"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

'Anonim' türkülerin telifi nereye gidiyor

TÜRK Halk Müziğimizin anonim eserleri, yani türkü ve oyun havalarımız, yasa boşluğu yüzünden plak ve kaset firmalarınca kimseye beş kuruş ödenmeden en az 40-50 yıldan beri kullanılmaktadır.

Kullanılmak bir tarafa, o türküyü ilgili yörenin tavır ve üslubuna göre okusalar keşke... Sözgelimi, bir Erzurum, Urfa ya da Karadeniz ezgileri, müzik yapımcıları veya derleyenlerce ilgili yörelerden gidilip seçilerek alınıyor, sonra da istenilen sanatçılara okutuluyor. Ancak, bunlar ilgili bir yasa 'Müzik Eserleri' maddesinde ismen olmadığı için eser sahibinin payı 'anonim' adı altında tranzituar bir hesapta bekliyor. Gidip kendilerine sorduğunuzda diyorlar ki:

"Bak kardeşim, bu eserin sahibi yok, varsa gelip alsın..."

Tabii ki olmaz, zira eseri yüzyıllar önce yapan ölüp gitmiş, sadece kulaktan kulağa, dilden dile o yöre halkınca çalınıp söylenir olmuştur.

'Sahipsiz bir malı ihraz eden, ona malik olur' mantığıyla bugüne gelinmiştir. Konu defalarca Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Musiki Eserleri Sahipleri Meslek Birliği'ne (MESAM) yazılmış, ama maalesef bir ses çıkmamıştır. Oysa 'sahipsiz şeyler ile menfaati umuma ait mallar, devletin hüküm ve tasarrufu altındadır'.

Korsancılığı öne sürenler öncelikle, tüyü bitmemiş yetimlerin biriken bu paralarına da bir el atsınlar diyorum.

Sonuç olarak ilgili telif hakları yasasında 'musiki eserleri' kapsamına Türk Halk Müziği eserlerinin de alınması, 'anonim' kelimesinin böylelikle ortadan kalkmasının sağlanması ve oluşacak fonun, Kültür ve Turizm Bakanlığı Halk Kültürü hizmetlerinde kullanılması en büyük temennimdir.

Doç. Burhan TARLABAŞI-Emekli öğretim üyesi (İTÜ-TMDK)

 

 

GÜNÜN SÖZÜ

 

"Bana söylersen unutabilirim, gösterirsen anımsayabilirim; ama beni kendine katarsan, anlarım."

(Kızılderili atasözü)

 

 

Dik durmak

 

HASAN Esat Işık (Eski Dışişleri ve Milli Savunma Bakanı) 1968'lerde Paris Büyükelçisi'dir. Fransa'daki Ermenilerin kışkırtıp dayatması sonucu Marsilya'da yapılacak bir Ermeni soykırımı anıtına karşı çıkar. Anıtın açılış törenine Fransız hükümetinin resmen katılmamasını ister. Ancak anıtın açılışına Fransız bakanlardan birinin katıldığını görünce sabrı taşar ve Ankara'ya sorma gereğini dahi duymadan Paris'i terk edip Ankara'ya döner.

Gelişmelere karşı dik bir duruş sergiler.

Hemingway, "Cesaret, olaylar karşısında gösterilen zarafettir" der.

Işık da bağırıp çağırmadan karşı tarafa anlamlı bir diplomatik ders vermiştir.

Eski bir bakan anımsattı bu sözü bize ve ekledi:

"Sayın İrtemçelik de öyle bir zarafeti gösterebilirdi."

 

 

THY'nin reklamı ve

çeyrek yıl zararı

 

CELİL Altan adlı okurumuz, "THY'nin Businessweek'te uzun yıllardan sonra ilk kez reklamını gördüm. 'Avrupa'nın en hızlı büyüyen havayolu şirketi' diye yazıyordu (8.5.2006, sayfa 49). Dünyanın en önemli ekonomi dergisi, işadamlarına hitap ediyor; reklam doğru bir hedef... Peki THY neden zarar etmişti?

