Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Apo okula gidecek

KAYDINI 1971’de İstanbul Hukuk Fakültesine yaptırıyor. 1972’de Siyasal Bilgiler Fakültesine (SBF) geçiyor. 1978-86 yılları arasında devamsızlık nedeniyle, kaydı siliniyor.

Bu İmralı’da tutuklu PKK’nın ele başı Öcalan’ın en kısa yoldan yüksek öğretim macerası. Şimdi o macera, kaydının silinmesinden 24 yıl sonra yeniden başlıyor.

Bu nasıl olacak? Şu her derde deva Torba Yasaya göre olacak.

Torba Yasanın 113. maddesi Yüksek Öğrenim Yasasının geçici 57. maddesini değiştiriyor ve şu hale getiriyor:

“Yüksek öğretim kurumlarında hazırlık dahil, bütün sınıflarda intibak, ön lisans, lisans tamamlama, lisans ve lisans üstü öğrenim gören öğrencilerden, 12 Eylül 1980’den sonra, kendi isteği ile ilişkileri kesilenler dahil, her ne sebeple olursa olsun, ilişkisi kesilenler, bu yasanın yürürlüğe girdiği andan itibaren beş ay içinde ilişkilerinin kesildiği kurumlara başvurdukları takdirde, öğrenime başlayabileceklerdir”.

TAM HOPTİRİNAM

Cümle uzun, özü net. İlişkisinin hangi nedenle kesilmiş olduğuna bakmadan, 12 Eylül’den bugüne kadar üniversite ve yüksek okullardan atılanlara öğrenim yolu yeniden açılıyor. Onlara af geliyor.

Apo’nun SBF ile ilişkisi devamsızlık nedeniyle kesiliyor, kaydı siliniyor.

Torba Yasanın (halen tasarı) bu maddesi, her ne sebeple olursa olsun, ilişkisi kesilenlere öğrenim fırsatı tanıyor.

Her ne sebeple olursa olsun, dediğine göre, yasa yürürlüğe girdikten sonra, beş ay içinde Apo da, “ben üniversiteye gideceğim” derse, engel yok. Okuyacak, büyük adam olacak.

Artık dersleri nasıl takip eder, bilinmez. İmralı ile Ankara arası biraz uzak.

Bu durumda, İmralı’dan ya ders ve sınav günleri Ankara’ya uçak kaldırmak gerekecek, Siyasala bir-iki, haydi kalkıyor, üstelik polis eşliğinde, güvenli bir biçimde. Ya da hocaları İmralı’ya uçurmak. Ama, o zaman diğer öğrencilere haksızlık. Üçüncü şık, onu Ankara’da bir cezaevine nakletmek.

Ne var bunda, adamın hakkı, herkese ne sebeple olursa olsun okula devam hakkı getiriyorsan, adam da bundan yararlanmak isteyebilir.
Aziz Nesin’in ruhu şad olsun, tam “Memleketin Birinde Hoptirinam”.

Yasa metnini yazmak hüner ister. Böyle yazarsan, bu sonuçlara katlanırsın. Bu macera nasıl sonuçlanacak, gel de merak etme.

Yaşasın! Katiller aramızda

ANAYASAL düzene karşı suç işlenirse, hiç yargı kararı olmadan, tutukluluk süresi on yıl. Ama, organize suç örgütü, yani adi suçlarda tutukluluk süresi beş yıl.

Yargıtay tam 12’den vuruyor. Adalet dediğin böyle olur.

Yargıtay’ın bu kararı hepimizi yeniden devlet kutsaldır tezine döndürüyor. Suç devlete karşı işlendi mi, yargı kararı yoksa, on yıl içerdesin. Eli zerre kadar silaha değmemiş yazarlar, çizerler, akademisyenler, başka meslek sahipleri on yıl içerde. Ne adalet ama.

Buna karşılık, katiller, hırsızlar, soyguncular, çeteler, kaçakçılar, uyuşturucular, her türlü adi suçlular beş yılda dışarıda. Zaten önceki akşam bunlar hemen tahliye ediliyor.

Asıl sorun, mahkemelerin yıllar boyunca karar veremeyişleri. Ama, Yargıtay kararı da, kamu vicdanını dikkate almıyor.

Bu karar hem Anayasaya, hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine aykırı.

Anayasa, “yargılama adil ve hızlı olmalı” derken, AİHM, “tutuklama süresi makul olmalı” diyor.

Hız, mız, adil, madil, süre, müre, makul, kakul, hepsi güme gidiyor. Hepimize gerçekten yazık oluyor.

Bir attık, üç yedik

DEYİM TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu’na ait. Genellikle hükümetten yana tutum izleyen TOBB Başkanı ithalat ve ihracat rakamlarını yorumluyor:

“Bir atıyoruz, üç yiyoruz, bir de seviniyoruz. İhracat bir artarken, ithalat üç artıyor. Cari açık kırk milyar dolar”.

Ekonomide bizi en çok sevindiren olaylardan biri, ihracat artışı. Bir rekordan ötekine koşarken, iş dünyasının en önemli isimlerinden biri, ortada sevinilecek bir şey olmadığını, tersine düşünülecek durum olduğunu söylüyor.

Bunu AKP’ye muhalif birileri söylese, anında tu-kaka vaziyeti, ama söyleyen işin içinde ve muhalif olmayan yetkili bir kişi.

Nurlu ufukların (n’si) düşüyor.

Kırk yılın dibi ama yine de yükseliyor

HEMEN davul çalmaya gerek yok.

“41 yılın en düşük enflasyonu”, doğru. Tek bir rakamı hepsinin içinden cımbızla çıkarırsak, 41 yılın en dip rakamına ulaşıyoruz. Ama, biraz dikkatli bakınca, işler değişiyor.

Aralık 2009’da fiyatlar yüzde 6.53 artıyor. Aralık 2010’da yüzde 6.40’a düşüyor. Burası tamam. 41 yılın dibi dedikleri bu.

Ancak, 12 aylık fiyat ortalamalarına bakarsanız ki, bakılması gereken bu, tüketici fiyatları 2009’da yüzde 6.25 artarken, 2010’da yüzde 8.57’ye yükseliyor. Enflasyon, çalınan davul gibi, düşmüyor, tersine yükseliyor.

Üretici fiyatlarına bakınca, benzer durum kendini gösteriyor. 12 aylık fiyat ortalamasına göre, üretici fiyatları da, geçen yıla göre daha yüksek.

Hele de gıda fiyatlarındaki artış, hepsinin önünde ve çok yüksek. Tarım ürünleri fiyatları 12 ay ortalamasına göre, yüzde 20.07 artıyor. Bu artış gıda maddelerinin fiyatlarını kamçılıyor.

Hani, halkın “geçim derdi” dediği var ya, işte o bu gıda fiyatlarıyla derinleşiyor.

X