Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ankara, İstanbul Fazilet'e gider

Tufan TÜRENÇ

Merkez sağ ve merkez soldaki partilerimiz kavgayı sürdürdükleri için 18 Nisan seçimlerinden çıkacak sonuçları kestirmek hiç de zor değil.

Örneğin Ankara Belediye Başkanlığı'nı yine Fazilet Partisi adayı Melih Gökçek kazanacak.

CHP büyük olasılıkla Murat Karayalçın'ı aday yapacak, DSP de geçtiğimiz günlerde transfer ettiği Doğan Taşdelen'i...

Bu iki aday solun oylarını karpuz gibi yarıdan bölecek ve Melih Bey'e Ankara Belediye Başkanlığı mührünü elleriyle teslim edecek.

Şimdiden Ankaralılara bir 5 yılı daha birlikte geçirecekleri Melih Gökçek hayırlı uğurlu olsun.

İstanbul'a gelince...

Orada da durum aynı. Şanslı iki parti ANAP ile CHP...

İkisi de güçlü adaylarla girecek seçime ve geçen seçimde olduğu gibi sandıktan FP adayı çıkacak.

DYP ile DSP de güçlü adaylar ileri sürecekleri için onlar da bölünmeye katkıda bulunacaklar.

Böylece dört parti de FP'ye çalışmış olacak.

Şimdiden İstanbullulara FP'li belediye başkanı hayırlı uğurlu olsun.

İzmir biraz daha iyice...

Bu kentte FP'li bir adayın kazanma şansı yok.

Ama orada da ANAP, CHP ve DSP güçlü adaylarla seçime asılacak.

Eğer Burhan Özfatura DYP'den yeniden aday olursa büyük olasılıkla FP ve MHP seçmenlerinin katkılarıyla az farkla da olsa seçimi kazanacak.

İşin özeti şu: Türkiye'nin en büyük iki kenti bir beş yıl daha FP kafasından kurtulamayacak.

* * *

Aynı durum milletvekili seçimlerinde de geçerli.

ANAP-DYP, DSP-CHP çekişmesi FP ile MHP'nin işine yarayacak. Büyük olasılıkla da FP az farkla birinci parti çıkacak.

Bunu bir tek olasılık önleyebilir.

Eğer seçmen, ANAP-DSP uyumunun seçimden sonra da sürmesi gerektiğine inanırsa FP'nin birinci parti çıkması zorlaşır.

Çünkü ANAP-DSP'nin 55'inci hükümetteki sorunsuz uyumu, halkı bu birlikteliğin sürmesi doğrultusunda oy kullanmaya yöneltir.

Bu iki partinin toplam sandalye sayısı 276'yı aşarsa Türkiye seçim sonrası sıkıntıya düşmeden kendini yönetecek bir iktidara sahip olur.

Bunun tersi de çıkabilir sandıktan.

FP-DYP'nin kazandıkları toplam sandalye iktidar getirirse o zaman da hükümet kolaylıkla kurulur ama bu ikinci Refahyol olur.

O zaman Türkiye ciddi şekilde sıkıntıya girer.

Bunun bir örneğini 1997 yılında yaşadık. RP-DYP koalisyonu ülkeyi 28 Şubat'a getirdi.

Onunla da bitmedi. Koalisyonun yarattığı gerginlik giderek tırmandı ve ülke yönetilemez hale geldi.

Bunun üzerine Çiller, çaresiz kalan Erbakan'ı başbakanlığı kendisine bırakması için ikna etti.

Ama plan tutmadı, Çiller de başbakan olamadı ve 55'inci hükümet kuruldu.

* * *

Unutmayalım, ülkeye kábus dolu günler yaşatan Refahyol hükümeti bir Yılmaz-Çiller düşmanlığının ürünüdür.

DYP liderinin kendi çıkarından başka bir şey düşünmeyişinin bir sonucudur.

Sanırız 18 Nisan seçimlerinden sonra Çiller'in aynı anlayış içinde hareket edeceğinden Türkiye'de yaşayan bir tek insan bile kuşku duymamaktadır.

Tansu Hanım son manevrasında hem kendisine tehlikeli olabilecek bir politikacının hükümet kurmasını önledi, hem de Milli Eğitim Bakanı'na rezerv koyarak FP tabanına vefasını (!) gösterdi.

Son iki aydır yaşananları değerlendirdiğimiz zaman marjinal partilerin ekmeğine yağ sürüldüğü görülür.

1995 seçimlerinde toplumda oluşan umut boşluğu ile bunun yarattığı öfke, RP'yi birinci parti yaptı.

Parti liderlerinden kaynaklanan siyasi tutarsızlıklar artarak sürdüğüne, her gün yeni bir pislik ortaya döküldüğüne göre toplumdaki umutsuzluğun daha da artığı yadsınamaz.

Bu gerçek de 18 Nisan için pek umut verici değil.



X