Bir yetkiliyle görüştük. THY özelleştirme sürecinde ve hisseleri halka arz edilmeye başlandı. Bu arada kurumun bu yılın ilk üç ayında 162 milyon dolar zarar ettiği açıklandı. THY geçen yıl uçak sayısını 60'tan 91'e çıkardı; ancak doluluk oranını bu büyüme oranında artıramadı. Yakıt ve finansal kiralama giderleri nedeniyle maliyetleri yüzde 25.5 arttı; zarar da bundan doğdu. İlk üç aylık dönem havacılıkta ölü sezon sayılıyor; ya zarar ya da düşük kâr olur. Havacılıkta 2. ve 3. çeyrek, yani yaz sezonu önemlidir, son çeyrek ise hac dönemine gelmektedir. THY bu gelirlerle kâr edebilir.

Ancak 2006'da başladığı 24 dış hat noktasındaki doluluk oranlarını artırması şart. Bunun için de uygun tanıtım kampanyalarına, promosyona daha önem vermesi ve yolcu memnuniyetini ön planda tutması gerekiyor. El sıkmayan yeni personel ve sayıları artan hostlar değil tabii...

Türkiye’nin son altın kolyesinin durumu bu.

 

 

İstanbul YMMO

seçime gidiyor

 

PAZARTESİ günü İstanbul Yeminli Mali Müşavirler Odası seçime gidiyor. 16 yıldır İstanbul YMMO'nun Başkanlığını yapan Sezai Onaral yine aday...

Maliye’den emekli bir üstat şunları anlatıyor:

"TÜRMOB bünyesindeki yeminli müşavir ve muhasebeci odalarının üzerinde Maliye Bakanlığı’nın ve bakanlık bürokrasinin kurduğu 'vesayet sistemi', Sezai Onaral gibi isimlerin kuruluştan beri kesintisiz olarak oda başkanlığı yapmasıyla somut bir şekil almıştır. Onaral devlet memurluğundan (hesap uzmanı) ayrılmadan bu işi yaptığından ve her iki taraftan maaş aldığından, bu durum hukuka aykırıdır. Onaral yıllardır resmi görev yerine bile uğramamakta, Beyoğlu'ndaki deniz manzaralı lüks makamında çalışmaktadır. Bu kişinin nasıl bu kadar süreyle korunduğunu ve bu odanın teftiş edilip edilmediğini Kemal Unakıtan açıklamalıdır."

 

 

MESAJ PANOSU

 

¦ BOYABAT Endüstri Meslek Lisesi'nin yeni yapılan kütüphanesine katkıda bulunmak ister misiniz? Evinizin bir köşesinde artık elinizi dahi sürmediğiniz kitaplar varsa lütfen bize gönderiniz. (0368-315 56 45)

Metin ÇALMAZ-Okul Müdürü

¦ DOĞU Karadeniz Çevre Platformu'nun (DOKÇEP) düzenlediği "Yenilenebilir enerji kaynakları ve nükleer santrallar" adlı panel bugün saat 13.00'te Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası toplantı salonunda yapılıyor.

 

 

Biliyor musunuz

 

¦ SİVİL Toplum Kuruluşları'nın, Belek'te yasalara aykırı olarak kesilen ağaçlardan kullanılan kimyasal kirleticilere kadar geri dönüşü olmayan uygulamaları protestolarına rağmen Belek'te yedinci golf sahasının yapımına başlandığını...

 

 

KÖŞEMİZDEN İNTERNETE TAŞIDIĞIMIZ YAZILAR

 

Bulgaristan'da neler oluyor

 

Okumuş Türkler ajan yapılmış

 

BULGARİSTAN'dan gelen ilginç haberlerde, bazı Türklerle ilgili geçmişteki 'kirli' ve 'ajanlık' ilişkileri gündeme gündeme getirilmesi dikkat çekiyor.. Bugün Hak ve Özgürlükler Hareketi'nin (HÖH) çevresinde bulunan bu isimlerle ilgili gelişmelerin Türk Dışişleri Bakanlığı tarafından dikkatle izlenmesi gerekiyor.

Ne yazık ki, Bulgaristan'daki 1.5 milyon Türkün içine, eski Devlet Başkanı Jivkov döneminde özel olarak 'okutulmuş' Türklerin sokulduğu, böylece bunlar aracılığıyla onların etki alanlarının daraltıldığı, seslerinin bastırıldığı daha açık şekilde gözler önüne geliyor.

Geçenlerde Bulgaristan'da yaşayan Türk pasaportu taşıyan aydın bir grupla konuştuk. Bize ilginç bililer aktardılar.

