« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Araştırma Dünyasından

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME
İlk tüp deve yavrusu dünyaya geldi

Birleşik Arap Emirlikleri’nde dünyanın ilk tüp deve yavrusu doğdu. Emirate WAM haber ajansından yapılan açıklamaya göre tüp devenin doğumu dört yıllık bir araştırmanının sonucu. Abu Dabi’deki deve araştırma merkezinden Prof.Abdul Anvassy 14 dişi devenin tüp bebek yöntemiyle gebe kaldığını açıkladı. Dört yavrunun mart ayında doğması bekleniyor.

Özellikle de yarışa katılabilecek develer Arap Emirlikleri’nde çok değerli. Bu tür develerin fiyatı yüz binlerce euroya kadar çıkabiliyor. Tüp bebek yöntemi, deve dışında sığır, domuz ve atta da başarıyla uygulanmakta.

Diş delme işlemi tarihe mi karışıyor?

Bekleme odasındaki hastaları bile ürküten diş delme aletinin sinir bozucu sesi yakında tarih olabilir. Önemsiz çürüklerde delme işlemini gereksiz kılan yapay bir diş minesi geliştirildi. Japon bilim adamları tarafından geliştirilen bu madde dişteki minik delikleri ağrılı delme işlemi olmaksızın kapatabiliyor. Kazue Yamagashi, dolgu maddesinin kimyasal ve yapı olarak doğal diş minesine benzediğini söylüyor Nature dergisinde.

Dişe aktarıldığında nanokristal büyüme süreci sayesinde doğal diş minesiyle kaynamakta. 15 dakikalık etki süresinden sonra dişin üzerinde transmisyon elektron mikroskobuyla bile herhangi bir delik görülmemiş.

Dişimizin üzeri kireç tuzları olarak bilinen kristallerden oluşan bir ila iki milimetre kalınlığında bir mineyle kaplıdır. Asit üreten bakteriler bu koruyucu tabakaya işleyerek ilk başta 50 mikrometreden daha küçük delikler açarlar.

Böyle minik delikler bile delme aletiyle temizlendikten sonra amalgamla doldurulmakta. Bu şekilde dişin sağlıklı bir kısmı da yok olmakta diyen bilim adamları yeni dolgu maddesiyle bunun önlenebileceğine dikkat çektiler. Yapay diş minesinin diğer olumlu tarafı ise uzun süre dayanıyor olması. Ayrıca dişin doğal koruyucu tabakasını da güçlendirerek yeni çürüklerden korumakta.

2050 yılında 9.1 milyar dünya vatandaşı

UNO’nun son hesaplarına göre dünya nüfusu 2050 yılında bugüne kadar tahmin edilenden çok daha fazla artacak. Buna göre dünya nüfusu %40 oranında artarak 9,1 milyarı bulacak. En büyük nüfus artışının ise dünyanın en yoksul 50 ülkesinde gerçekleşmesi bekleniyor.

2002 yılındaki hesaplara göre tahminler biraz daha yukarı çekildi. Birleşmiş Milletler o zaman 2050 yılı için 8.9 milyarlık bir dünya nüfusu tahmininde bulunmuştu. Son hesaplar, günümüzdeki en yoksul ülkelerinin nüfusunun 5.3 milyardan 7.8 milyara çıkacağını göstermekte. Afganistan, Burkina Faso, Burundi, Çad, Kongo-Kinshasa, Kongo-Brazzaville, Osttimor, Gine-Bissau, Liberya, Mali, Nijer ve Uganda’da nüfusu üç misli artacak.

Zengin endüstri ülkelerinin nüfusu buna karşın 1.2 milyar ile günümüzdeki seviyede kalacak. Ancak ABD nüfusu göç yüzünden artabilir. BM buradaki nüfusun 2050 yılında 394 milyon artacağını sanıyor. Nüfus artışındaki tahminler bir kadına düşen ortalama 2.6 çocuk sayısının, 2.0 çocuğa düşebileceğine göre hesaplanmakta. Nüfus artışı önemli ölçüde gelecekteki doğumlara bağlı deniyor UNO’nun raporunda. Gelişmekte olan 148 ülkeden 35’inde 2000-2005 arasındaki yıllarda kadın başına düşen çocuk sayısı beşten fazlaydı.

Düşük kilolu doğan bebekte diyabet riski

Düşük kiloyla dünyaya gelen bebekler diyabet tip 2 hastalığına daha sık yakalanıyorlar. Farelerle deneyler yapan Amerikalı bilim adamları bunun neden böyle olduğunu buldular. Anne karnında yetersiz beslenme yüzünden pankreastaki hücreler hatalı programlandığı için yeterli miktarda ensülin üretemiyorlar. Ancak bu etki hemen değil gençlik döneminde ortaya çıkıyor diyor Harvard Üniversitesi’ne bağlı Joslin Diyabet Merkezi’nden Elizabeth Patti, Diabetes dergisinde.

