kalıtım bilgilerini değiştirdiler. Yöntemin en olumlu tarafı aşılanmış hayvanların, hastalıklı hayvanlardan ayırt edilebiliyor olması. Kuş virüsü sadece kümes hayvanlarına bulaştığı için genetik değişimden geçen virüsün yabani kuşlara geçmesi mümkün değil diye konuştu Mettenleiter.

Aşı, sprey, göz damlası veya içme suyuna karıştırılarak ağızdan uygulanmakta. İlk testler tavukları grip virüsüne karşı koruduğunu göstermiş. Yeni aşı kullanılmaya başlanmadan önce doku kültürlerinde deneyler yapılacak. Kuş gribi yüzünden bugüne değin en az 26 kişi yaşamını yitirdi ve salgınların önlenmesi için 20 milyonu aşkın tavuk öldürüldü.

Akıllı plaj şemsiyesi

Bir Fransız lise öğrencisi tarafından geliştirilen plaj şemsiyesi, güneşlenenlere ek bir konfor sunacak. Akıllı şemsiye tıpkı ayçiçeği gibi otomatik olarak güneşe doğru ayarlanarak güneşin zararlı ışınlarından korumakta.

16 yaşındaki öğrenci bu buluşu sayesinde "Science-et-Vie Junior" dergisinin açtığı yarışmayı kazanarak 2500 Avroluk ödülün sahibi oldu. Dokuz voltluk bir pille çalışan akıllı şemsiye Fransızca parasol (güneş şemsiyesi) ve tournesol (ayçiçeği) kelimelerinin bileşiminden oluşmakta. Para-tournesol, ışığa duyarlı bir sensor, devre mekanizması ve bir de motora sahip. Üniversitede mühendislik okumak isteyen öğrenci, pahalı olduğu için buluşunun patentini almadı.

İçkulağımızdaki denge organı sanılandan daha becerikli

İngiliz sinirbilimciler, içkulağımızdaki denge organının, beden hareketlerini de ayarladığını buldular. Organın bu işlevi özellikle karanlıkta ve zor hareketlerde önem taşımakta. Karanlıkta yürüdüğümüzde etrafı göremeyiz, beyin bu yüzden kulaklardan, kaslar ve ciltten gelen bilgilerden yararlanmakta.

College Üniversitesi’nden Brian Day ve Raymond Reynold şimdi bu konuda denge organımızın da önemli bir rol oynadığını buldular. Denge organımız kafa hareketlerini dolayısıyla da kafamızla bağlantılı olan her hareketi de kaydetmekte ve bu veriler sayesinde beyin, hareketleri doğru yapmamızı sağlıyor.

Day ve Reynolds araştırma sırasında altı kişiden gövdelerini 10 derece kadar yana doğru eğmelerini istemişler. Katılımcılar görmelerini engelleyen ve gövde ve kafanın aynı anda hareket ettirilmesini zorunlu kılan bir başlık takmışlar.

Araştırmacılar denge organının duyu sinirini daha az veya daha çok sinir uyartısı gönderecek şekilde uyararak, beyni "aldatmışlar". Şöyle, beyin bu uyartılar yüzünden, kafanın daha yavaş veya daha hızlı bir şekilde yana doğru hareket ettiğini algılamış.

Bu da katılımcıların hareketlerini düzeltmelerini sağlamış. Ayrıca deney, denge organından yansıyan sinyallerin gerçekten de düzeltici etkisi olduğunu göstermiş. Denekler hareket etmediklerinde yapay uyartılar etkili olmamış. Anlaşıldığı üzere bedenimiz, diğer sinyallerin yeterli olmaması halinde denge organımızı devreye koyuyor.

Biyolojik antibiyotik fabrikalarıyla antibiyotik üretimi

Bakteriler yardımıyla daha etkili antibiyotiklerin geliştirilebileceği bildirildi. Bazı bakteri türlerinin, doğal antibiyotik ürettikleri proteinlerin parçalarını farklı kombinasyonlarda birleştiren Amerikalı bilim adamlar, bunları daha sonra canlı fabrikalara aşılıyorlar.

Her kombinasyon sonunda, antibakteriyel etkiye sahip farklı maddelere dönüşmekte. Günden güne çoğalan bakterilerin halihazırdaki antibiyotiklere dirençli olmaları büyük bir sorun yaratmakta. Gelişmiş ülkelerde bile on binlerce kişi hastanelerden kaptıkları enfeksiyon yüzünden yaşamını yitirmekte. Tıp uzmanları bu yüzden antibiyotiklere dirençli bakterileri tedavi etmenin farklı yollarını arıyorlar.

