Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Anti-madde bizi kanatlandırır mı?

Daha önce yazdım, merkezi İsviçre’nin Cenevre kentinde olan Avrupa Nükleer Araştırmalar Örgütü CERN’de yapılan bir deney var, kısa adı ALPHA olan ve bu deneyde anti-parçacıklardan anti-hidrojen atomları yaratıldı.

Evrenimizin başlangıcı kabul ettiğimiz ‘büyük patlama’ sırasında ortaya parçacıklarla bunların tam tersi olan anti-parçacıkların eşit miktarda saçıldığına inanılıyor.
Anti-parçacıkla normal parçacık yan yana geldiğinde birbirlerini yok ediyorlar. O yüzden, bugün bizim üzerinde yaşadığımız ‘normal’ evrenin olabilmesi için bu anti-parçacık simetrisinin veya eşitliğinin bir sebeple kırılmış olması gerekiyor.
Geçen hafta CERN’de başka bir deney grubu, bu simetriyi neyin bozmuş olabileceğiyle ilgili deneysel sonuçlara ulaştı. Bu sonuçlarla ilgili bilgiyi bu yazının yanında bulabileceksiniz. Şimdi konumuz simetrinin bozulması değil, anti-parçacığın ve anti-atomun davranışları.
Biliyorsunuz CERN’de ALPHA (Antihydrogen Laser Physics Apparatus’un kısaltması) deney grubu geçen yıl anti-proton ve elektronun ‘anti’si olan pozitrondan anti-hidrojen atomu yarattı, sonra da bu atomu 1000 saniye boyunca da gözledi.

Dan Brown’un ‘Melekler ve Şeytanlar’ romanını okumuş olanlar veya filmi seyredenler, CERN’deki anti-madde araştırmalarına aşina olduklarını düşünüyor olabilir. Roman, gerçek hayatta söz konusu olamayacak bir şeyi gerçekmiş gibi gösteriyordu, anti-maddeyi elinize alıp taşıyamazsınız... Neyse...
Bu 1000 saniyelik gözlemlerde bugüne kadar pek merak edilmeyen bir soru da soruldu: Acaba anti-atomun kütleçekim gücü nasıldı? Öyle ya, anti-madde veya parçacık normal parçacığın tam tersi enerji yüklüyse, bu terslik hali kütleçekim gücü için de geçerli olabilirdi.
Nitekim gözlemler, anti-maddenin ‘anti-çekim’ gücüne sahip olduğunu düşündürüyor. Henüz kanıtlanmış bir şey değil. Ama anti-madde aracılığıyla anti-çekim gücünün sağlanması, bizi birden bire Dan Brown değil ama başka bilim-kurgu yazarlarının hayal dünyasına götürebilir.
Eğer anti-atomların anti-çekimgücü varsa sahiden, o zaman mevcut yerçekimini yenecek kadar anti-atomu ayakkabısının altında veya taşıtının altında taşıyan kişi, rahatça havada uçmaya başlayabilir.

Böyle olası pratik uygulamaları bir yana, anti-çekimgücünün bulunması, bizi kütle çekim gücünü daha iyi anlamaya da götürebilir.
Gerek atomaltı düzeyde ve gerekse makroskopik evrende çok önemli roller oynayan, hatta en temel güç işlevi gören kütle çekim gücünün varlığını hepimiz biliyoruz, sık sık bunu hissediyoruz, bu gücü matematikleştirdik, Newton’dan beri denklemlerimizde de kullanıyoruz ama onun nasıl işlediğini bilmiyoruz.
Yani bir şey bizi dünyaya, koca dünyayı güneşe, koca güneş sistemini galaksiye, koca galaksiyi de merkeze çekiyor ve etrafında döndürüyor ama o güç nasıl yapıyor da bunları çekiyor, onu bilmiyoruz.
Belki, günün birinde bu ‘nasıl’ sorusuna da cevap bulacak insanlık ve o cevap sayesinde önümüzde yepyeni ufuklar açılacak.

23 Nisan Madde Bayramı...

EVRENİN ortaya çıkışı sırasında minicik bir şey madde ile anti-madde arasındaki simetriyi, eşitliği bozdu. Bu eşitliğin bozulmuş olması sayesinde bugün buradayız, gözlenebilen evrenimiz var, elinizde üstüne gazetenin basıldığı kağıdı veya bilgisayar ekranını tutuyorsunuz.
Peki ne bozdu eşitliği madde lehine?
CERN’deki araştırmacılar, 23 Nisan 2013 günü, bilimsel makalelerin dergide yayınlanmazdan önce konulup tartışıldığı arXiv.org adlı web sitesine bir araştırmanın sonuçlarını yüklediler.
Buna göre, CERN’deki araştırmacılar ‘tuhaf B mezonu’ isimli parçacığın bozunurken diğer parçacıklara göre yüzde 27 daha fazla kez maddeye bozunduğunu gözlemlediler.
Yüzde 27 önemli bir fark. Ve hepimiz bu yüzde 27’den geliyoruz.
Eğer maddenin sırrı bu biçimde çözüldüyse, 23 Nisanı ‘Madde Bayramı’ olarak da ilan edebiliriz...

X