Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ankara, Esad rejimiyle nasıl koptu

LİBYA’da iç savaşın başladığı, Türkiye’nin oradaki 25 bin vatandaşını müthiş bir operasyonla tahliye ettiği günlerdi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, İstanbul’da bir grup gazeteciyle buluşmasında, ‘Arap baharı’ ile ilgili ilginç açıklamalar yapmıştı.

Bu açıklamalar içinde bana en çarpıcı geleni, Türk Dışişleri Bakanlığı’nın ‘Arap baharı’nın bundan sonraki olası seyriyle ilgili olarak Bakanlar Kurulu’na verdiği brifingdeki öngörülerdi. O gün Davutoğlu biz gazetecilerden bu öngörüleri yazmamamızı rica etmişti, bu ricaya herkes uydu.
O sırada Suriye görece sakindi ama Davutoğlu’nun saydığı ‘bir sonraki dalga ülkeler’ arasında Suriye de vardı. Nitekim çok geçmeden halk Suriye’de de cuma namazları sonrası toplanmaya, rejime tepkisini dile getirmeye başladı.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu önceki gün de bir grup gazeteciyle buluştu ve bu kez Suriye ile yaşanan diplomasiyi başından sonuna anlattı.
Ahmet Davutoğlu, bu yılın ocak ayında Şam’a gitti, Beşar Esad dahil rejimin önde gelen üyeleriyle konuştu. O görüşmede Esad, ülkesindeki rejimi reforme etme, demokrasiye geçme konusunda samimi bir görüntü çiziyordu./images/100/0x0/55ea61e7f018fbb8f87c519f
Bugün Ahmet Davutoğlu o görüşme sonrası izlenimini hatırlarken, ‘Ben Esad’ın reform konusundaki samimiyetine ve bu reformların yapılacağına yüzde 60 şans vermiştim’ diyor.
Ocak ayındaki görüşmelerde reform konusunda o kadar detaya girilmiş ki, Suriye bizden, aynen AB kriterleri gibi her bakanlık için kilit önemde yasal düzenlemeler için yardım istemiş. Davutoğlu, ‘Veterinerlik konusu bile gündeme geldi’ diyor görüşmelerin detayını anlatırken.
Ocak ayındaki görüşme sonrası hemen Devlet Planlama Teşkilatı’ndan ve başka bazı bakanlıklardan uzman heyetleri Suriye’ye gitmiş, kimi heyetler siyasi konularla ilgili, kimi heyetler teknik konularla. Yerel seçimlerden belediye örgütlenmesinden anayasa ve siyaseti düzenleyen yasalara kadar her konuda destek götürülmüş Şam’a.
Ama aradan geçen zamanda Suriye rejimi, cumaları barışçı gösteriler yapan halka silahla saldırmaya başladı, reformlardan ise ses çıkmadı.
Davutoğlu nisan ayında bir kez daha gitti Şam’a. Bu kez, Esad’la görüşmesi sonrası umutsuzluğa kapılmış, reformların yapılacağına ve Esad’ın samimiyetine ilişkin inancı terse dönmüş, ‘Eskiden yüzde 60 şans vermiştim, o görüşme sonrası yüzde 40’a düşürdüm reformların gerçekleşme ihtimalini’ diyor bugün.
Nisan ayındaki o görüşme epey sert geçmiş. Esad, ‘Bunlar terörist’ demiş ayaklanan halk için. Davutoğlu ona Türkiye’den, bizim kötü tarihimizden örnekler vermiş.
‘Mesela Maraş olaylarını anlattım ona. Güvenlik güçlerine güvenmemesini, güvenlik güçlerinin bizzat kendisinin provokasyon yapabileceğini, terörist dediği kişilerin kendi adamları olabileceğini söyledim, ‘Sana söylenene inanma, git kendi gözünle gör’ dedim ona’ diye anlatıyor Davutoğlu. Ama Dışişleri Bakanı, o 6 Nisan görüşmesinden sonra, Esad’ın ‘güvenlik paranoyası’na kapıldığını hissetmiş.
