Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Anayasayı yapmamanın maliyetini biliyor musunuz?

Türkiye bir yılı aşkın süredir mevcut Anayasasını baştan sona yenilemeye, demokratik ve sivil bir yönetim tarzı ile bireysel hakların Batı düzeyinde olduğu bir Anayasal düzene geçmeye çalışıyor.

Çalışıyor ama bu çalışmalar yeterince verimli değil, çalışmaların yapıldığı özel Meclis Komisyonu’ndan uzlaşma haberleri pek gelmiyor. Siyasi partilerimiz kendi pozisyonlarında durmaya devam ediyorlar. Komisyon çalışmaları bir hayli yavaş gidiyor ve pek bir ilerleme haberi de gelmiyor.
Bir süre önce sohbet sırasında Meclis Başkanı Cemil Çiçek, ‘Anayasayı yapmamanın maliyetini de düşünmek lazım’ demişti.
Gerçekten de, Meclis’in bir araya gelip bir Anayasa metni üzerinde uzlaşamamasının maliyeti nedir acaba?
Çok ama çok kısa vadede ortaya çıkacak olan maliyeti ben söyleyeyim: Siyasi kriz.
Neyin krizi mi?
2014’ün 29 Ağustos günü Türkiye’nin seçimle seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı görevbaşı yapacak. Bu kişi, büyük olasılıkla Recep Tayyip Erdoğan olacak.
Mevcut Anayasaya göre Cumhurbaşkanı’nın pek çok konuda geniş yetkileri var ama yine de yürütme gücü Başbakanda. Çankaya’ya yüzde 50’nin üzerinde oyla çıkacak olan Cumhurbaşkanı, adı ve siyasi geçmişi ne olursa olsun, birlikte çalışacağı hükümetler açısından bir sorun olacaktır. Hele bu insan Recep Tayyip Erdoğan gibi son 50 yılın en güçlü, en çok iz bırakmış siyasetçisi olursa, seyredin gümbürtüyü.
Bu soruyu Aralık ayının sonunda TRT1’deki mülakatta Başbakan Erdoğan’a doğrudan da sordum. ‘Cumhurbaşkanlığına aday mısınız’ dedim, ‘Daha zaman var, şimdiden adayım da değilim de demem’ cevabını verdi Başbakan. Sonra Çankaya ile Başbakanlık arasında bir kriz olur mu diye sorduk, ‘Olmaz diyemem’ dedi.
Türkiye, Cumhurbaşkanı ile hükümetin karşı karşıya geldiği çok dönem yaşadı. Bazı başbakanlar bu durumu günlük kriz konusu yapmak istemedi, kan tükürdü kızılcık şerbeti içmiş gibi yaptı. Mesela Turgut Özal, Kenan Evren’den kamuoyu önünde hiç şikayet etmedi ama aslında çok şikayetçiydi.
Bazen krizler gizlenemez oldu. Süleyman Demirel, Çankaya’daki Turgut Özal’ı by-pass etmek için yasa hazırladı, hatta bir dönem Özal’ı Köşk’ten indirmeyi bile tasarladı.
Tansu Çiller de Süleyman Demirel’den şikayetçiydi, bu durumu yüksek sesle çok dile getirmese de herkes olan biteni biliyordu.
Bülent Ecevit, Ahmet Necdet Sezer’i bulup Çankaya’ya çıkardı ama 2001 krizinde birbirlerine Anayasa kitapçığı fırlattılar. Tayyip Erdoğan, Ahmet Necdet Sezer’den hep şikayetçi oldu.
Üstelik bu Cumhurbaşkanlarının hiçbiri halk tarafından doğrudan seçilmemişti. Bu durum bile çatışmaya engel olmadı. Şimdi halk tarafından seçilecek bir Cumhurbaşkanı, çoğu zaman kendi meşruiyetini hükümetlerin üzerinde görme eğiliminde olacak ve bugün hayal dahi edemediğimiz sıkıntılar ortaya çıkacak.
Bizi bekleyen bu Anayasal krizden kurtulmanın yolu Anayasayı değiştirmekten geçiyor. Ama Anayasa değişecek gibi de durmuyor. Tek başına bu maddeyi, Cumhurbaşkanı’nın seçilme usulünü değiştirmek belki bir formül ama unutmayın bu madde referandumla yürürlüğe girdi, Meclis tek başına onu değiştirmeye kalkışmakta isteksiz davranabilir.
Başbakan Erdoğan, halkın seçtiği bir Cumhurbaşkanı ile seçim kazanıp gelmiş bir Başbakanın iktidarı paylaşmakta sorun yaşama ihtimalini reddetmedi, ‘Bir iki başlılık tehlikesi var’ dedi.
Ve şimdi Meclis bu tehlikeyi açık seçik görebildiği halde Anayasayı değiştirme işini ağırdan alıyor.
Anayasayı değiştirmemenin bir maliyeti var. Onu toplum ödeyecek.

X