"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Arabalardan soğumuştum hız tutkum yeniden alevlendi

Dün başlayan röportaj, bugün de devam ediyor.

<ı>Seben Koçibey, 720 yıllık geçmişi olan bir aileden geliyor. Tamam, günümüzde herkes “aristokrat” olduğunu iddia ediyor, ama Koçibeyler gerçekten öyle. Gerçi, Seben Koçibey’in çok umurunda değil bu tür şeyler. O biraz cins bir kadın. Farklı bir kadın. Ama tatlı. Biliyorum, ben de herkesi seviyorum! Dünkü röportajda, “Cem Uzan’ın baldızı” lafına alınmış, ne Cem Uzan’la ne biricik ablası Alara Uzan’la anılmak istiyor; haklı, kadın birilerinin bir şeyi değil, kendisi olarak var olmak istiyor. Ama işte bazen yapacak bir şey olmuyor...

 

Kaç yıl oldu babanız Renç Koçibey öleli?

17.


Peki, o kaza nasıl olmuştu?

İzmit Dilburnu’nda yarışacağı pisti denerken ne yazık ki önündeki kamyonun altına giriyor.


Bu kadar tecrübeli bir yarışçı, nasıl olur da önündeki kamyonun altına girer?

Biz de bilmiyoruz. Kalp krizi geçirmiş olabilir. Ya da içkiyi ve sigarayı bırakmıştı; bazı durumlarda bu, kişinin uyuya kalmasına sebep olurmuş gibi bir şeyler söylediler. Otopsi yaptırmak istemedik...


Neden?

Olan olmuş zaten, o saatten sonra öğrensek kaç yazar...


O zaman siz kaç yaşındaydınız?

15,5. Eve gelmesini bekliyordum, yemeğe gidecektik. Telefon çaldı, annem yanımıza geldi, suratı bembeyazdı. “Babanız kaza geçirmiş” dedi, yolda giderken de acı gerçeği söyledi...


Size babanız hiç ölmeyecekmiş gibi mi gelirdi?

Evet ama bir tarafta da düşünüyorum, yaşlanmak ona hiç yakışmayacaktı. O kadar hayat dolu bir adamın, eskiden yaptığı şeyleri yapamaması ona daha çok koyacaktı.


Çok hızlı yaşadığı için mi sizce hızlı terk etti dünyayı?

Bu şekilde teselli buluyoruz işte...


O gittikten sonra üç kadın kaldınız geride...

Evet. Ve birbirimize başka türlü kenetlendik. Her birimizin tepkileri de farklı oldu. Ben iki sene şoktaydım. İkisi sene sonra acı fena vurdu, Alara evlendi...


Onunla ilgili en çok neyi hatırlıyorsunuz?

Kokusunu.


Babanızı tanımayan birine, onu nasıl anlatırsınız?

Babam, tutkuydu, ateşti, adrenalindi, karizmatikti ve komikti... Eniştem co-pilotuydu. Birlikte yine bir yarıştalar, çok kötü bir kaza yapıyorlar. Birkaç takla atıyorlar, bir uçurumdan, bir dereye uçuyorlar. Ters kaplumbağa gibi. Tabii sırılsıklam oluyorlar, cep telefonu filan da yok o yıllarda, Allah’tan ikisi de hayatta, babam cebine bakıyor, sigara çıkarıyor, sigara paketi de ıslanmış, derin bir iç çekiyor ve şöyle diyor: “Şimdi boku yedik!” Babamı tanımlayan anektod budur.


Ondan öğrendiğiniz en önemli şey?

Hayat çok kısa, nasıl istiyorsak öyle yaşamalıyız.


Bu çılgın bir adamla evli kadın, daha ayağı yere basan bir kadın mı?

Dalga mı geçiyorsun? Annem de en az babam kadar çılgın. Bize hamile, karnı burnunda, babam yarışlara gidiyor, annem de onu uğurluyor. Başka bir kadın olsa belki, “Çocuklarını düşün yarışma!” filan der. O öyle değil, babamın özgürlük duygusuna ve yarış tutkusuna saygı duyuyor. Babam için bu hobi filan değildi, hayatıydı. Arabalarına, “Kızlarım” derdi, “Şimdi öteki kızlarıma gidiyorum...”


Nasıl tanışıyorlar?

Annem, Dame de Sion mezunu babam Saint Joseph. Flört ediyorlar, sonra olmuyor, yürümüyor, başkalarıyla nişanlanıyorlar. Amaaaaa bir şekilde, birbirlerinden kopamıyorlar ve tekrar bir araya geliyorlar. Taparlardı birbirine. O kadar büyük aşk, dillere destan...


Peki hiç kavga yok mu?

Olmaz mı? Hem de ateşli kavgalar...

 

20’lerimde idealisttim 30’larımda kapitalist


Peki şimdi ne yapıyorsunuz? Hayatınızı nasıl kazanıyorsunuz?

Amerika’da seri katil psikolojisi okumadan, Fatoş Yalın’la çalıştım. Marie Claire’in yayın yönetmeniydi, önce onun yardımcılığını yaptım, sonra moda editörü oldum. O tecrübe beni müthiş eğitti. New York’ta suç psikolojisi üzerine çalışamayınca, styling’e döndüm, özel müşterilerim oldu, onları giydirdim. Hâlâ aynı işi yapıyorum.


Üzücü tabii, sen o kadar oku, sonra bambaşka bir iş yap!

O benim tutkumdu. Hayat, insanı biraz da mecbur ediyor, 20’lerimde idealisttim, 30’larımda kapitalist oldum. 10 ay oldu Türkiye’ye döneli. Herkese marka giyme olanağı sağlayacak bir projeyle meşgulüm. 15 Aralık’ta ucuzamarkalar.com adında yeni bir web sitesi hayata geçiriyorum. Kaliteli marka kıyafet ve aksesuarları almak isteyen fakat yüksek paralar ödemek istemeyen insanlara hizmet edecek. Amacım, yurt dışında yaygınlaşmış bu fikri Türkiye’de oturtmak. 

X