Tabii arada bir çok olay oldu, Suriye’de daha fazla kan döküldü, Suriye ordusu kendi şehirlerini bombaladı, işgal etti. Ahmet Davutoğlu, Dışişleri Bakanı olarak son Şam gezisini ağustos ayında yaptı. Bu ziyarette, Esad’la 3.5 saati heyetler halinde, 6 saati başbaşa olmak üzere 9.5 saat görüştü Davutoğlu.
O kritik ve son görüşmede Esad, ‘4 gün sonra Hama’dan çekilirim’ demiş. Davutoğlu karşı çıkmış, ‘Hemen yarın çekil’ demiş, ‘Bizim Büyükelçiye izin verin gitsin Hama’ya, durumu görsün, ertesi gün de medyaya açın şehri.’ Esad zorla da olsa bunu kabul etmiş.
O görüşmede yine reformdan, demokrasiye geçişten söz etmiş Esad, ‘Yıl sonuna kadar seçim yaparım’ demiş. Davutoğlu ona tam tarih açıklamasını önermiş, şu gün seçim yapılacak diye. ‘Ama’ demiş Davutoğlu, ‘Anayasanın 8. maddesindeki kısıtlamalar dururken seçim inandırıcı olmaz, önce bu maddeyi yürürlükten kaldır ya da değiştir.’ (O madde seçime katılacak adayların Baas Partisinin onayından geçmesini öngörüyor.)
‘Anayasayı değiştirip referanduma gideyim’ demiş. Davutoğlu, referandum fikrini beğenmiş, ‘8. madde için 1 ayda referandum yapın’ demiş. ‘Topyekun yeni anayasayı seçilmiş yeni parlamento hazırlasın.’
Burada kritik bir nokta belirmiş. Esad, ‘Ben haklarımın bazılarını koruyamaz mıyım’ diye sormuş. Bunun üzerine Davutoğlu uzun uzun parlamenter sistem ve başkanlık sistemi arasındaki farkları anlatmış.
Esad bunun üzerine açık açık sormuş: ‘Azınlıkların durumu ne olacak?’
Davutoğlu, yeni anayasada Esad’ın da mensubu olduğu Nusayri azınlık dahil azınlıkların haklarını güvenceye alan maddeler olabileceğini söylemiş.
Davutoğlu, görüşmenin bir noktasında Esad’a, ‘Türkiye’yi’ demiş, ‘Sizinle Suriye halkı arasında bir seçim yapmaya zorlamayın. Bu seçime zorlanırsak tereddütsüz Suriye halkını seçer, sizi bırakırız.’
Ağustostaki bu görüşmenin ardından ortaya bir yol haritası çıktığını düşünmüş Davutoğlu. Esad başta sözlerini de tutmuş, Hama’dan çekilmiş, bizim Şam Büyükelçimiz oraya gitti, durumu gözleriyle gördü.
Ama iki gün sonra Esad yeniden eski Esad oldu, başka şehirlere saldırdı, kendi halkını öldürmeye, bombalamaya devam etti.
Ve işte tam o noktada Ankara, Esad’a olan güvenini tamamen kaybetti, seçimini Suriye halkından yana yaptı.

Türkiye’nin endişesi ve Esad’ın kirli oyunu

SURİYE konusunda bugün Türkiye’nin en büyük endişesi ülkede mezhep ve etnik farklara dayalı bir iç savaş çıkması. Esad da buna oynuyor, son kurtuluş kozu olarak ülkeyi kana bulama seçeneğini masaya sürüyor.
Bu olmasın diye Türkiye Suriye’deki mezhep ve etnik grup temsilcileriyle diplomasi yürütüyor. Başbakan Erdoğan’ın, daha önce Türkiye’den sürülen Süryani patrikhanesinin bugünkü patriğiyle görüşmesi boşuna değil. Aynı şekilde Dürzi’lerle de, Sünni gruplarla da, Nusayri gruplarla da görüşmeler yapılıyor, bu tuzağa düşmemeleri öğütleniyor.

X