Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Anlaşılan yeni dönemde yeniden normalleşmek gerekecek

BİLMİYORUM, kamuoyunun ve kamuoyu baskısının bir anlamlı kaldı mı artık, son haftalarda yaşananlara bakınca yegâne anlamlı ve sonuç alan ‘kamuoyu baskısı’nın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün dengeleyiciliği olduğunu görüyorum, o da artık ne kadarsa...

Buna karşılık Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, 17 Aralık sonrasında züccaciye dükkânına girmiş fil gibi davranmayı sürdürüyor; yarattığı yeni ‘düşman konsepti’ ile her türlü yasa değişikliği için kendine kılıf bulmaya devam ediyor.
Önce Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yasası geçti; yargının hükümetin herhangi bir yasadışı davranışını soruşturması fiilen imkânsız hale getirildi. Şimdi, anlaşılan fırsat bu fırsat diye düşünülüyor, Milli İstihbarat Teşkilatı yasasında hayli kapsamlı değişiklikler yapılarak hepimizin özel hayat alanı biraz daha daraltılıyor.
Sadece şu iki yasayla bile yapılanlar için Türkiye’nin yeniden bir ‘demokratikleşme süreci’ne girmesi gerekecek.
Bakın, birkaç gündür gazeteler Ankara’nın bazı ilçeleri için mahkeme tarafından verilen genel amaçlı arama izinlerini yazıyor. AK Parti döneminde çıkan CMK bu çeşit genel amaçlı, yollarda otomobilleri rasgele çevirip içini aramaya yönelik mahkeme izinlerini soma erdirmişti. Sonra ne olduysa yasa değişti, bu izin yeniden verildi. Ve bakın bugün bir mahkemenin izni değişik kaleme almasıyla sanki polisin o ilçedeki bütün ev ve işyerlerini de araması mümkün olacakmış izlenimi doğdu.
Oysa yolda rasgele araba çevirmek, gerekçesiz biçimde insanları indirip herkesin gözü önünde üst baş araması yapmak, ‘normal’ ülkelerde görülmeyen bir şey. Bir ara New York polisi böyle bir şey yaptı diye ortalık birbirine girdi. Oysa biz bu durumu içimize sindirdik, ‘normal’ sanmaya başladık; bir hakkımızdan (somut suçlama olmadan suçlanamama hakkı) kendiliğimizden vazgeçtik.
İki ayda verilen hasar, yeni yeni demokratikleşme paketlerini zorunlu kılar oldu.
Bakalım kim yapacak o demokratikleşmeyi, yani kim bize kaybettirdiklerimizi bulduracak?

Değil MİT’e, kimseye bu yetki verilemez!

MİT’in yetkilerini belirleyen yasa maddesine eklenecek şu fıkraya bir bakın:
‘Kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu kapsamındaki kurum ve kuruluşlar ile diğer tüzelkişiler ve tüzelkişiliği bulunmayan kuruluşlardan bilgi, belge, veri ve kayıtları alabilir, bunlara ait arşivlerden, elektronik bilgi işlem merkezlerinden ve iletişim altyapısından yararlanabilir ve bunlarla irtibat kurabilir. Bu kapsamda talepte bulunulanlar, kendi mevzuatlarındaki hükümleri gerekçe göstermek suretiyle talebin yerine getirilmesinden kaçınamazlar.’
Yani, istihbarat teşkilatımız yurtiçinde herkesin hakkındaki her türlü bilgiyi her istediğinden sorgusuz sualsiz alacak, bütün bilgisayarlara ve iç network’lere girebilecek, bankaların ve şirketlerin sır niteliğindeki bilgileri dahil her türlü bilgiye, ülke vatandaşlarının tamamının her türlü bilgisine sınırsız ulaşımı olacak.
Bu çeşit işlerin tarihteki babası olan Fouché’nin, Feliz Djerzinski’nin, Stalin’in, Beria’nın, Hitler’in, Himmler’in, J. Edgar Hoover’ın, Enver Hoca’nın, Hüsnü Mübarek’in, Hafız ve Beşar Esad’in hayal bile edemeyeceği bir yetki bu.

Kim hatırlatacak: Düşman değil vatandaş!

MİT yasasına kapsamlı değişiklik ve ekler getiren yeni teklif çok sayıda büyük sakıncayı birden içeriyor; hepsine girmeyeceğim, onun yerine bir genel eleştiri yapacağım.
Bu yasayla MİT’in dünya çapında istihbarat toplama, gerekirse operasyon yapma, ülke çıkarı için elzem olan casusluk işlerini yürütme kapasitesini arttırmak değil amaçlanan.
Yasa, esas MİT’in ülke içinde, kendi vatandaşlarına karşı istihbarat toplama, onlar hakkında hür türlü bilgiye erişme, onların telefonlarını kendi kuracağı merkezlerden dinleme ve izleme kapasitesini devasa boyutlarda arttırıyor.
Birisinin Meclis’e ve hükümete hatırlatması lazım: Düşmandan değil kendi vatandaşlarımızdan söz ediyoruz.
Onları, ‘suç işleme şüphesi’ ile her an gözaltında tutan ülkelere ‘demokrasi’ adı verilmiyor.
Ülke vatandaşları suç işlerlerse elbette her türlü kanuni takibata uğrarlar ama ‘ya bir gün suç işlerse, ya bir gün benim hoşuma gitmeyen işlere girerse’ diye düşünülerek doğdukları andan itibaren onlar hakkındaki her türlü bilgiye erişilemez.
Bana soracak olursanız bu yasayla bir nevi ‘paralel polis’ veya ‘polisin polisi’ halini alacak olan MİT’e de yazık ediliyor.

X