Bizi de biraz geçmişe götürdüler.

Komünizmden sonra demokrasiye geçiş ile birlikte Türkler de, HÖH adlı partiyi kuruyorlar. Partinin gerçek kurucuları öğretmenler, doktorlar ve mühendislerden, yani gerçek aydınlardan oluşuyor. Bunlar arasında Halim Pasacı, Sabri İskender, Avni Veli Özgürer ve Necmettin Hak gibi isimleri öne çıkıyor. Ancak Bulgaristan Gizli Servisi (DS), yıllarca yaşadıkları baskılardan sonra demokratik haklarını kullanmak istemelerinden rahatsız oluyor; parti kongresinen bir gün önce bu isimleri sınırdışı ediyor. Bu arada Bulgar Gizli Servisi'nde özel eğitilmiş felsefe doktoru Ahmet Demir Doğan bir anda partinin başına oturtuluyor. Bir diğer isim olan Bedri Şefik ise çıkar anlaşmazlık sonucu Türkiye'ye kaçıyor. Ticari ilişkileri nedeniyle Bulgaristan’a girişi yasaklanıyor. (Hatta geçen haziran ayındaki seçimler öncesinde bir parti kurma girişiminde bulundu.)

 

AJAN ÇIKTILAR

 

1997 yılında, o günkü İçişleri Bakanı Bogomil Bonev, aralarında HÖH lideri Ahmet Doğan ile Osman Oktay, Ünal Lütfü, Kemal Eyüp ve bir milletvekilinin olmak üzere 23 kişinin Bulgar Gizli Servis'te çalıştığını açıklamıştı.

Doğan'ın kod adı 'Sava'ydı. O zaman 6 milletvekili çıkaran HÖH, 2001'deki seçimde 24 milletvekili sağladı. Bulgaristan siyasetinde etkin bir konuma gelen Doğan'ın liderliğinde HÖH, Çar Simeon Sakskobugotski'nun hükümetinde koalisyon ortağı oldu.

2005'deki seçimlerde ise HÖH, Türklerden başka Pomak ve Romanların da oylarını alarak milletvekili sayısını 34'e yükseltti ve Türkler üç bakanlığı aldı.

Doğan’ın partisi, Türkiye ve Bulgaristan’daki bazı Türk grupların muhalefetine rağmen, devlet imkanlarını kullandıklarından oyların çoğunluğunu sağlayabildi.

 

GAZETECİ ORTAYA ÇIKARTTI

 

’Ajan’ konusunda ikinci bir açıklama hafta başında yapıldı.. Sofya'da bir TV muhabirinin yazılı sorusu üzerine, bugünkü İçişleri Bakanı Rumen Petkov, komünist dönemde 'kadrolu ajan' olarak çalışanların isimlerini açıklamak zorunda kaldı. Koalisyon ortağı içindeki bir partinin içinde ajanların bulunduğu‚ kardeş parti’ tarafından‚ özellikle’ açıklanması demokrasilerde pek alışılmış bir durum değildi. Bu gibi işlemler yargı sistemi kanalı içinde yürütülürdü. Açıklanan 41 isim arasında Bulgaristan Müslümanları Başmüftüsü Mustafa Aliş, Hacı Hak ve HÖH milletvekili ve parlamento başkan yardımcılarından Ünal Lütfü'nün adları geçmesi Türkler tarafından pek şaşkınlıkla karşılanmadı. Fısıltı gazetesinde bunlar biliniyordu.

Türkler arasında pek saygınlığı olmadığı savunulan Başmüftü Mustafa Aliş'in ilk yıllarda 'Murad' olan kod adını 'Sider' olarak değiştirmişti. Sider, Osmanlı döneminde Osmanlı'ya karşı isyan eden eşkıyaların başındaki ünlü bir isim.

Görüldüğü gibi bazı Türkler, Bulgarlar tarafından kullanılmış, Türk toplumu bunların oyunlarıyla baskı altına alınmış, yüzlerce kişi de Belene adasında yıllarca hapiste süründürülmüştü. İnsan Haklarından uzak bir yaşama mahkum edilmişlerdir.

