Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ara toplum çöpçüsü

Hadi ULUENGİN

Dikkatli bir gözlemciyseniz belki yaz boyu sizin de dikkatinizi çekmiştir, akşam Kandilli'ye doğru iyiden iyiye kavis çizdi miydi, şimdilerde ala bir lokantaya dönüşen Rumelihisarı iskelesinin yakın çevresinde, genelde uzak varoşlardan denize inmiş mütevazi gençler kızlı erkekli olarak toplanıyorlar.

Yarenlik ediyorlar ve akıntı sularına bakıyorlar. Hayal kuruyorlar.

Ne mutlu ki, biraz da flört ediyorlar. Bazen mehtap yakamozunun, çoğu zamanda da etraftaki lokallerden yükselen ışığın romantikasında yıkanıyorlar.

Rumelihisarı rıhtımını gençliğin mukaddes cazibesiyle tutuşturuyorlar.

* * *

BURADA toplananlar adisyonu tuzlu civar lokantalara uğrayamıyorlar.

Dolayısıyla, ne yapıp yapıp eğer Hisar'daki konsere bilet bulabilmişlerse, seyyar köftecinden yarım ekmek içi yiyerek bütçe denkleştiriyorlar.

Bu arada da, uslu uslu ve efendi efendi demleniyorlar.

Hayır, şişeyle alenen rakı dikmek gibi bir densizlikleri yok.

Büfeden kutu birası alıyorlar ve afiyet şeker olsun, bir güzel içiyorlar.

Üstelik, onlar reşit çağa geçişini arpa suyuna votka katarak ispatlamaya çalışan benim kuşağım gibi derin kişilik sancılarıyla boğuşmadıklarından, kutunun muhtevasıyla yetinecek kadar olgun ve sağduyulu davranıyorlar.

Varoş çocukları Rumelihisarı rıhtımını biranın köpüğünde ışıldatıyorlar.

* * *

VE dediğim gibi, marka önemli değil, soğuk edinildikleri için yukarıdaki biralar daima teneke kutuda oluyor. Madeni kap ellerde dolaşıyor.

Zaten esas dikkatimi çeken olgu da burada odaklaşıyor.

Çünkü, hiçbir şey satmayan seyyar satıcı her zaman rıhtımda duruyor.

Onun tek bir işlevi var: Bira kutularını toplamak.

El arabasının iki yanına saydam naylon torbalar asmış olan bir adam, sıvısı tükenmiş bütün teneke ambalajları bu torbaların içine atıyor.

Hatta atmıyor bile. Zira, birasını bitiren rıhtım çocukları kayda değer bir sivillik örneği sergiliyorlar. Kutuları ayaklı çöp tenekesine bırakıyor.

Adam açıkgöz davranıyor. Atıklar kamyona ve çöplüğe ulaşmadan önce bunları biriktirerek hem kendi ekmek parasını kazanıyor, hem de sosyal işlev görüyor.

Türkiye'nin ‘‘ara toplum’’ kimliği de, rıhtım çocuklarında olduğu kadar, Rumelihisarı'ndaki veya başka bir yerdeki seyyar çöp bidonunda ortaya çıkıyor.

* * *

ÜLKEMİZ ‘‘ara toplum’’ kimliği sergiliyor, çünkü bir yandan ‘‘irtica’’ feryadı yükseliyor, bir yandan da bu ‘‘irtica’’ya mekan oluşturduğu varsayılan varoşların gençliği rıhtımda bira içiyor. Akıntı illa ak ve illa kara akmıyor.

Diğer taraftan, çöplerimiz ideal tesislerde arıtılmada bile, kısmi istisnalar hariç, çöplüklerimiz çok yoksul ülkelerde olduğu gibi ahalinin önemli bir kesitinin yaşadığı ve hayatını hep oradan kazandığı alanlar değil.

Buralar başlıbaşına ve ekonomik bir kent olarak sosyolojiye geçmiyor.

En önemlisi de, ‘‘ara toplum’’un ara bireyleri, bira kutularını daha tüketim mıntıkasında toplayacak kadar yaratıcı bir insiyatif sergiliyorlar.

Sokak daha az kirleniyor, çöp kamyonu daha az doluyor ve tenekenin tekrar üretim sürecine girişi ise daha az bir zaman diliminde gerçekleşiyor.

‘‘Ara toplum’’, ‘‘mürteci’’ varoşlardan inmiş rıhtım gençliğinin kutu bira içmesinde ve seyyar esnafın aynı kutuyu yerinde toplamasında tezahür ediyor.

Böyle bir ‘‘ara toplum’’ ise aslında ‘‘umud toplumu’’nu barındırıyor.

Rumelihisarı akıntısında yeni Türkiye'nin yeni dinamikleri akıyor.

X