Anlatamıyoruz ki...

NE yapsak, nasıl anlatsak, itiraf edelim ki bilemiyoruz.

Bilemediğimiz şey, sizin de sık sık tanık olduğunuz bir konu... Daha açıkcası, Başbakan Tayyip Erdoğan’a birileri "laiklik" kavramını yanlış öğretmiş. İkide bir o yanlışı tekrarlayıp duruyor. Biz de doğrumuzu anlatamıyoruz.

Nitekim son olarak Pendik’te "Yunus Emre Kültür Merkezi"ni açarken konuştu.

Sayın Başbakan’a göre, "Kişiler laik olmaz, devlet laik olur"muş. Öyle diyor. Onunla kalmıyor:

"Sadece yüzde 99 Müslüman’ın iktidarı değil, yüzde 100’ün iktidarıyız. Biz Müslüman’a da, Hıristiyan’a da, Musevi’ye de, varsa Budist’e, ateiste de hizmet vereceğiz. Bizim tarihten gelen devlet ve idarecilik terbiyemizin gereği budur. (...) Bu terbiye ile Türkiye’de herhangi bir ayrıma tabi tutmaksızın, her inanç grubuna eşit mesafedeyiz. Laikliğin amir hükmü budur aslında.

Bizim üzerimizde
(n) spekülasyon yapıyorlar, ’Bunlar laikliğe karşı’ filan gibi... Aç programımıza bak, burada laikliği nasıl anladığımızı gör. Bunu nereden aldık? Aç 1982 Anayasası’nın (24’üncü madde) gerekçesine bak. Orada laiklik nasıl tanımlanıyorsa, şu anda biz onu uyguluyoruz. Nedir o? Yönetimin, idarenin tüm inançlara eşit mesafede olmasıdır. (...) Kimse laiklik üzerinden geçinerek, bu ülkede dindar insanlara zulüm yoluna gitmesin. Çünkü laiklik bir din değil, bir yönetim biçimidir. Kişiler laik olmaz, devlet laiktir. Haa, yönetim biçimi olması anlamında (belli ki mecburen demek istiyor) laikliği savunan bir insan olarak karşınızdayız. Bunu söyleyeyim. (...)"

Dedik ya, birileri Sayın Başbakan’a laikliği yanlış öğretmiş, bir türlü doğrusunu anlatamıyoruz diye... Yanlış öğreten, yani "Kişiler laik olmaz, devlet laik olur" diyen, Turgut Özal’dır.

Özal’ın da zaten en az bildiği ve en çok nefret ettiği kavram, "laiklik" idi.

Keza anlatamadık ki, "Kişiler laik olmaz, devlet laik olur" sözünün "İnsanlar Müslüman olmaz, devlet İslam devleti olur"dan veya "İnsanlar demokrat olmaz, siyasi rejim demokrat olur"dan zerre kadar farkı yoktur. Nitekim insan hem "Müslüman" hem "demokrat" hem de "laik" olur.

Belli ki Sayın Başbakan laikliği "aman üzerime bulaşmasın" diye kendisinden uzak tutuyor.

İkincisi Başbakan’ın, kendi "laiklik" anlayışına göre verdiği "Biz Müslüman’a da, Hıristiyan’a da (...) hizmet ederiz" anlayışı, laiklik kavramını ağzına alanı "káfir" sayan Suudi Arabistan’ın da yaptığı ve yapmakla övündüğü hizmettir. Dahası, Sayın Başbakan’ın göndermede bulunduğu Osmanlı için de geçerlidir. Ama Osmanlı’nın "laik" olduğunu söyleyenin sınavda alacağı not sıfırdır.

Üçüncüsü... Sayın Başbakan’ın atıfta bulunduğu "Anayasa’daki gerekçe" ise, o gerekçeyi yazan merhum Prof. Orhan Aldıkaçtı açısından bir yüz karasıdır. Çünkü maddenin son fıkrası "laikliği" "olmazsa olmazlar" açısından tanımladığı halde orada "laiklik" kavramının değil "din ve vicdan özgürlüğü" kavramlarına ilişkin hükmün gerekçesi vardır. Kısaca, gerekçe laikliğe ait değildir.

Dördüncüsü... Gerçi "idarenin tüm inançlara eşit mesafede olması" laiklik ilkesinin gereğidir ama o gerekçede buna dair tek kelime yoktur.

Gelelim son noktaya... Beş yıldır ülkeyi yönetip de hálá birilerinin laiklik adına Müslümanlara "zulüm" yaptığını söyleyene, "Beyefendi galiba iktidarda olduğunuzu unuttunuz" derler.
Yazarın Tüm Yazıları