Antibakteriyel maddelerin en etkilileri poliketidlerdir. Bunlara örneğin akne ilaçlarında kullanılan Erythromycin de dahildir. Poliketidler doğada, poliketid sentezleştirici enzimlerin belli başlı proteinlerinden yararlanan streptomis olarak bilinen bakterilerce üretilir. Kosan Biosciences kurumundan Daniel Santi, şimdi bu enzimlerin farklı türlerinin hızlı bir şekilde üretilmesine izin veren genetik bir yöntem geliştirdiler.

Bu amaçta sentez enzimlerinin parçalarına bilgi taşıyan farklı bakteriler için DNA parçaları birleştiriyorlar. Çeşitli DNA kombinasyonları daha sonra küçük fabrika işlevini görmeleri için üretim bakterilerine aşılanmakta. Her üretim kökü kombinasyona göre farklı bir poliketid türü üretiyor.

Yeni yöntem sayesinde ilk kez farklı bakterilerin kalıtım maddesinden büyük parçalar elde etmek ve birbirleriyle birleştirmek mümkün oldu. Bilim adamları yeni yöntemle, antibiyotik sorununa çözüm getirebileceklerinden eminler.

İşitme kaybı, yaşlılarda bellek sorunlarına neden olabiliyor

Sonuç, işitme kaybı yaşayan yaşlıları normal duyan yaşlılarla karşılaştıran Waltham, Brandeis Üniversitesi’nden Arthur Wingfield’e ait. İnsan yaşlılıkta yüksek frekansları işitme yetisini kaybediyor. Bu sağırlık özellikle de konuşulanların anlaşılmasını zorlaştırmakta. Çünkü konuşulanlarla çevre gürültüsünü ayırt etme yetisi zayıflamakta.

Ayrıca hızlı konuşmalar da anlama zorluğuna yol açıyor. İşitme kaybı yaşayanlar buna rağmen konuşmaları takip etmek istediklerinde kısıtlı işitme yetisiyle çok fazla konsantre olmak zorundalar. Wingfield daha önceki araştırmalarıyla da bu zihinsel çabanın diğer bilişsel yetileri zayıflattığını bulmuştu.

Bunu daha ayrıntılı bir şekilde inceleyebilmek için deneklere on beş sözcük dinletmiş. Hafif ve orta dereceli işitme kaybına sahip olanlardan son üç sözcüğü tekrarlamaları istenildiğinde, üç sözcükten sonuncusunu hatırlamalarına rağmen, ilk ikisini normal duyanlar kadar iyi hatırlamadıkları ortaya çıkmış.

Bilim adamları bu sonuca göre işitme kaybı yaşayan insanların, sözcükleri doğru anlamak için daha fazla zihinsel çaba harcadıklarını düşünüyorlar. Bu kapasite de çalışma belleğine bilgilerin kaydedilmesi veya bilgilerin işlenmesi için yeterli olmuyor. Bilim adamları bu yüzden işitme kaybı olan insanlarla daha anlaşılır bir şekilde konuşulmasını ve cümleler arasında küçük aralar verilmesini öneriyorlar.

Güneş de bağımlılık yapıyor

Amerikalı bilim adamları tarafından gerçekleştirilen bir araştırmaya göre birçok insan güneş bağımlısı ve tıpkı uyuşturucu bağımlıları gibi davranıyor. Testlerden anlaşıldığı üzere sürekli güneşlenenler kızılötesi ışının etkisine bağlı kanser tehlikesinden haberdarlar ama yine de güneşlenmeden edemiyorlar.

İlginç araştırma Galveston Texas Üniversitesi’nden Molly Warthan tarafından gerçekleştirildi. Warthan’la çalışan araştırmacılar Meksika körfezinde güneşlenen 154 kişiyle anket yapınca gerçekten de insanlarda bir tür güneşlenme bağımlılığının bulunduğunu saptamışlar. Ruhsal bozukluklar üzerinde etkili olan madde kriterlerine göre güneşlenenlerin %53’ü bağımlı. Bununla birlikte kızılötesi ışınının ne şekilde bağımlılık yaptığı henüz kesin olarak bilinmemekte.

Daha önceki bir araştırmada bundan mutluluk hormonu endorfinin daha fazla salgılanması sorumlu tutulmuştu. Fakat sonuç, diğer araştırmalarla kanıtlanamadı. Bilim adamları şimdi bağımlıların beyin akımlarını güneşlemeden önce ve sonra ölçerek bu davranışın mekanizmasını çözmeye çalışacaklar. Ayrıca güneşlenme bağımlılığı diğer bağımlılıklarla da karşılaştırılacak.

CANLI SKOR CEBİNDE!

Cep telefonunuza Spor Arena uygulamasını gönderelim.

SMS GÖNDERİLDİ!

Cihazınıza özel bağlantı linki sms ile gönderildi. Lütfen smslerinize bakınız.

Bunları da Beğenebilirsiniz