Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Annem

Senin varlığını en net hatırladığım gün yarım paket Omo'yu gizlice mideme indirdiğim, ağzımdan çıkan köpükler nedeniyle nefes alamadığım, senin de çığlık çığlığa "Evladım ölüyor!" diye bas bas bağrınıp ortalığı birbirine kattığın gündür.

Yaşım sanırım üçtü. Sonra ilk hatırladığım seninle o geceyi hastanede beraber geçirdiğimiz, şimdi komik geliyor belki ama az daha ölüyormuşum. Suratındaki ifadeyi hiç unutmam. O gün karar vermiştim bu dünyada beni en çok sevenin sen olduğuna…

 

Çok da güzel bir kadındın, hala da öylesin. Çaktırmazdım ama seni bir hayli kıskanırdım. Hayatımda gördüğüm en güzel iki çift mavi gözün iki sahibinden biriydin; biri Atatürk'ünküler, diğeri de seninkiler.

 

O güzel mavi gözlerin genelde hep sıcak bakardı. Ama çok sefer de “Ah Ayşe, sen bittin sen” tarzında beni ürküten bakışlarına da rastlamadım diyemem. Neymiş? Taşdelen şişesini kırıp bacağımı kesmişim, çıktığım incir ağacının üstünden inatla iki saat inmeyip seni delirtmişim, altı yaşında bir gece yarısı sana küsüp bebeğimi de alıp evi terk etmişim ve beni evimize çok yakın kurulan sirkin içindeki maymunlarla oynarken yakalamışsın…

 

Evet anne ben çok yaramazdım, benden çok çektin, hakkını teslim etmeliyim. Keşke tüm hayatım boyunca sana çektirdiklerim yaramazlıklarla sınırlı kalabilseydi ama maalesef kalmadı. Yedi yaşımdan itibaren seninle beraber zorunlu olarak başka bir yola çıktık. Kalbimdedoğuştan küçücük bir delik varmış. Senin resmen içine doğmuş; beni o doktor bu doktor taşıyıp durmuşsun. Hepsi; "Hayır, bu kız gayet sağlıklı deseler de inanmayıp inatla araştırmaya devam etmişsin."Ve sonunda biri demiş ki; “Ayşe'nin kalbinde minik bir delik var.”Annesin işte, hissetmişsin.

 

Ondan sonra başlamış serüvenimiz... Kalp ameliyatı, sonrasında ritm bozuklukları, panik ataklar, bir sürü hastane dönemi, benim iyileşmem için verdiğin çabalar, yüzündeki hüzün, sırtımdaki sıcak elin ve yanımızdan ayırmadığın, okuya okuya bana ezberlettiğin o kitap "Polyanna"... O günlerde anlamamıştım ama bugün hayata hala pozitif bakabiliyorsam, her ayağım takıldığında "daha da beteri var, bu da geçer" diyebiliyorsam, bıkmadan bana on onbeş sefer okuduğun bu kitap meğer bende ne çok etki bırakmış...

Annem

 

Ergenlik yıllarıma girdiğimde seninle ne çok çatıştık anne… Ben deli dolu bir kızdım, hatta uçuktum, tam babasının kızıydım. Ama sen son derece otoriter, planlı, mükemmeliyetçi bir kadındın, hala da öylesin…

 

Ondokuz yaşıma kadar ne kavgalar ettik seninle... Tembelliğim, flört merakım, kokoşluğum, dünyanın en sıkı yalanlarını sıkabilme özelliğim az delirtmedi seni. Haklıydın aslında şimdi düşünüyorum da; aynılarını benim kızım yapsa... İngiltere'deki okulundan haber vermeden kaçıp Türkiye'ye gelse... Onyedi yaşındayken otuzdört yaşında bir adama aşık olup iki sene onunla flört etse... Gecenin bir yarısı uykusu kaçtığında yataktan kalkıp giyinip ufak bir çantayla ilk uçakla Bodrum'a uçsa... On dokuz yaşında "ben evleniyorum" diyip okulu bıraktığını ilan etse... Ben de delirirdim heralde...