Komünizm döneminde Türklerin büyük şehirlerde oturma hakları elinden alınmış; bu olanak ancak Komünist Partiye ve yan örgütlerine üye olanlara sağlanmıştı. Bunların üniversitede okutulmuşlar ve sonuçta devlet bürokrasisinde çalışmışlardı. Türk toplumu arasına sokularak 'ajan' olarak kullanılmışlardır. Yani rejimin kuklaları olarak kullanılmıştır. İmtiyazlı konumları nedeniyle, isim değiştirme sürecinde asimilasyon hareketinde etkin rol almışlardır.

Ancak‚ 'Ahmet’ olan isminin‚ 'İvan’ diye değiştirilmesine sonunda isyan etmiştir Türk toplumu.. Bu direnişlerinin sonucu da 1989’da Türkiye’ye sürülmüşlerdir.

Bugün değişen bir şey yoktur.

Bulgaristan, AB'ye girerken 'ekonomik izolasyon' programı ile gene Türkler sindirilmekte, işsiz bırakılmakta ve Türkiye'ye göç mecbur bırakılmaktadır.

 

TÜRK NÜFUSUNDAN KORKULUYOR

 

Bunun tek nedeninin, Türk nüfusunun hızla artmasının Bulgaristan'ı ürkütmesidir. (Son seçimlerde dünyanın 70’ye yakın ülkesine dağılmış Bulgaristan vatandaşlarına oy kullandırılmış, AB fonlarından yararlanmak için nüfus yüksek tutulmak istenmiştir.)

Gerçek şudur; AB sürecinde, demokrasi kisvesi altında baskı, sindirme ve asimilasyon programı Türkler üzerinde devam etmektedir.

Zaten bugün eski Komünist Partisi'nin devamı sayılan 'Sosyalist Partisi' iktidardadır.

İvan Kostov'un Güçlü Bulgaristan için Demokratlar Partisi, eski başkan Nadejda Mihaylova'nın Demokratlar Birliği ve eski Sofya Belediye Başkanı Stefan Sofyansiky'nin Liberal Partisi dışındaki tüm partilerin eski Komünist Partisi ve eski Gizli Servis kadrolarına açık partilerdir.

Bugün eski 'ajanlar' yeniden etki alanlarını sağlıyorlarsa, Bulgaristan demokratik açılımlar yapamaz; NATO'nun olmazsa olmaz şartlarından olan anti-komünizm ve anti-milliyetçilik kurallarına aykırı bir yapı oluşturamaz.

Aslında her şey 'göstermelik' olurken, Türkler 1945 öncesindeki kültürel haklarından çok gerilere düşülmüştür. Ana dilleri Türkçe öğrenmeleri konusunda çeşitli engeller getirilmektedir. Hala ülkede ikinci sınıf vatandaş sayılmaktadır.

‘Kabine’deki temsilcileri dışında ülke içinde bir ağırlıkları bulunmamaktadır.

 

AHMET DOĞAN'IN TAVRI

 

Ne yazık ki, bütün bu olumsuzluklar HÖH lideri Ahmet Doğan'ın hiç umurunda değildir. Çünkü kadrosu yeteri kadar ekonomik güce kavuşmuş, Türk toplumu üzerine "Aman, 'Ataka' denilen Bulgar milliyetçileri gelir, bize yine baskı yaparlar" denilerek, HÖH'ün altındaki oy tabanı tutulmaktadır.

Yani alternatifsizlik karşısında HÖH yönetiminin, sağladığı gücü sonuna kadar kullanmak istediği ortadadır.

Yani Bulgaristan'da eski siyaset anlayışı yine eski pozisyon egemen olmuş, Türk toplumuna, 'oy kullanmanın' ötesinde hak, hukuk, zenginlik ve hizmet sunulamamıştır.

Türk toplumu hala yoksuldur, ülke kaynaklarından ve AB yardımlarından hiç istifade edememektedir.

 

BALKAN POLİTİKASI

 

Bu nedenle Ankara, bize göre olmayan 'Balkan politikası'nı bu çerçevede yeniden ele almak zorundadır. Hem de Türkiye uzantılarının maniplasyonu olmadan... Bu gelişmeler masaya yeniden yatırılarak fotoğrafın tamamına bakılmalıdır.

Çünkü artık şapka düşmüş, kel görünmüştür.

Muhataplarımızın son sözleri şöyle oluyor:

 

AB NE YAPIYOR?

 

"Rus ve KGB'yi kandıran Bulgar Gizli Servisi bugünler NATO'yu ve Amerika'yı kandırmaya çalışıyor; hem de Ankara'yı ve Türkleri 15 yıldır kandırdıkları ve oyaladıkları metotla..."

AB eşiğindeki Bulgaristan'ı ve oradaki Türklerin ezilmişlikleri ve mağduriyetlerini bundan sonra dikkatle izlemek gerekiyor.

'Ermeni Tehciri’ni sık sık gündeme getirip parlamentolarından karar çıkartan Avrupa Birliği, 1989'da inanılmaz zulme ve aynı tehcire uğrayan Bulgaristan Türkleri'nin demokratik hakları için bugün ne yapıyor acaba?

Şunu yapıyor:

Bulgaristan'a 'mafyayı ortadan kaldır' diye mektup yazıyor. Ama azınlık hakları, ana dilde eğitim hakkı, sosyal adalet eşitliği ve Türkiye'ye devam eden göçü gibi konuları görmezlikten geliyor.

 

 

Berlin’deki türban-pasaport gösterisine tepkiler:

 

ÇOK haklısınız, devletin itibarı iade edilmelidir. Dışişleri Bakanı acaba istifaya mı hazırlanıyordur? Sanmam.

Bu arada Fevzi Bekir’e de yer vermenize çok memnun oldum. Hiç tanımıyorum o başka. Haberciliği, Başbakan’ın Almanya’da katıldığı toplantıda Büyükelçimizi, dolayısıyla devleti çirkin bir biçimde azarlamasıyla sınırlı tutan medyamıza da küçük bir ders. Medyamız için, Almanya başta olmak üzere AB'ye üye ülkelerde yaşayan Türk toplumu profili, hakları, mücadeleleri maalesef buradan taşınan türban ayıbından daha önemli değil.

Uzun yıllardır inandığım şu ki, medya gerçek bilgiye kaynak olamıyor, neden sonuç ilişkisinden çok uzak, bilgi edinme özgürlüğünü ilgisiz, meraksız ve hafızasız bir topluluğa seslenmeye çalışarak kötüye kullanıyor. Bu yazınız vesilesiyle içimi dökmek istedim herhalde.

Rengin SUAR

 

 

Türkiye daha çok ceza alır

 

9 yıl süren dava nedeniyle 'şarkıcı Emrah-Türkiye ceza aldı' diye

başlık attınız. Biz Dışişleri Bakanlığı'nın yurt dışında sözleşmeli çalışan

memurları olarak 5 senedir Bakanlıkla mahkemeliğiz. Tek isteğimiz

çalışmamızın karşılığı olan kıdem tazminatlarımız. Bununla ilgili gereken yasa değişikliği de yapılmış olmasına rağmen Bakanlık tazminatlarımızı ödememekte. Danıştay kararlarını uygulamamakta. Danıştay'ın lehimize aldığı kararı bir diğer Danıştay dairesinde hemen temyiz etmekte. İşin enteresanı Danıştay’da da bir dairenin ve bilirkişilerin kararlarının diğer bir Danıştay dairesinde kabul edilmemesi. Haklarımızı alabilmenin yolu Avrupa İnsan Hakları Mahkemeleri olmaması gerekir. 20 sene sonunda kanunla kabul edilen kıdem tazminatlarımız Dışişleri Bakanlığı tarafından

henüz hayattayken bizlere hemen ödenmeli.

 

 

 

 

Saygın devlet adamı

 

SAYIN Ecevit'le ilgili bir anımı anlatmak istiyorum, Rahmetli Amcam 1969-1977 yılları arasında Kahramanmaraş Milletvekili olarak TBMM'de bulundular. 1981 yılında hastalık nedeniyle öldü. Sayın Ecevit evimize kadar gelerek bizlere başsağlığı dileğinde bulundular. Büyük devlet adamlığı nasıl olur o davranış ve yaşam biçimiyle bizlere yakınlaşması ve kendisine ikram edilen bir çay için defalarca teşekkür etmesi ve acımızı paylaşması şahsımda benim üzerimde çok etkileyici oldu. Ne yazık ki dönemimizde gördüğüm liderlerin yaklaşım biçimi ve insanlara yaklaşımını gördükçe sayın Ecevit'in ne kadar değerli bir insan olduğunu şu an daha iyi anlıyorum. Sayın Ecevit'e acil şifalar dilerim.

Memiş ÖZDAL-Köln/ALMANYA

X