2500 gramdan daha düşük kilolu olan bebeklerde diyabet tip 2 riskinin gelişme olasılığı daha yüksektir. Düşük kilo genelde ceninin anne karnında yeterince beslenmemesiyle ilgilidir- ya Anne yeterli beslenmemiştir veyahut da embriyonun kan ihtiyacı iyi karşılanmamıştır. Besleyici madde yetersizliği ve şeker hastalığı arasındaki bağlantıyı çözmek isteyen araştırmacılar gebe fareleri iki gruba ayırmışlar.

Her iki gruba da gebeliğin ilk iki haftasından itibaren istedikleri kadar yem verilirken, gebeliğin son haftasında bir grubun yiyecekleri kısıtlanmış. Bu şekilde kötü beslenen anne farelerin yavruları %20 oranında daha hafif doğmuşlar. Ancak bu fark üç hafta sonra kapanmış. Fakat bilim adamları dört ay kadar sonra düşük kiloyla dünyaya gelen farelerdeki kan seviyesinin normalden yüksek olduğunu fark etmişler.

Ayrıca kandaki şeker seviyesindeki oynamalara rağmen pankreastaki ensülin üretimi değişmiyordu. Araştırmalar bundan, ensülin üreten hücrelerin hatalı programlanmasının sorumlu olduğunu göstermiş. Hücreler hangi sinyali alırsa alsınlar hep aynı miktarda ensülin üretiyorlar.

İnsanda benzer bir araştırmanın yapılmamasına rağmen araştırmacılar aynı durumun insanda da geçerli olduğundan eminler. Bu yüzden düşük kiloyla dünyaya gelen kişilerin, kandaki yüksek yağ değeri, aşırı kilo ve yetersiz hareket gibi diyabet riskini tetikleyen faktörlerden kaçınmaları önerilmekte.

Bitkilerin tümörleri yok etmesinin gizi çözüldü

Hamburg-Eppendorf Üniversite Kliniği bilim adamları, bitkisel maddelerin, tümörlerin büyümesini ne şekilde engellediklerini buldular. Polifenoller, alternatif tıpta tümör önleyici ve engelleyici etki maddeleri olarak bilinmekte. Prof. Georg Mayr yönetiminde çalışan ekip şimdi düşük oranda polifenolün bile hücrenin büyümesinden sorumlu enzimleri engellediğini kanıtladı. Araştırma sonuçlarına göre enzimler, hücre büyümesinde önemli bir rol oynayan sinyal moleküllerinin oluşumu için gereklidir.

Journal of the Biological Chemistry dergisinde yayımlanan makalede, alternatif tıpta daha önce kullanılmayan polifenollerin de etkili olduğu yazıyor. Mayr ve ekibi araştırmaları sırasında lösemi, akciğer ve meme kanseri hücreleriyle çalışmışlar. Polifenol olarak kabul edilenler, yeşil çay içindeki ECG ve EGCG, pamuk tohumu küspelerindeki gosipol, sarı kantarondaki (Hypericum perforatum) hiperisin, söğüt kabuğundaki klorojen asidi ve meşedeki kuersetindir.

Nikotin, erkek ve kadın beynindeki farklılıkları kapatıyor

Nikotinin, kadın ve erkeğe özgü beyin etkinlikleri arasındaki farkı yok ettiği bildirildi. Duygusal görevlerin yerine getirilmesi sırasında normalde kadındaki belli başlı beyin bölgeleri erkeklere göre daha etkindir. 47 kadın ve 77 erkekle bir araştırma yapan Amerikalı bilim adamları şimdi bu farkın nikotinin etkisiyle kaybolduğunu saptadılar.

Kaliforniya Üniversitesi’nden (Irvine) James Fallon’un konuyla ilgili yazısı International Journal of Neuropsychopharmacology dergisinde yayımlandı.

Kadın ve erkek beynindeki etkinlikler özellikle de işin içinde düşmanca ve saldırgan duyguların bulunması halinde büyük farklılıklar gösterir. Böyle bir durumu yaratmak için bilim adamları düşmanlığı körükleyen bir oyun oynatmışlar deneklere.

Kazananlar, kaybedenlere çirkin bir şekilde bağırarak cezalandırma hakkını kazanıyorlardı. Kaybedenlerden ise karşılık vermeleri istenmiş. Neticede kadınlar ve erkekler tamamen farklı bir şekilde karşılık vererek kendilerini savunmuşlar.

Erkekler daha yüksek sesle, kadınlar ise daha uzun süre bağırmışlar. Bu test sırasında araştırmacılar deneklerin beyin etkinliklerini kontrol edince şu sonuç çıkmış ortaya: Kadınlarda belli başlı beyin bölgeleri daha etkin. Ancak araştırmacılar nikotin bandı yapıştırdıklarında kadın beynindeki etkinlik azalırken, erkek beynindeki etkinlik artmakta. Buna rağmen cinsiyetlere özgü davranışlarda herhangi bir değişiklik meydana gelmemekte. Araştırma sonuçları kadın ve erkek bedeninin nikotine neden farklı reaksiyon gösterdiğinin bir kanıtıdır diyor bilim adamları.

Daha önceki araştırmalarda da nikotin bandı veya nikotin sakızının kadınlarda daha az etkili olduğu ortaya çıkmıştı. Ayrıca kadınların sigara içme nedenleri de farklı ve kadınlar sigara dumanını daha az ve daha kısa soluklarla çekiyorlar içlerine.

Altıncı his kanıtlandı

İnsanın gerçekten de "altıncı hisse" sahip olduğu anlaşıldı. Amerikalı araştırmacılar ilk kez beyinde bir erken uyarı sistemi saptadılar. "Bilincimize ulaşmayan tehlikelerde bile alarm çalıyor" diye açıkladı bu hissi Washington Üniversitesi’nden Joshua Brown. Mesela Hint Okyanusu’nda yaşayan yerliler bu sayede dev dalgalar tarafından yutulmaktan kurtulmuşlardı.

Bu uyarı sistemi Brown’a göre Anterior Cingulate Cortex (ACC) olarak bilinen ve ön şakak lopunun yakınındaki beyin bölgesinde bulunmakta. Çekirdek spin tomografisiyle alınan görüntüler, ACC’nin, engellenmesi gereken her kararsızlıkta etkinleştiğini göstermekte. Yani bu beyin bölgesi davranışlarımız olumsuz bir sonuç doğurmadan önce bizi uyarıyor ve bu şekilde daha dikkatli ve hatasız davranmamızı sağlıyor.

Gerçi söz konusu beyin merkezi yirmi yıldan bu yana biliniyordu fakat bilim bu işlevinden haberdar değildi. Brown’ın açıklamasına göre bu merkezdeki anormallikler aralarında şizofreni ve saplantı-zorlantı bozukluğunun da bulunduğu ağır psişik bozukluklarla ilişkili. "İlginç bir şekilde sinir uyarı maddesi dopamin de ACC’yi eğitmede anahtar rolü oynamakta" diye konuştu Brown.

Çenemiz neden küçüldü?

Amerikalı antropolog Peter Lucas’a göre çenemiz ve ön dişlerimiz, yiyecekleri aletlerle küçük parçalara bölüp pişirme alışkanlığı edindikten sonra küçülmeye başlamış. Yine aynı nedenden dolayı dişlerin boyutu ve sertliği de azalmış, gelişkin kesici dişler ve büyük çene gereksiz kalmış. Lucas’ın Amerikan Bilim Birliği’nin (AAAS) kongresinde sunmuş olduğu bildiri New Scientist dergisinde yayımlandı.

Birçok insanda dişler düzgün bir şekilde büyümek yerine üst üste biner veya yamuk büyür. Kaymış dişlerin temizliği daha zor olduğu için de diş çürümesi ve dişeti iltihabı gibi hastalıklar daha sık yaşanır. Hatta bazı durumlarda çene o kadar küçüktür ki yirmi yaş dişi hiç çıkmaz bile.

İnsanda görülen düzensizlik insansı maymunlarda çok enderdir diyen Lucas çenemizdeki düzensizliklerin, çenedeki görev dengesinin insanın gelişimi sırasında bozulmasına bağlıyor. Mesela kesici dişlerin başlıca görevi yiyecekleri ağza uygun bir şekilde parçalamakken, azı dişlerinin görevi yiyecekleri öğütmek idi. Fakat insanlar yiyeceklerini parçalayıp pişirmeye başlayınca kesici dişler dolayısıyla da çene iyice küçülmüş ve gıdaların parçalanması için gerekli azı dişlerine yer kalmamıştır diyor bilim adamı. Lucas teorisini kanıtlamak için şimdi diş boyutunun insansı maymunlarda ve diğer hayvanlarda da yenilen gıda boyutuyla ilgili olup olmadığını araştıracak.

Bunları da Beğenebilirsiniz
İlişkili Haberler