"Melis Alphan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melis Alphan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melis Alphan

Arada bir fişi çekmek lazım

KİŞİSEL yazılar pek benim kalemim değil.

Lakin bu kez bir istisna yapacağım.

Haftalardır ortada yokum. Bunun nedenini açıklayacağım.

Üç hafta cep telefonumu kapadım...

Klavyeye dokunmadım...

Elime kalem almadım...

Televizyonu bir kez olsun açmadım...

Herhangi bir gazetenin sayfalarını çevirmedim.

Twitter veya Facebook’a girmedim bile.

Sadece kocamla ve çok yakın dostlarımla görüştüm.

“Ne yaptın?” derseniz...

Bu vakti kendimi gerçekten tanımaya, anlamaya ayırdım.

İki ay sonra 35 yaşıma basıyorum ve...

Hani hep derler ya, yaş 35 yolun yarısı diye...

İşte ben de hayatımın ikinci perdesinde tesadüfi yaşamamaya karar verdim.

İzleyenler hatırlar, “Kaybedenler Kulübü”nde Nejat İşler’in karakteri “Hiç birisinin sana sahip olduğunu düşündün mü? Ya da bir şeyin?” sorusuna şöyle yanıt verir:

“Evet, fark ettim bunu. Her fark ettiğimde de gitmek istedim. Bazı insanlar aile kurmaya önem verirler. Buna değer verirler. Bazıları ise başka bir takım şeylere değer verirler. Bunlara değer verirken niye değer verdiğini düşünmez birey. Toplumun içinde erimiş olan birey...”

Benim hayatta değer verdiğim kişiler ve şeyler var.

Çok değer verdiğim...

“Hiç birisinin ya da bir şeyin sana sahip olduğunu düşündün mü?” sorusu bana sorulsa, cevabım filmdeki karakterin tam tersi olurdu.

Evet, derdim ben de, ama şöyle devam ederdim...

Bunu fark ettiğim her sefer orada kalmak istedim. Kendimi güvende hissettim. Sahiplendim ve sahiplenilmeyi hep çok sevdim.

Fakat galiba ben de her zaman kime veya neye neden değer verdiğimi pek düşünmedim.

Hayat biraz tesadüfi aktı, kararlarımı tesadüfi verdim.

İç sesime güvendim, hislerimle hareket ettim.

Bu yüzden, seyrek de olsa, yanıldığımı fark ettiğim her sefer felaketim oldu.

Kimseyi yarı yolda bırakmadım. Yarı yolda bırakıldığımda yüreğim paramparça, egom tuzla buz oldu.

Ama hayat bana şunu da gösterdi...

Bu da geçiyor yahu...

Ve her derdin bir çaresi var.

7 yaşında ilkokula başladığım günden beri...

Kolej maratonu, üniversite yarışı, kariyer basamaklarını tırmanma derken...

Fark ettim ki...

Bu kadar yıldır gerçek anlamda hiç durup soluklanmamışım.

Herhalde kendimi ispatlamak için hiç durmadan çalışmışım.

Ancak böyle sevilmeye değer biri olacağımı düşünmüşüm.

Nasıl da yanılmışım.

Verdiğim bu birkaç haftalık molada gördüm ki bugüne kadar kendimi kodladığım “başarı” hayatta sadece bir detay...

Ben esas yatırımımı kocama, aileme, dostlarıma yapmışım.

Behramoğlu’nun dizelerindeki gibi, kucakladım mı sımsıkı kucaklamışım kimini.

Kimi için kavgaya tüm kaslarımla, gövdemle, tutkumla girmişim.

Kimiyle tüm benliğim seslerle, ezgilerle dolarcasına bütün güzel müzikleri dinlemişim.

Kimiyle avaz avaza şarkılar söylemişim.

Kimiyle beraber saatlerce gökyüzüne, denize, bir kuşa, bir çocuğa bakmışım, yeryüzüne kopmaz kökler salmışım.

Kimiyle kahkahalara, kimiyle gözyaşlarına boğulmuşum.

Hiç yargılamamışım, yargılanmamışım.

Hayatımın ikinci perdesi açılırken...

Bir şeyi farklı yapacağım.

Bütün bunların bilincinde olarak yaşayacağım.

Değenleri daha da sıkı kucaklayacağım...

Değmeyecekler için değil kavgaya girmek, dönüp bakmaya bile tenezzül etmeyeceğim.

Kendime karşı hep dürüst olacağım.

Ve en önemlisi...

Arada bir fişi çekip dalgama bakacağım.

X