Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ankara’nın üçte ikisi hizmet sektöründen kazanıyor

Ankara ekonomisinin esas ağırlığı hizmetler sektöründe.

2001 verilerine göre Başkentin, Gayri Safi Yurtiçi Hasılası (GSYİH) içinde hizmetler sektörünün yüzde 83 gibi ezici ağırlığı var. 2006 yılına ilişkin işgücü piyasası verileri de ilde istihdam edilenlerin yüzde 67’sinin hizmetler sektöründe çalıştığını gösteriyor. Yani, Ankaralıların üçte ikisi ekmeğini hizmet sektöründen çıkarıyor. Hizmetler sektörünün il ekonomisi içinde bu kadar ağırlıklı olması da kuşkusuz Ankara’nın başkent olmasından ve neredeyse bütün kamu kurum ve kuruluşlarının bu ilde yerleşik bulunmasından kaynaklanıyor.

Buna karşılık Ankara’nın nüfusuna göre hem özel, hem de kamu yatırımlarından hakkettiği payı alamadığını görüyoruz. Örneğin 2006 yılında kamu yatırımlarının ancak yüzde 4.2’si, teşvik belgesine bağlanan özel sektör yatırımlarının ise yüzde 4.5’i Ankara’ya yapıldı. Oysa Ankara, Türkiye nüfusunun yüzde 6’sını barındırıyor.

Devlet Planlama Teşkilatı’nın geçen yıl yaptığı bir araştırma, Ankara’nın GSYİH’sinde yüzde 13’lük bir paya sahip olan sanayide ise dört sektörün ön plana çıktığını gösteriyor. Bu sektörleri mobilya, makine-teçhizat, otomotiv ve tıbbi aletler oluşturuyor.

Ankara’nın sanayisi içinde ön plana en fazla çıkan sektör mobilya, ki imalatı açısından önemli bir merkez konumunda. Çevre illerde evlilik hazırlıkları yapan gençlerin mobilya alma zamanı geldiğinde Ankara’ya mutlaka yolları düşüyor. Mobilya imalatı, Ankara’da memur olarak bulunmayan vatandaşların önemli geçim kaynaklarından birini oluşturuyor.

Ankara ekonomisinde öne çıkan sektörler içinde en ilginç olanı tıbbi aletler sektörü. Bu ilginçlik, Ankara’nın bu sektörün öne çıktığı tek il olmasından kaynaklanıyor. Tabii bu durum Ankara’nın sanayi yönünden fakir olmasından da kaynaklanıyor olabilir.

Ankara, Türkiye’nin önemli üniversitelerine ev sahipliği yapıyor. Sanayi sektörü ise yeniliklere kolayca uyum sağlayabilecek küçük ve orta boy işletmelerden oluşuyor. Aynı zamanda savunma sanayi kuruluşları nedeniyle bilgi ve yüksek teknolojiyle sahip bulunuyor. Bu üç unsur bir araya getirilebilirse Ankara, Türkiye’nin en önemli ileri teknoloji merkezlerinden biri konumuna getirilebilir. Bu anlamda da bilgisayar yazılımı, elektronik, savunma sanayi gibi alanlarda gelişim gösterebilir.

Plaj kapkaççıları iş başında

Geçenlerde Türk turizminin başkenti Antalya’daydım. Alman ve Ruslar başta olmak üzere yabancı konukların doldurduğu otelleri dolaştım. Tabii, çok ilginç olaylar dinledim, hatta kimine de tanık oldum. Öncelikle konuk kalitesinin yükseldiğine ve kişi başı alınan rakamların birkaç misline çıktığına şahit oldum. Bu şekilde zengin turistleri bölgeye çekmeyi başaran otellerin, hizmet kalitelerinde de önemli ölçüde artış oluşmuş. Bu furyadan nasibini almak isteyen yeni otel işletmecileri de daha lüks tesisler inşa etmeye başlamış. Odaların metre kare ölçüleri artmış, dekorasyonu tamamlayan mobilyaları üst sınıfa hitap eder konuma gelmiş. Tabii, personelin hizmet anlayışı da o oranda artmış.

Üst sınıfa yönelen turizmimizle beraber olumsuz bir gelişmede kendini göstermeye başlamış. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirler başta olmak üzere ülkemizin bir çok kentinden işsizler ordusu soluğu Antalya’da almış. Onlarla beraber hırsızlar, gaspçılar ve yankesicilerde çoğalmış. Hatta çete haline dönüşen gaspçılar ordusu can yakmaya da başlamış. Üstelik yeni metotlar geliştirerek.

Ünlü otellerinden birine dadanan çete, çocukları kullanmaya başlamış. Yaşları 8 ile 10 arasında değişen çocukları mayo giydirip, otelin plajına yollayan çete liderleri, hedef olarak da çantası yanında konukları seçmiş. Kumda oynayan çocukları tehlike olarak görmeyen ve şezlongunun yanına çantasını bırakıp denize giren turistlerden bazılarının canı fena halde yanmış. Hatta yaşan bir olay insana parmak ısırtacak cinstenmiş.

