« Hürriyet.com.tr

Aralık güneşinde Erdek

Marmara kıyısındaki popüler yaz tatili mekânlarından Erdek, eylülde kalabalıklar çekildiğinde gerçek kimliğine kavuşuyor.

Hürriyet Haber
X

Hüseyin YURTTAŞ
 
Zeytin kokulu sokakları, sahil kahveleri, balık restoranları geçmişin şarkılarındaki içli, samimi atmosfere bürünüyor. Aralık, ocak aylarında hafta sonu tatilini değerlendirip Erdek’e gittiğinizde Apostol’dan güzelim körfez manzarasını seyredebilir, Kizikos’ta binlerce yıl öncesinde düşsel yolculuğa çıkabilir, sahil restoranlarında lüferin en lezizini tadabilirsiniz.

Bandırma’dan batıya sapıp Erdek yolunu tuttuğumda içimi bir sevinç kaplar. Bir dosta, bir güzelliğe yeniden kavuşmanın heyecanından bu. İlk kez 1980 yılında gittiğim Erdek’i, 1960’lı yılların başında, Edirne Erkek Öğretmen Okulu’ndan arkadaşlarımdan dinlemiştim.

Erdek’in bulunduğu Kapıdağ, zamanın behrinde bir adayken, yakın kıyıyla arasında kumulların, birikintilerin yığılıp sertleşmesiyle oluşan, coğrafyada tombolo da denilen bir kıstakla Anadolu Yarımadası’na bağlanmıştır. Bugün, iki yanda denizi gördüğünüz anda Düzler’e doğru ilerlerken Kapıdağ Yarımadası’nın kapısı önünüzde açılıyor demektir. Hem de yalnız Erdek merkeziyle sınırlı değildir bu alan; bütün köyleriyle koca bir Kapıdağ Yarımadası’dır. Her mevsim ayrı güzellikleri barındıran, yeşilin türlüsü ve türküsüyle bezenmiş bir zenginlik karşınızdadır.

Kışınsa ayrı bir güzelliktedir Erdek. Tenha, dingin, içli şarkıların içtenliğinde ve yalnız... Kendinizle buluşmak, ıssızlıkta kendi sesinizi duymak için birebirdir. Bütün kış kıyıları gibi, hatta daha da fazla. Kendine çekilmiştir çünkü.

BU ÇINARA 1350’DE PAŞA ATINI BAĞLAMIŞTI

Erdek’e Çanakkale üzerinden geliyorsanız, Edincik’ten geçerek de ulaşabilirsiniz.
Sakin, kendi dünyasında yaşayıp giden zeytin beldesi Edincik’te dikkatinizi çeken bazı ahşap yapılar olacaktır. Bu evlerin geçmiş zamandan günümüze selamlar taşıdığını görmemek mümkün mü? Onlarla selamlaşırken, 1350’lerde buraları Osmanlı toprağına katan Süleyman Paşa’nın atını bağladığı bin yıllık, içi oyuk bir çınara da merhaba diyebilirsiniz.
Sonra, kıvrıla büküle ineceğiniz yolda ve sapaktan sonra da Erdek’e kadar bilgelik ağacı zeytinin saltanatına teslim olacaksınız.

KİZİKOS’UN GİZEMİ

Artaki ya da Artake’den Erdek’e uzanan tarihsel sürecin öncesinde Kizikos var.
Kizikos, genel yapısıyla bir üçgeni andıran Kapıdağ’ın girişindeki antik yerleşim alanı. Bugün ne yazık ki çok az bir bölümü gün yüzüne çıkarılmış. Özensiz ve düzensiz, terk edilmiş bir hazine, orada öylece yatıyor. Hadrianus Tapınağı ve dehlizleri ile köstebek yuvası gibi. Tarih yağmacılarının kazmalarla köşesini bucağını deşip kurcaladığı bir ören yeri.

Söylenenlere bakılırsa, Efes kadar ya da ondan daha büyük bir alanı kaplıyor Kizikos.
Bütünüyle ortaya çıkarıldığı zaman, Erdek sırf Kizikos’u görmek isteyen on binlerce insanı çekebilecektir. Ama bunun için bizdeki kazıların yazgısının değişmesi gerek öncelikle.
Orada tiyatrosu, amfitiyatrosu ve günışığına çıkmış çıkmamış bölümleriyle koca bir antik kent (ve daha niceleri) dururken, ne acı ki, bize düşen yalnızca beklemek!

KIYI KAHVELERİ HEP CIVIL CIVIL

Erdek çarşısını geçip kıyıya ulaştığınızda yılın dört mevsiminde cıvıl cıvıl kaynaşan kıyı kahveleri çıkar karşınıza. Erdek rıhtımı, dalgakıranın ve Zeytinli Ada’nın korumasında rüzgârlardan uzak, deniz masallarını söyleyip durmaktadır. Kıyıda tekneler, balıkçılar... Yüzyıllık çınarların altına sıralanmış kahvelerde dinlenen, söyleşen, eyleşen insanlar...
Ben Erdek’le Akçay’ı kıyıdaki bu yapılanmalarıyla birbirine benzetirim. Gerçekten ikisi birbirini andırır. Ancak burada karşıda Zeytinli Ada vardır cepheyi kapatan. Güneydoğuda ise Seyitgazi Tepesi. Akçay’ın önü ise açıktır. Arada önemli bir fark var yalnız: Akçay’da denizden fışkıran bir tatlı su kaynağı vardır: Erdek/Zeytinli Ada’da ise sıcak su...

