Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ankara sömürgesi

<B>PARİS </B>Caddesi Ankara’da trafiğin en yoğun olduğu yerlerden biri. Tam bir ana geçiş yolu. Bu caddenin üzerinde Fransa, Almanya ve ABD Büyükelçilikleri var.

Özellikle Almanya Büyükelçiliği önünden her geçişte inanılmaz bir insan kuyruğu göze çarpar. Vize almak için bekleşen Türk milleti bu kuyruğa geceden girer. Her akşam saat 18 dolaylarında birileri yer kapmak için kapının önüne gelir. Onlarla birlikte satıcılar!

Simitçiler, köfteciler, lahmacuncular, sucular, çaycılar, ayrancılar ve ayrıca battaniye ve yastık kiralayanlar. Yaz kış fark etmez.

Düşünün, Ankara’da bu günlerde geceleri ısı eksi 6 dolaylarında ve yüzlerce kişi geceyi kiralık battaniyeler altında geçiriyor.

Vize kuyruğunda yer kapabilmek için.

Böyle bir rezalet dünyanın hiçbir ülkesinde yaşatılmaz. Aynı rezaletin daha ufak boyutlusuna her gün Ankara’daki Fransa, Belçika, ABD, Hollanda, Avusturya ve öteki büyükelçilikler önünde rastlarsınız. İstanbul’daki başkonsolosluklar önündeki durumu bilmiyorum. Herhalde aynıdır veya daha da beterdir.

Hiçbir yerde insanlar başka ülkeler tarafından böylesine aşağılanmaz. Hiçbir ülkenin insanlarına böyle vize çilesi, vize işkencesi yaşatılmaz.

Sizden banka hesap cüzdanlarınız, tapularınız, sağlık sigortanız, teminat mektupları, ehliyet istenir. Ayrıca üste vize haracı verirsiniz.

Vize alsanız da, almasanız da para iade edilmez.

Üstelik horlanırsınız, kapılardan kovulursunuz.

Türkiye’de Türklere vize veren büyükelçilik ve konsoloslukların tüm geliri kendileri tarafından karşılanır!

Onların personel maaşları, elektrik, su, doğalgaz ve kira giderlerini aslında bizler ‘vize haracı’ ile öderiz. Hatta bazıları, fazlasını kendi ülkelerine gönderir!

Sömürü ve saygısızlık çarkı sürüp gider.

Hiçbir iktidar bu gidişe ‘dur’ diyemez, çözüm arayışına giremez... Çünkü hiçbiri o ağırlığa sahip değildir. Bazen nutuk atarlar, esip gürlerler de, tamamı palavradır!

***

Yazıya Paris Caddesi ile girmiştim. Şimdi oradan aşağıya doğru yürümeye devam edelim. ‘Yürümeye’ diyorum çünkü caddenin tamamı, Almanya vize kapısı hizasından sonra araç trafiğine kapalıdır!

Caddenin bu başında nöbetçi kulübeleri ve bariyerler konulmuştur. Özel kartı olmayan hiçbir araç giremez.

Niçin?.. Çünkü cadde ABD Büyükelçiliği’nin arka tarafından geçer.

Patlamalardan, bombalardan korkan ABD yönetimi bu nedenle koskoca caddeyi trafiğe kapattırmayı başarmıştır! Hem de bariyerlerle!

Ama Büyükelçiliğin ön tarafı Atatürk Bulvarı ve Nevzat Tandoğan Caddesi’dir. Bulvar Ankara’nın en işlek ve temel yoludur. Burada vızır vızır trafik akışı vardır. Bombalı araç oralardan geçerken patlamaz mı?

Demek ki ABD’nin gücü Bulvarı ve Nevzat Tandoğan’ı trafiğe kapattırmaya yetmemektedir. Zaten öyle bir durum olsa Ankara trafik açısından çöker.

Peki Paris Caddesi’ndeki bu rezalet niçin?

Buna da şükür! Çevredeki bütün yolları kapamadıkları için ABD’ye ve bizim yetkililere teşekkürler!

BİR TEŞEKKÜR DAHA!

TAYYİP Erdoğan Alman gazetesine verdiği demeçte türbana övgüler yağdırıyor, inançlı Müslümanlıktan söz ediyor, kızının da ‘moda ve şık’ olduğu için türban bağladığını anlatıyor, yakında üniversitelerde türbanın serbest bırakılması için çalıştıklarını söylüyordu.

İş kızışınca, tepkiler artınca Uzakdoğu’dan demeç verdi:

‘Ben o gazeteci ile konuşmadım, böyle bir şey söylemedim.’

Unutmuş! Alman gazeteciyle yan yana oturup konuştuğu gibi, üstelik Cüneyd Zapsu isimli danışmanı Alman gazeteciden söyleşi metnini istemiş. Okuyunca onaylamış ve yayınlanmasına izin vermiş!

Alman gazeteci söyleşiyi fotoğraf ve belgelerle kanıtladı. Bu durumda Erdoğan’da ona verdiği demeci ‘anımsamak’ zorunda kaldı!

Gazeteci sessiz kalsaydı biz ‘Vay namussuz Alman, hiç utanmadan Erdoğan’ın ağzından asparagas (gazetecilik dilinde yalan, uydurma haber) yapmış’ diyecektik!

Neyse, bu olay sayesinde hükümetin hangi ‘güvenilir’ kimseler tarafından nasıl yönetildiğini bir kez daha anlamış olduk. İşlerine gelince, ya da olay kendi aleyhlerine büyüyünce unuturlar. Kanıtlanınca anımsarlar.

Teşekkürler Erdoğan!
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI