Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Apomani (III)

APO Türkiye’nin ş-a-n-s-ı-d-ı-r! Ancak bugüne dek kullanılamamıştır.

Bu saptamanın pek çok kişiyi yadırgatacağını biliyorum, açıklamasına geleyim.

 

* * *


EVET Apo Türkiye’nin şansıdır, çünkü cumartesi ve salı günkü yazılarımda da belirttiğim gibi, İmralı sakini çok derin ve çok vahim bir ruhi arazdan muzdariptir.

Klinik teşhisin adı büyük ihtimalle, tüm beyin sistematiğinin “ben” üzerine sabitlendiği “egomani”dir. Travmatik ölüm korkusu da bu sakatlığın tamamlayıcı öğesidir.

Kürt “davası” falan umurunda değildir. Metafizik boyuttaki insan sevgisi hiç değildir.

Apo’nun tek saplantısını o “ben”i azami seviyede garantiye almak, yani aslında yukarıdaki “ölüm perseküsyonu” dürtüsünü asgari düzeye indirmek kaygısı oluşturmaktadır.

* * *

BU tür öznelerde çoğu defa ikili ve zıt bir kişilik ortaya çıkar. PKK lideri de böyledir.

Başka bir deyişle, “egomanyak” özne “ben”ini güvencede hissettiği ve elinde imkân olduğu müddetçe muazzam despot ve cellât bir kimlik sergiler. Astığı astık, kestiği kestiktir.

Nitekim, kişi putlaştırmasında işi Kızıl Kore’ye rahmet okutacak peygamber raddesine vardırmaktan; bırakın zaten çıkması mümkün olmayan muhalif sesleri, bütün potansiyel rakipleri fiziken ve gözünü kırmadan yok etmeye, bunun Apo’daki örnekleri sayısızdır.

Fakaat, aynı “egomanyak” özne söz konusu “ben”in tehlikeye girdiğini ve yukarıdaki güvenceden yoksun kaldığını duyumsadığı an, bilinçaltındaki ölüm travması dehşete dönüşür.

Oradan itibaren her türlü uzlaşmaya hazırdır. Süt dökmüş kediye döner.

Zaten ne PKK liderinin daha Kenya’dan getirildiği uçakta Türkiye’ye ilânı aşk etmesi, ne de statüko paradigması henüz sarsılmamışken Kemalizme övgü düzmesi birer tesadüftür.

Kendi “egomani”sini güç ekseninde inşa etmiş kişi hasmınınki dâhil her türlü güce tapar ki, birbirlerine düşman Hitler ve Stalin’in karşılıklı hayranlık duygusu buna örnektir.

* * *

İMDİİ, bütün bunlardan yola çıkarak şimdi şunu söyleyebiliriz ki, tıpkı Türkiye gibi Apo’nun halet-i ruhiyesi de şu an bir geçiş dönemi yaşıyor.

Hazret statükonun sarsıldığını, yani güç dengelerinin değiştiğini fark ettiği içindir ki artık ona methiyeler düzmüyor. Bundan vazgeçti ve değişimi kendisi için de fırsat addediyor.

“Apomani”den muzdarip Kürt kitleleri kullanarak “ben”ini tekrar öne çıkartıyor.

Ve tabii böylelikle de kendisinin muhatap kabul edilmesine zemin yaratmak istiyor.

Neden olmasın?

* * *


EVET
neden olmasın, zira başta dediğim gibi, İmralı sakininin güce tapan ve “ego”yu kurtarabilmek için her türlü uzlaşmaya hazır olan hastalıklı kişiliği aynı zamanda da Türkiye için bir şans oluşturuyor. Hem de şöyle böyle değil, cidden büyük bir şansını oluşturuyor.

Çünkü aslında o Türkiye’yle ve Türklerle “aşk – nefret” ilişkisi yaşayan; bütünden ayrılmayı asla ve asla düşünmeyen; özünde Kürtleri sonsuz küçümsediği ve hakir gördüğü için tüm hedefini bizzat aynı Türkler tarafından “kabul edilmek” üzerine odaklayan; muhtemelen hiç gitmediği ve zaten de gustosunun izin vermeyeceği Boğaz’da bile değil salaş Sakarya meyhanelerinde rakı içmek hayali kuran bir “önder” (!) hiç de işportaya atılamaz.

Yani Ankara açısından bakıldığında Apo, daha sağlıklı, daha kişilikli hatta muhtemel daha azamiyetçi bir Kürt lidere oranla çok daha “yenip yutulabilir” bir lokmadır.

Dolayısıyla da bu zaaflı kişilik, şiddet kültürüyle yoğrulmuş genç kitlelerin “Apomani” hastalığından ötürü İmralı sakininden bağımsız düşünülmesi zor gözüken Kürt sorunun çözümünde bir fırsat niteliği sunmaktadır.

Fakat tabii bunun söylediğim kadar kolay olmadığını biliyorum ki, yarın değineceğim.

X