ZEYTİNLİ ADA’DA KAZILAR SÜRÜYOR

Erdek’in incisi Zeytinli Ada’da bugün kazı çalışmaları hızla ve titizlikle sürdürülüyor. Tatil günlerinde bulunmamız nedeniyle benim adaya geçmem ve orayı yakından görmem mümkün olmadı ama Erdek Belediyesi Halkla İlişkiler Müdürü Şebnem Gürel, orayı görmüş kadar olacağım bilgi ve belge sundu bana. Sekizgen vaftiz havuzu başta olmak üzere oradaki buluntuları gerçekten görmek istiyorum. Yağmurlu sonbahar gününün azizliğine uğradığımız için gidemediğim Kirazlı Manastır’ı bir de...

APOSTOL’ÜN DİLEK AĞACI

Agrigento Otel’den kuzeye, kıyıdan içerilere doğru kısa bir süre yol alıp da bir yamacı tırmandığınızda güzelim bir tepede buluyorsunuz kendinizi. Sırttan denize, nefis bir manzara... Sonradan bir iki ad konusa da, kadimden beri süregelen adıyla Apostol’dür orası.
Ulu çınarların birbirini çiğneyerek göğe uzandığı bu tepeden aşağılara, ötelerde uzanan denize bakarak çayınızı yudumlamak, hele mümkün olsa iki kadeh parlatmak emsalsiz bir keyif olur. Ancak, ne yazık ki burası işletmeye elverişli iyi bir tesisle taçlandırılamamış.
Çınarlardan birinin oyuğundan geçenlerin dileklerinin kabul olunduğuna öylesine inanılmış ki, ağacın içindeki oyuk gelen geçenin sürtünmesiyle neredeyse cilalanmış. Tek tük çaputlar da cabası. Ortalıkta ne eren var, ne evliya; koşuşturan, ağaçtan ağaca geçen sincaplarla dallarda ötüp duran kargalar kış tenhalığının özgürlüğüne bırakmışlar kendilerini.
Apostol, kadri bilinmemiş bir cennet köşesi. Erdek Belediyesi orayı gün yüzüne çıkarmalı ve yaşama katmalı.
Yaz tatillerinde olduğu kadar öteki mevsimlerde, özellikle de kışın, İstanbul’un burnunun dibindeki bu cennet, kendinizi dinleyerek dinlenmeniz için Erdek içindeki ve Ocaklar’daki nezih otelleriyle, yemek ve balık çeşitleriyle sizi bekliyor.
Yenikapı-Bandırma hızlı feribotu sizi oraya iki buçuk saatte ulaştırır, eğer İstanbul’da yaşıyorsanız. Başka yerlerde yaşayanlara ise isteyene hiçbir yerin uzak olmadığını anımsatmak yeter sanırım.

AGRİGENTO OTELİ MÜZE GİBİ

Bu kez Erdek’i bana Edirne Erkek Öğretmen Okulu’ndan arkadaşım, eski Erdek Lisesi Müdürü Namık Güven gezdirdi. Köşe bucak saklı güzellikleri bir bir bulup tanırken, ünlü Agrigento Oteli’ne de uğradık. Turistik geçinen nice il ve ilçede böyle bir otel yok! Görkemiyle, nice gösterişli yapı yarışamaz. Koca bir müzeyi andıran tarihi koleksiyonları bağrında barındırması ise başlı başına bir farklılık ve zenginlik. Milattan öncesinden bugüne birçok tarihi eserin sergilendiği bu “müze”nin bence tek kusuru, sergilenenlerin dönemlerine göre sıralanmamış ve bölümlenmemiş olması. Yoksa, Mekke’nin kilidinden sedef kakmalara, değişik kılıç ve silahlardan Abdülhamit Fermanı’na kadar akla gelebilecek nice değerli tarihsel eşya yer alıyor Agrigento Otel’in özel müzesinde.
Toplantı salonları, özel bölümleri ve havuzları ile birkaç büyük gruba birden hizmet verebilecek kapasitedeki otelin kongrelere de ev sahipliği yapabileceğini söylemek abartı olmaz; bir gerçekliği dile getirmek olur.
Agrigento, görülmesi, gezilmesi gereken bir otel, eşsiz bir konaklama yeri.

LÜFERE MERHABA

Erdek’in deniz ürünlerine ve Ege’den Balkanlar’a uzanan çeşnisiyle zeytinyağlı ağırlıklı mutfağına imrenirsiniz.
Her mevsim denizin bereketi balığın türlüsüyle sofralarınızdadır ama sonbaharda ve kışta lüferin tadına bakmadan olmaz. Akya balığının bifteğini de unutmamak gerekir. Ben Kafkas Restaurant’taki damak tadını unutmadım bu balıkların.
 

Kaynak: