Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Arapları iplemeye gerek yok

<B>BU </B>köşede Araplar hakkında gerçek hislerimi ne zaman yazdıysam, bazı çevrelerden hep tepki gördüm.

Bunlar Araplar ile aramızda bir din kardeşliği olduğunu iddia ediyorlar, bana da kızıyorlardı.

Aynı dinden olduğumuz kesin de onlarla aramızda bir kardeşlik filan gayet tabii ki yok.

Araplar düşmandır Türklere, bu aktif bir düşmanlıktır ve bizim bunu kavrayabilmemiz de pek kolay değildir.

Türkiye'nin çok önemli bir özelliği var. Türkiye kendisine düşmanlık besleyen ülkeleri, bunlar hadlerini aşmadıkları sürece, fazla iplemez.

Bakın Yunanistan'a mesela. Adamcağızlar yıllar boyu tepinip durdular, Türkler böyle Türkler şöyle diye, Türkiye korkuları paranoya haline geldi. Bizde ise aktif bir Yunan düşmanlığı yoktur.

Araplar da kendi bölgelerinde tepinip duruyorlar ve onları da pek dikkate alan yok bizim tarafımızda.

***

Onlarla suni kardeşlik hayalleri kuranlar son iki olaydan sonra inşallah bakış açılarını yeniden değerlendiriyorlardır.

Osmanlı'dan kalan eserleri yıktılar biliyorsunuz, büyük bir kinle Suudi Arabistan'da.

Şimdi de Kral Fahd, İngiliz casusu Lawrence'in zamanında yaşadığı evin kapısına ‘‘Bu ev, Osmanlı'ya karşı bağımsızlık savaşı veren Suudilere yardımcı olan İngiliz Thomas Edward Lawrence tarafından karargáh olarak kullanılmıştır’’ yazılı bir plaket astırarak orayı müze haline dönüştürmüş.

Bu olay bile Arapların sadece kindar değil aynı zamanda aptal olduklarını göstermekten başka hiçbir şeye yaramaz.

Çünkü bakın o çok sevdikleri ve yalakalandıkları T.E. Lawrence ‘‘Bilgeliğin Yedi Sütunu’’ adlı kitabında Arapları nasıl tanımlıyor:

‘‘Onlar, dünyayı her zaman dış hatlarıyla gören, temel renklerin ya da daha doğrusu siyah ile beyazın egemen olduğu bir halktı.

Kuşkuyu -bizim modern dikenli tacımızı- hor gören dogmatik bir halktı.

Bizim metafizik zorluklarımızı, içebakışla ilgili sorgulamamızı anlayamazlardı...

Umursamaz bir tevekkülle zihinlerini boş bırakan, sınırlı, dar kafalı insanlardı.

Zihin ya da bedene ilişkin hiçbir örgütlenmeleri yoktu.

Kabilenin fikirleri ile mağaranın fikirleri arasında yollarını izliyorlardı.’’

Daha çok alıntı yapabilirim ama gerek yok herhalde.

Bilmem anlatabiliyor muyum meseleyi?

***

Daha önce de yazdım, yine tekrarlayayım.

Dubai'de bir gün, Körfez Savaşı'ndan bir ay sonra sadece yabancılara açık olan bir barda içki içiyordum.

Polis daldı içeriye, kimlik kontrolüne başladı. Müslümanları tutuklayıp çıkarıyorlar.

Sıra bana gelince pasaportuma baktılar ve çekip gittiler.

Rahat bıraktılar beni.

Araplar hem Türklere düşmanlar, hem de bizi Müslüman olarak kabul etmiyorlar.

Bu beni çok mutlu eden bir olay, buna üzülenler de olacaktır mutlaka.

Beni etmiyorlar tamam anladık ama şunu unutmayın ki gerçek inananlarımızı da kendilerine göre tanımlamışlar, onları da Müslüman olarak kabul etmiyorlar.

Dolayısıyla son yaptıkları olaylar da hiç şaşırtıcı değil.

Ne kadar mutluyum ki bunlar bizim bölgede müttefikimiz filan değil; çünkü onlara muhtaç olsaydık her fırsatta bizi arkadan hançerleyecekleri de kesindi.
X