Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Apo meselesi (I)

APO müritlerine son olarak “demokratik özerklik” talebi konusunda papara çekmiş.

İmralı sakini “niye böyle değil şöyle yapıldı” diye yine peygamber kelâmı buyurmuş.
Eminim, heyhat onun rotasından çıkamayan ve görünür gelecekte de çıkabileceğine ihtimal vermediğim Kürt Milli Hareketi şimdi tekrar bir “düzeltme hareketi”ne girişecektir.
Girişecektir ki, “emir ve görüşlerinize hazırım” tekmilinde kusur olmasın.

AŞAĞIDA aynı Apo’ya ve benim ona ilişkin kanaatime dair bir alıntı yapacağım.
1988 yılına uzanan bu sahneyi o dönem “PKK avukatı”, hatta “sağ kol” diye bilinen Hüseyin Yıldırım geçende tesadüfen rastladığım kitabına yazmış. Aynen aktarıyorum.

“MEHMET Ali Birand gittikten sonra Cumhuriyet Gazetesi adına Hadi Uluengin, Öcalan’la görüştü. Ben bu görüşmede bulunmadım.
Görüşme bittikten sonra Uluengin yanımıza geldi. (…)
Gayet rahat ‘Hüseyin Bey size bir şey söyleyeceğim, isterseniz beni idam edin’ dedi.
‘Hayırdır Hadi Bey seni neden idam edelim?’ dedim”.

‘SİZİN başkanınız psikopattır!’ dedi.
‘Hadi Bey bu lafı ne sen söyledin, ne de ben duydum’ dedim.  (O devam etti:)
‘Öcalan resmen psikopat! Sanıyor ki Birand’ı hükümet göndermiş. Alâkası yok!
Bana onun hükümet nezdindeki görevini sordu. Lâf olsun diye “en az müşteşar düzeyindedir. Özal ilk kabineyi kurarken dışişleri bakanlığı önerdi, istemedi” dedim.
Abi sizin Başkan zevkten dört köşe oldu. “Tabii tabii, Birand’ın hükümetin adamı olduğunu, buraya hükümetin gönderdiğini derhal anladım” diye sevindi.
‘Şimdi bu psikopatlık değil de nedir? Ben, Kürt sorunuyla ilgili kamuoyunun merak ettiği soruları soruyorum ama Öcalan başından sonuna kadar kendisini övdü.
Gazeteye onun bu saçmalıkları mı yazayım? Adam resmen ruh hastası bir psikopattır.”

HEMEN belirteyim ki tek bir eksiği var, fakat yukarıdaki diyalog öz olarak doğrudur.
Söz konusu eksiği ise Bekaa Vadisi’nde gerçekleşen bu konuşmadan biraz sonra ihanet ettiği gerekçesiyle Hollanda’da PKK tarafından kurşunlanan ve ağır yarayla kurtulan Yıldırım’ın zahir unutmuş olduğu, oysa benim bilhassa kullandığım esas sıfat oluşturuyor.
Tabii ki “psikopat” da demiştim ama özellikle “megaloman” tanısını vurgulamıştım.
Şunu kastetmiştim: Bu iki ruhi travmadan sonuncusu Apo’yu ayriyeten çok vahim bir “benmerkezci” saplantıyla donatmıştır. Dolayısıyla despotik psikopatlığına ek olarak bir de kendini ilâh, mehdi, peygamber olarak görmek, sunmak ve dayatmak arazından muzdariptir.
Yani teşhisi orada ve dobraca koymuş, sonradan bazıları gibi  “başkanım” diye  ona nhitap etmemiştim.

NE BEYRUT’ta, ne Şam’da da uçak vardı, Adana’ya kadar karayolu, acilen döndüm.
Beni bir gün arayla “atlatan” Birand’ın Milliyet’teki röportajı ise o sabah yasaklandı.
Hasan Cemal de gazetecilik kariyerimin “scoop”unu hasıraltı etmek zorunda kaldı.
Ve aynı Hasan Abi şahidimdir ki ona ilk söylediğim şey aşağı yukarı şu oldu:
“Psikopati ve megalomani arazlı bir özneyle karşı karşıyayız, Freud tezi gerekir”.
İşte o gün bugündür, yani Hüseyin Yıldırım’ın benim Bekaa’da ne düşündüğümü “ifşa ettiği” (!) tarihten beri Abdullah Öcalan hakkındaki fikirlerim tek dirhem değişmedi.
Zaten “Apo meselesi”nin özü de bu ruhi arazda düğümleniyor ki, yarın işleyeceğim.

X