Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ara dönem hükümeti

‘ARA <B>dönem hükümeti’</B> fikri velev ki önce <B>Serdar Turgut</B>, sonra da <B>Ertuğrul Özkök </B>gibi demokratik kişilikler tarafından ortaya atılmış olsun, ben teklifi ilk duyduğumda fena halde irkildim. Tüylerim diken diken oldu desem yeridir.<br>

Eh yoğurdu üfleyerek yiyorum, çünkü sütten sayısız defa ağzım yandı...

Malum, ‘ara’ sözcüğü geçmişte de telaffuz edilmişti ve maazallah, ara mara derken şıp diye yarılan o derin uçurumdan aşağı cumburlop yuvarlanıvermiştik.

Hatırlayın, 12 Mart 1971 darbesiyle başlayan süreçten itibaren, eski Güven Partisi'ni oluşturan ve ‘zinde kuvvetler’e sivil kadro sunmak için daima komut bekleyen ‘derin devlet’ zaptiyeleri, kendilerine kurdurulan ‘ara rejim hükümetleri’yle, kör topal demokrasimizin bile köküne kibrit suyu ekmişlerdi.

Her ‘ara’, bizim çoğulcu rejimle olan aramızı biraz daha açtı...

Dolayısıyla, Turgut ve Özkök'ün önerisi ilk bakışta bana çok itici geldi.

* * *

FAKAT yalnız ilk bakışta, zira hem son derece çetrefil demokratik sistemin bugüne dek uygulanmış varyantanları hakkında düşünmek ihtiyacı duydum; hem de ülkenin toslama noktasından hareket eden Ertuğrul Özkök'ün ‘demokrasi eşittir, Enis Öksüz mü’ diye formülleştirdiği soruyu gayet ciddiye aldım.

Bir de, ‘ara rejim hükümeti’ yerine ‘ara dönem hükümeti’ terminolojisinin kullanılmış olmasını ıskalamadım. Buradaki nüansın hayati önemini kavradım.

Bütün bunlar da beni yetmiş yıl öncesinin Almanya'sına ve o zaman sonu bir kabusla bitmiş olan başka bir ‘ara dönem hükümeti’ tecrübesine götürdü.

* * *

SAVAŞTAN yenik çıkan ve Versailles Antlaşması'nın zapturaptıyla kan kusan o Almanya'da Weimar Cumhuriyeti vardır ki, müthiş borç, dev enflasyon, korkunç işsizlik bir yandan; Sosyal Demokratlardan Hristiyanlara, sistem partilerinin parlementer rejimde zorunlu uzlaşmalara yanaşmamaları öte yandan; Komünistleri ve Nazileriyle, bu sistemin ve bu rejimin yeminli düşmanı totaliter kurumlar kaos sayesinde hızla yükselmektedir. Bir hükümet gitmekte diğeri gelmektedir.

Nihayet, Cumhurbaşkanı Hindenburg 1932 Nisan'ında yasal yetkisini kullanır ve mensubu bulunduğu Merkez Partisi içinde de ‘tek tabanca’ davranan Franz von Papen'e ‘uzmanlar’dan oluşan geçici bir ‘ara dönem hükümet’i kurdurttur.

Papen 1933 Ocak'ında Şansölyeliği mecburen Hitler'e teslim ettiği için çok eleştirilmiştir ama bugün tarihe mesafeyle baktığımızda, esas sorumluluğu hem O'nun hükümetini desteklemeyen partilerin; hem de Lozan müzakeresinde Berlin borçlarını ertelemeyi reddeden müttefiklerin taşıdığını saptamak zorundayız.

Başka bir deyişle, eğer Weimar Parlemantosu'ndaki ‘sistem partileri’ altı aylık sürede önemli adımlar atan von Papen kabinesinin arkasında dursaydılar, büyük ihtimalle ne Nazizm iktidara gelecekti; ne de, sonradan pişmanlık para etmiyor, o iktidarla birlikte o partiler siyasi hayattan silinmiş olacaktı.

* * *

YUKARIDAKİ örnekle şunu söylemek istiyorum: Tabii ki ‘ara dönem hükümeti’ iyi bir şey değildir. Hele hele, bunlardan çok çekmiş Türkiye'de hiç değildir.

Ancak beterin beteri olduğu ve ‘demokrasi eşittir, Enis Öksüz denkleminin de heyhat, bizi bu betere doğru sürüklediği gerçeğini görmezden gelemeyiz.

Dolayısıyla, ismi bende ne kadar kötü çağrışımlar uyandırırsa uyandırsın, sistemin ve rejimin sürekliliğini tescil etmek için mutlaka TBMM tarafından gönül rızasıyla onaylanmak ve geniş bir siyaset kesimini kendi konsensüsü etrafında birleştirmek kaydıyla; Parlemanto içinden ve dışından ‘uzmanların’ katılımıyla oluşacak ve zaman süresi ‘ferahlama’ noktasıyla sınırlanacak bir ‘ara dönem hükümeti’ bazen bizzat demokrasi açısından ‘son çare’ olabilir.

Çünkü demokrasi öyle kıymetli bir rejimdir ve bu rejimde öyle ‘momentum’ anlar ortaya çıkar ki, Weimar Almanya'sının korkunç tecrübesini tekrarlamamak için, ‘rejim’e değil ‘dönem’e ‘ara vermek’ selamet kapısını aralayabilir !HU#et
X