Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Apomani (IV)

“APOMANİ”yi, yani bir bölüm Kürt yurttaşın Öcalan’a tapınmasını onaylamayız. Asla da onaylanmaması gerekir. Hayır, söz konusu şahıs Apo olduğu için değil! Kime yönelik olursa olsun, her türlü kişi putlaştırması totaliter ve otoriter ideolojilerle özdeşleştiği için onaylanmaması gerekir. Ama yine de empati göstererek anlamaya çalışmak, en azından açıklamak zorundayız.

* * *

BİR, “hayran” kitlenin önemli kesimi 20-25 yaş altındaki gençlerden oluşuyor. Çünkü, Diyarbakır Ticaret Odası Başkanı Galip Ensarioğlu’nun mükemmel saptamasıyla, bu yetişkinler doğdukları andan itibaren “şiddet kültürü”yle yoğruldular. Ninni yerine “Kalaşnikov” sesleriyle büyüdüler. Çoğunun ailesinde öldürülmüş, işkenceden geçirilmiş, zindana atılmış bireyler var. Dolayısıyla, intikam dürtüsü öne çıkıyor. Artı, aynı Kürt gençliği parlak bir perspektif beklemiyor ve kaybedecek çok şeyi yok!

* * *

İKİ, Güneydoğu’daki feodal yapının ekonomik temelleri çözülmüş olsa dahi onun kültürel etkinliği henüz tam dumura uğramadı. Bunun hayata geçmesi için zaman gerekiyor. Yani prangalar kırılamadı, zira ruhi dönüşüm iktisadi dönüşüm kadar hızlı ilerlemiyor. Dolayısıyla, hem reis, şef, ağa gibi eski itaat ögeleri; hem de kahramanlık, isyankârlık yiğitlik gibi yine eski ahlâk erdemleri öz değişmeden biçimsel olarak “modernleşiyor” (!). Kanalize olan bu yüzeysel evrim de “Apomani”de tezahür ediyor. Zaten “amca” anlamındaki “ap”tan Apo, pederşahi ilişkiler yumağı göz çıkartıyor. Ve nihayet üç, genel Türkiye kültürü diğer bir kişiye tapınma, diğer bir ilâhlaştırma, diğer bir dokunulmazlıştırma tabusuyla hercümerç olmuş olduğundan, Kürtlerdeki “Apomani” ona bir “anti-model” veya bir “karşı-idol” olarak ortaya çıkıyor.

Tabii burada da yine öz değişmiyor ve yalnız aynadaki suretin çehresi farklılaşıyor.

* * *

İMDİİ, bir bölüm Kürt kitlenin musdarip olduğu bu vahim “Apomani” hastalığını onaylamadan fakat onu soğuk bir nesnellikle açıkladıktan sonra şu pratik soruyu soralım: İmralı sakini gerçekten de söz konusu kitleleri denetliyor mu? Evet!

* * *

EVET, hoşlanalım veya nefret edelim yukarıdaki sorunun cevabı yine “evet”tir! Yani, ne Tokat’ta gerçekleştirilen son katliam, ne de Güneydoğu kentlerinde halen süren arbede kendiliğinden gelişmiş spontane, başıbozuk veya “masum” olaylardır. Tamam, tabii ki şunu şöyle yapın diye talimat vermemiştir ama, mutlaka muhatap addedilmek isteyen Apo açılım sürecine dahil edilmeyeceğini anladığı an, satır aralarındaki yönlendirmeleriyle bu hayati atılıma balta vuran “eylemlilik”in (!) işaret fişeğini çakmıştır. Bütün organizması Leninist – totalitarist – militarist modele göre inşa edilmiş olan; azımsanmayacak bir taraftar tabanı üzerinde yükselen ve Öcalan’dan bağımsız düşünülmesi imkansızlık arzeden PKK ise, etnik kimlik ekseninde siyaset ürettikleri için belirli bir oturaklılık kazanan tüm “şiddet azınlıkları” gibi “Kürt sokağı”nı cidden kontrol etmektedir. Bilelim ki, “Apomani”den musdarip Kürt gençler istediği kadar İmralı’daki odanın santimetre ölçüsüyle “galeyana gelsin” (!), paralel ve disiplinli bir “kolluk kuvveti” (!) oluşturmuş olan o PKK onay vermediği takdirde Diyarbakır’da da, başka yerde de kuş uçmaz. Ve, hem yukarıda sıraladığım nedenlerden, hem de aynı “Apomani”yi yaratmış olan travmanın kökenlerinden ötürü bunda şaşılacak ve devleti acizlikle suçlayacak bir yan yoktur. O halde, tekrar dönüp dolaşırsak, şu an mevcut düğüm yukarıdaki “mani”nin nesnesi durumundaki Apo’ya odaklanmaktadır ki, konuyu cumartesi günkü yazımda noktalayacağım.

 

X