 

Sonra ben evlendim, seninle ilişkimiz iki kadın tadında ilerlemeye başladı bu sefer. Yine elimi hiç bırakmadın; evliliğimdeki danışmanım, evladımın baş dadısı, evimin gizli ev kadını hep sen oldun… Evlendikten sonra da sana az çektirmedim. Gece yarıları seni arayıp “Anne ben eve geliyorum, ben boşanıyorum” diye onsekiz sene boyunca başını yedim durdum. Yine haltlarım bunlarla sınırlı kalmadı. Yine sürü sepet hastalık da çıkardım başına. Sezeryan sonrası bağırsaklarım düğümlendi. Arkadan ritm bozuklukları, yanlış operasyon sonucu kalp pili, o da yetmedi pil yara yapıp akmaya başladı, sonra bir pil daha... Çok üzdüm seni. Kendimden çok senin üzülmen beni yer bitirirdi. Anne de olmuştum ya, şimdi anlamaya başlamıştım canının ne kadar yandığını, niye sürekli ağladığını, sesimi duymadan neden bir saat geçiremediğini...

 

Kazık kadar olmuştum, benim artık sana bakıp seni şımartmam gereken zamanlarda yine iş sana düştü. Hiç elimi bırakmadın, hiç kendini düşünemedin. Tüm dünyan benim tarafımdan işgal altındaydı.

 

Sen bu sırada bir kız çocuğu daha büyüttün, Ayça'yı... Bir de torunun Begüm'ü, bir de kocanı kaybettin anne...

 

Beraber neler yaşadık be anne, ne çok ağladık, ne çok güldük. Neler değişti hayatımız boyu, tek değişmeyen birbirimize duyduğumuz bu yoğun sevgi oldu. Bir ana kızın asla bitmeyecek olan o sevgisi…

 

Seni çok seviyorum... Anneler günün kutlu olsun...

 

 

Not 1: Anneler günü kapıda… Şanslıyım ki; annem hayatta... Şanslıyım ki; ben de bir anneyim. Şu kiralık dünyada çok şeyin kirasını aksatmadan ödedim. Gün oldu yıllık, hatta beş on yıllık peşin verdim. Bazen ödeyemedim, bir yerlerden borç aldım, hayata borç taktım. Bir sürü şeyi de kaybettim. Farkında değilken de bir sürü şeyi kazandım. BABAM GİTTİ, evliliğim bitti, bin türlü hastalık yaşadım ve anladım ki kontratlar benim tekelimde değil. Tam dibe batacak gibi oldum, tekrar küllerimden doğdum. Daha da güçlendim, büyüdüm büyüdüm, silkelendim, hayata tutundum, bir yerinden yakaladım. Gün oldu ayağıma takılan çakıl taşları sendelenmeme sebep oldu, hala da oluyor. "Hayır" dedim, başımı önüme koydum; "Anam var, anayım, yürü..." dedim. Emekledim; anama, evladıma tutunarak ayağa kalktım. Şimdi de önce kendim için sonra kızım ve anam için koşmaya başladım ve hep, hep koşacağım.

 

Ama dedim ya her şeye rağmen şanslıyım; çünkü benim annem yaşıyor. İstediğim zaman elimi kolumu, boynuna beline sarabiliyorum. Bazen elimin yetişemediği yerde telefondan sesini, fikrini, "Kızım ben buradayım, bak şöyle bak böyle" demesini tadabiliyorum.

 

Benim annem de çok şey yaşamış, hatta çok acı tatmış, direnmiş, her şeye karşı direnç gösterip savaşmış bir ana. Analık zaten bu değil mi? Sevmek, kayıtsız şartsız evladını sevmek, her ne olsa da her ne hata yapsa da... Analık bu işte, benim anam sizin analarınız gibi…

 

Not 2: Şehit analarını, evlatlarını bir şekilde kaybetmiş anaları sevgi ve saygıyla selamlayıp sabırlar diliyorum. Annelerini kaybedenlere de sabırlar dilerim. Ama inanın, Cennet'in bir köşesinden size bakıyorlardır.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI