Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Antalya'da büyük transfer nasıl gerçekleşti?

“Ölürsem mavi suların üstünde öleyim” dediğim denizle tek bağlantım bugünlerde Deniz Otobüsüydü. O da lodos yüzünden hayatımda yoktu bugün ya.

3.5 saat süren, İkitelli Eminönü, Eminönü Kadıköy, Kadıköy Kartal yolculuğundan sonra mahalledeydim.

 Fernandes yok, Beşiktaş yok!

 İlk yarı Almeida’nın kafa vuruşu vardı. Peki ya başka? Koskoca bir HİÇ!

Cenk’in muhteşem kurtarışı çok tartışılacak gibi.

(Hakem golü verseydi hayatın akışı da (Maçın sonucu da) değişecekti..)

Antalya ilk yarı üç fark bile atabilirdi.

Mustafa Pektemek ikinci yarı oyuna girdi.

Almeida, Küçük Emrah gibi küsmeyip top takibi yapıp, topa basınca golü attı!!

Fernandes’in 2. golü geldi. Durum 2-0 oldu.

İsmail’in kalecilik yaptığı pozisyonda hakem kırmızı kartı gösterdi ve penaltıyı verdi.

2-1 oldu ama 3 puan Beşiktaş’ın oldu.

Siz buna, iki takım arasındaki gömlek farkı da diyebilirsiniz..

Beşiktaş Antalya’da büyük transferi gerçekleştirmiştir.

O transferin ismi de 3 puandır..!!

Tecrübeli ve büyük takım olmanın gereği budur!!

 

Şimdi biri çıkıp, “Futbolun adaleti yok” falan demesin bana..

Kardeşim, hayatım adaleti yok ki futbolun olsun..!!

Büyük takımsan kazanacaksın.

Cenk’in kurtardığı pozisyona hakem “Gol” dedi de biz mi hayır dedik!

Beşiktaş’ın çatır çatır GOL olan gollerini vermeyen bu hakemler değil miydi?

Hatta biri Avrupa’da sınıf atladı be..!!

 

Ben bu yüzden “Tanrı vardır ve tarafsızdır” derim.

İNSANLARIN İŞİNE KARIŞMAZ O!

Herkes, kendi şansını kendi yaratır çünkü.

Tıpkı 96. dakikada balına gol atıldığı gibi..

 

Neyse; bugün bana kızmayın çünkü size, aynı hikayeyi yeniden anlatacağım..!!

Sonu kadar okumazsanız eğer, futbolu ve hayatı asla anlayamazsınız!!

“Kavunun iyisi gerisinden, Kaptanın iyisi ileriye bakanından, teknik direktörün iyisi de futbolcunun sahayı yayılışından anlaşılır..!!” demiştim..

Kelimelerin iyi “Dizilişi” edebiyatçının iyisini ortayla çıkartır!!

Antrenör de “dizilişi” yapar. Kelimeleri dizer gibi..!!

Çünkü futbol, Edebiyat gibidir.

İyi yazarsan, sarhoş edersin adamı şarhoş..

Kelimelerin ahengidir bu..!!

Sözcüklerle oynaşmanın büyük keyfi yani..!!

İyi dizersen kelimeleri, “ritmle” de oynatırsın “anlamları.”

Bu, kelimelerin ahenkle yaptığı büyük danstır..!!

Bir tür ruh aşkıdır bu, ruhu terbiye eden hani..

Misal; “Öyle oldu bu akşam da” cümlesi, “Öyle de oldu bu akşam” cümlesi ile ayrı anlamlar taşır.. Bir “da” veya “de” eki tüm cümlenin akışını nasıl da değiştirir.

1. cümle daha çok “Her akşam oluyor da bu akşam yine öyle oldu”yuniteler.

2. cümle ise “Beklemiyorduk ama öyle oldu” anlamını, “İlk kez olmuş” gibiyi anlatır.

Her ikisini arasında derin bir anlam farkı vardır..!!

İşte buna, kelimelerin “sihirli gücü” denir..

Yine; yeni bir misal, gramer işaretleri olsun.. (Nokta ve virgülün önemi..)

