"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Annan Planı, derogasyonlar ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

<B>BAYAN</B> <B>Denise Matthews</B>, İngiltere Kraliçesi’nin özel mülkiyetinde olan ve İngiltere’nin 1972 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu’na katılmasıyla birlikte AB bölgesine dahil edilen Cebelitarık’ta yaşayan bir İngiliz vatandaşıdır.

İngiltere, Avrupa Parlamentosu’nun oluşumu sırasında 1993 yılında getirdiği ve bütün AB ülkeleri tarafından onaylanıp ‘birincil hukuk’ statüsü kazanan bir istisnai düzenlemeyle (derogasyon) Cebelitarık’ı parlamento seçimlerinin dışında tutmuştur.

Bir başka deyişle, Cebelitarık’ta yaşayan İngiliz vatandaşları Avrupa Parlamentosu seçimleri için oy kullanmayacaklardır.

Denise Matthews, bu durumun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) kendisine tanımış olduğu seçme hakkının açık bir ihlali olduğunu düşünür ve İngiltere’yi Strasbourg’daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) dava eder.

AİHM: BİRİNCİL HUKUK BENİ BAĞLAMAZ

Strasbourg’daki dava ilginç bir seyir izler. İngiliz hükümeti, kuvvetli bir savunma yapar. Savunmanın dayandığı tezlerden biri de, Cebelitarık’la ilgili derogasyonun AB tarafından onaylanarak AB’nin ‘birincil hukuk’ metni haline getirilmiş olmasıdır.

AİHM, 1999 yılında verdiği kararda, Matthews’un seçime katılma hakkından yoksun bırakılmasının AİHS’nin ihlali olduğuna hükmeder. İngiltere, davayı kaybeder. AİHM, kararının gerekçesini pek çok hukuki teze dayandırırken, AB’nin AİHS’ye taraf olmadığına da dikkat çeker, bir anlamda ‘AB birincil hukuku bizi bağlamaz’ mesajını verir.

Bu kararı, AİHM’nin son dönemde bireylerin AİHS’den kaynaklanan haklarını, uluslararası anlaşmaların ya da uluslararası diğer hukuk metinlerinin üstünde tutan içtihadının en çarpıcı örneklerinden biridir.

AİHM, bu çizgisini son olarak Letonya’daki Rus azınlıkla ilgili verdiği bir kararda tekrarlamıştır. Bu azınlığın haklarını korumak amacıyla Letonya ile Rusya arasında yapılan anlaşmada getirilen düzenlemeler azınlık mensupları tarafından, Strasbourg’daki mahkemeye götürülmüştür.

AİHM, 2002 yılında verdiği kararda Rus-Leton anlaşmasındaki bazı maddelerin sözleşmeyi ihlal ettiğine hükmetmiştir.

AİHM ANNAN PLANI’NDA AYNI YOLA GİDER Mİ?

Görülüyor ki AİHM, görev alanını oluşturan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin uygulamasında son derece titiz, hatta kıskanç davranıyor, ikili ya da uluslararası anlaşmaları sıkça dikkate almıyor. Sözleşmenin, bu anlaşmaların üstünde bir konumu var.

Strasbourg’daki mahkemenin yönelişi, Kıbrıs’ta referanduma sunulacak olan Annan Planı’nın gelecekteki uygulaması açısından yaşamsal önem taşıyor.

Annan Planı, ileride bütün AB üyesi ülkelerin parlamentolarından geçip birincil hukuk statüsü kazansa ve içindeki derogasyonlar için Lüksemburg’daki Avrupa Adalet Divanı karşısında koruyucu bir zırh getirilse de, aynı bağışıklığın AİHM nezdinde geçerli olabilmesi tartışmalı gözüküyor.

Dolayısıyla, Rumların ileride planının serbest dolaşım, mülkiyet, siyasal haklara ilişkin derogasyonlarını bozmak üzere yapabilecekleri başvurular karşısında AİHM’nin ihlal kararı vermesi olasılığı yoktur denemez.

AİHM YARGIÇLARININ İKİLEMİ

Bu olasılık, AİHM açısından aslında doğrudan hukuk felsefesinin alanına giren çok temel bir ikilem yaratıyor.

AİHM, başvurular karşısında ihlal kararı verme eğilimine girdiği takdirde, alacağı kararın yirminci yüzyılın ikinci yarısında sürekli etnik gerilim, çatışma ve savaşa sahne olmuş bir adada sonuçta barış getiren bir düzeni sarsacağını dikkate almak durumundadır.

Derogasyonların AİHM tarafından iptali halinde, Annan Planı’nın içi boşalacak ve Kıbrıslı Türkler haklı olarak altına imza attıkları anlaşmanın bozulduğunu belirtip, çözüm sürecinin dışına çıkacaklardır.

Bu, Kıbrıs’ta her şeyin başa döndüğü bir kaos senaryosudur.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, İkinci Dünya Savaşı’nda kıtada yaşanan büyük felaketin tekrarlanmaması, Avrupa’da bir barış düzeninin yerleştirilmesi için kaleme alınıp hayata geçirilmiştir. AİHM de sözleşme çerçevesinde bu barış düzeninin uygulamasını gözetmek üzere kurulmuştur.

Sözleşmenin lafzında, temel hedef olarak insan haklarına dayalı bir barış düzeni kurma ideali gösteriliyor. Annan Planı, AİHM’nin baktığı diğer dosyalardan farklılık gösteren ve Kıbrıs’a barış düzeni getiren bir anlaşmadır.

AİHM’deki yargıçların önümüzdeki dönemde karşılaşacakları en kritik sınav herhalde Annan Planı ile ilgili başvurular olacaktır.
X