Tek başına tatile gelen yaşlı bir Alman turistin yanına yaklaşan dört çocuk onunla şakalaşmaya başlamış. Kısa sürede kurulan dostluk kumdan kaleler yapmaya kadar ilerlemiş. Ancak, Alman turistin denize girip gelmesiyle de olaylar başlamış. Çantasının içine koyduğu oda anahtarını(Kartlı sistem) bulamayan yaşlı Alman, önce resepsiyona, ardından da odasına doğru koşmuş. Odasına ulaştığı zamansa az önce şakalaştığı çocuklardan iki tanesi hızla kapıdan fırlayıp, koridor boyunca kaçmaya başlamış. O şaşkınlıkla içeriye girince de yaşları 8 civarı diğer iki çocuğu dolabın içindeki eşyalarını karıştırırken bulmuş. İlk şoku üzerinden atar atmaz da kollarından tuttuğu gibi otel güvenliğine teslim etmiş. Tabii, ardından soruşturma için polislerin gelmesi, karakolda ifade verilmesi gibi gelişmeler birbirini takip etmiş.

Otelin güvenlik kameralarının en ince detayına kadar izlenmesi ise her şeyi tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermiş. Çete liderleriyle sahile gelen çocuklar dört bir tarafa yayılırken, avlarının peşine düşüyor ve yaşı büyük çete üyeleri de onları uzaktan izliyor. Daha sonra çocuklardan biri arkadaşlarının oyaladığı yaşlı turistin çantasından oda anahtarını alıyor ve ortalıktan kayboluyor. Biraz sonra Alman turistin denize girmesiyle de 4 çocuk güle oynaya otelin içine giriyor ve doğruca kartı ellerindeki odaya yöneliyor.

Sonuçta olayı soruşturan ve sorumlularını mahkemeye sevk eden polis bu çetenin icraatına son veriyor. Ancak, yeni yasaya göre sanıkların hepsi tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılıyor. Üstelik çetenin savunmasını yüklenen bayan avukat, otel yönetimi ve polisler hakkında şikayette bulunuyor. Neymiş efendim, çocukların amacı hırsızlık değil, oyun oynamakmış.

Şimdi Antalya Emniyeti, jandarma ve MİT bu gasp çeteleri için sıkı kontroller yapıyor. Doğal olarak otel yönetimleri de kendi güvenlik önlemlerini en üst düzeyde uyguluyor.

Ankara’nın karanlık yüzü

Ankara’yı az da olsa tanıyanlar, şehrin tam ortasından geçen demiryolunun insanları birbirinden ayırdığını çok iyi bilir. Demiryolu, sosyal ve ekonomik ayrımı yaratsa da, insanların içiçeliğini engelleyemez. O yüzden de Başkentlilerin ortak zevkidir alışveriş merkezlerinde sinemaya gitmek, fastfoodlarda ayaküstü bir şeyler atıştırıp, mağazaları gezmek.

Samanpazarı’ndaki dükkanlarda pazarlık yaparken rastlayabilirsiniz Türkiye’nin en varlıklılarına. Kale burçlarının içindeki restoranlarda buluşur zengini-fakiri. Sonradan yaratılan baraj göllerinde, ailesiyle deniz hasretini giderirken yudumlar çayını siyasetçi, bürokrat, işçi ve işadamı.

En karanlık Başkent olmanın ezikliğine beraber üzülür varoştaki gecekondu sakiniyle, lüks semtteki daire sahibi. Zira, AB’ye girmeye hazırlanan Türkiye’nin kalbi Ankara, Avrupa’nın en karanlık başkentidir.

Caddelerdeki direklerin ampulleri mum ışığı gibidir. En gözde ana caddelerinde bile sokak lambalarının çoğu yanmamakta diretir. Akşam saatleriyle birlikte 4 milyonluk şehrin bir çok cadde ve sokağı karanlığa gömülür. Ancak sokaklar yanan bir kaç ampulle "loş" bile olamazken, Balgat’taki AKP Genel Merkezi’nin bulunduğu cadde ile Başbakan’ın konutunun bulunduğu sokak onlarca sokak lambasıyla, fener alayı gibidir.

Gündüz sokakta, gece bir eğlence yerinde gördüğü bakanı, milletvekilini veya çok önemli bürokratı yadırgayıp, şaşırmaz. Hatta Cumhurbaşkanı’yla büyük marketlerde omuz omuza alışveriş yapmaya alışıktır. Bu yüzden de kabullenemez, karanlıkları, içki yasağını, haremlik selamlık havuzları ve kenti ele geçirmeye çalışan tarikatları.
X