“Oku da adam ol baban gibi, (VİRGÜL BURADA) eşek olma..”

“Gibi” kelimesinden sonra gelen VİRGÜL, cümledeki Babayı “örnek baba” yapmıştır.

Ama şöyle yazarsa edebiyatçı;

“Oku da adam ol, (VİRGÜL BURADA) baban gibi eşek olma..”

Virgül, iki kelime geriye gelmiştir sadece, cümle aynıdır oysa!

Bu durumda cümlenin anlamı ne olmuştur?

“Baban eşek, oku da kendini kurtar evladım..!!” olmuştur..

Bir “Küçük virgül”, ne hale getirmiştir cümleyi gördünüz mü..?

Bu, edebiyatçının hünerli, minik bir dokunuşudur sadece..

İşte; edebiyatta, edebiyatçının büyük ÖNEMİ de burada yatar.

Sözcükleri nerede, nasıl, ne için kullanma SANATI yani..!!

Kelimelerin büyük okyanusunda anlatmak ve ifade etmek..

İşte, kelimeleri yanlış dizen edebiyatçıların kitapları bu yüzden okunmaz ha..

Çünkü kelimeleri, kötü mü kötü “dizerler”! 

Yetenekleri o kadardır. (Cümlenin MEALİ: Yeteneklilerin yanında yeteneksiz olmak)

 

Kötü antrenörler de bunlara benzer işte..!!

Aradaki tek fark, yeşil sahaların kenarında dolaşmalarıdır..

Şimdi bakın; kelimelerin zirve yaptığı yer ŞİİR’dir..!!

Edebiyatın ince ruhu yani..

Ve aslında futbol, şiirin ta kendisidir.

Kelimelerin ahenkle dansının şahikası..!!

 

İyi şairler, kelimeleri “İyi dizerler”..

Kurduğu cümlenin içindeki kelimeden hoşnut olmazsa onu çıkartır.

Yerine başka bir kelime koyar!

Bu yüzden de onların şiirleri dilden dile dolaşır, nice mısraları şarkı olur..!!

Bir de kötü şairler vardır. Şiir yazdıklarını sanırlar..

O berbat şiirlerini sadece kendileri ile 1. derece akrabaları okur..

Kelimelerden, sözcüklerden, mısralardan pek de anlamazlar..!!

Hükmettiğim gibi, iyi bir futbol antrenörü de aksayan, hoşnut olmadığı oyuncuyu dışarı çıkartır, yerine başkasını koyar, iyi bir edebiyatçı gibi, iyi bir şair gibi..!!)

Bu yüzden kötü antrenörler de kötü şairler gibidir..

 

Edebiyatın güzelliği böyle bir şeydir işte..

Yani futbolla edebiyatın, varoluş aşkının bitmeyecek türküsüdür bu!

Kötü bir şairle, kötü bir antrenörün arasındaki rabıta aynen böyledir.

Şimdi bana, “Ya kelimeler (Oyuncular) kötüyse şair ne yapsın (Antrenör)” diyebilirsiniz..

Ben de size “Kelimeleri seçen Şair’dir” tosunum diye yanıt veririm.

(Burada, Carvalhal’ı kasteden öyle öyle olsun..!!)


Neyse anam babam OC yine kaçar..

En Kalbi Muhabbetlerimle..

Ben Can; Orhan Can..!!


NOT: Kelimelerin gücü adına,
kötü şair ve kötü antrenörleri anarak, Muzaffer Tayip Uslu’nun “Gramer Dersi” başlıklı şiirini tüm edebiyat ve şiir severlere armağan olsun..


Gramer Dersi

“Sevmek” bir kelimedir

”Sarı saçlı” dersem bir kız için

Sıfat söylemiş olurum

”Ben sarı saçlı bir kız sevdim”

Bir cümledir. Sevda dolu bir cümle

Nokta koymalı, durmalı zira

Zira ``açlık'' da bir kelime

Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi

Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime

”Öleceğim, ölüyorum, öldüm”

Diyeceğim bir gün..

X