Gündem Haberleri

    Anayasayı ve 312'ncimaddeyi değiştirelim

    Hürriyet Haber
    06.09.2000 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Anayasayı ve 312'ncimaddeyi değiştirelim Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, merakla beklenen adli yıl açılış konuşmasında yine çok tartışılacak görüşlerini dile getirdi. Geçen yıl yaptığı konuşması uzun sure tartışılan Sami Selçuk laiklikten anayasaya yolsuzluktan idam cezasına varıncaya kadar bir dizi konuya değindi. Yargı içindeki irticacı hakim ve savcılar konusunda tek kelime sarfetmeyen Sami Selçuk'un çarpıcı sözlerinden bazıları şöyle: Halkı, sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik edenlere verilecek hapis cezasını düzenleyen 312. maddesi değişsin. 1982 anayasası tamamen değiştirilsin. Yargıyı bağımsız yapalım, yüksek bir yargı erki oluşturalım, dokunulmazların sayısı artmasın Ombudsmanlık sistemine geçelim... Salt hukuk yaklaşımıyla söylüyorum: Ölüm cezası kaldırılmalıdır 2000-2001 Adli Yılı, Yargıtay'da düzenlenen törenle başladı. Törende, Yargıtay Başkanı Sami Selçuk açılış konuşmasını yaptı. Selçuk, 115 sayfalık konuşma metnini özetleyerek okudu. Selçuk konuşmasında, demokrasi, anayasa, insan hakları, yargı bağımsızlığı, erkler arası eşitlik, düşünce özgürlüğü, laiklik, Avrupa Birliği, Atatürk ve Atatürkçülük, af, hukuka uyma bilinci, yolsuzluklar, memurların yargılanması, kamu denetçiliği , istinaf mahkemeleri, işkence, infaz sistemi, ölüm cezası, hukuk öğrenimi, trafik ve çevre sorunu gibi konulara değindi. Yargıtay başkanı Sami Selçuk, Türk Ceza Kanunu'nun halkı, sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik edenlere verilecek hapis cezasını düzenleyen 312. maddesinin ikinci fıkrasının değiştirilmesi gerektiğini ifade ederek, yasanın sınırlarının "genel geçer olarak" tespit edilmesini istedi. Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi için anayasanın emrettiği özel yasanın 40 yıldır çıkmadığını belirterek, bu konuda hükümetin bir tasarı hazırladığını, sorunun çözüleceği sözünün verildiğini, bu "vadeli çekin karşılığının çıkacağını" umduklarını söyledi. YARGI BAĞIMSIZ OLMALI Yargının tam anlamıyla bağımsız kılınması gerektiğini dile getiren Selçuk, "Yargıya politika girdimi adalet kirlenir" dedi. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) bağımsız olmadığını, kurulun işlemlerine karşı yargı yolunun kapalı olduğunu ifade eden Selçuk, bu konudaki önerisini de anlattı. Selçuk, şöyle konuştu: "Kanımca bir (Yargı Erki Ulusal Kurumu) oluşturulmalıdır. Yasama ve yürütme ile eşgüdüm ilkelerine göre çalışacak kurulda yüksek yargı organları başkanları ile başsavcıları doğal üye olmalı, öbür üyeleri yargı seçmeli, kurul adli ve idari olarak ikiye ayrılmalı, Adalet Bakanı kurula katılmamalı, katılacaksa oy hakkı bulunmamalıdır. Kurul, kendini ilgilendiren yasa ve yasa düzeyindeki kararnamelere karşı Anayasa Mahkemesi'ne gidebilmelidir." Türkiye'nin, Türk halkının isteğinin optimal demokrasi olduğunu, bu başarılırsa 21. yüzyılın Türklerin yüzyılı olacağını, böyle bir dönemde kimsenin sloganlarla basma kalıp söylemlerle vakit yitirmemesi gerektiğini ifade eden Selçuk, "Var olan düzen hem yetmiyor hem de yeniyi üretemiyor. Çözüm, üretmekte kısırlaşan ve kendini yeniliklere uyarlamayan sistemi düzeltmekte odaklaşıyor" dedi. ATATÜRKÇÜLÜĞÜ YANLIŞ ANLIYORLAR Demokrasi, Atatürk ve Atatürkçülük ile ilgili görüşlerini de açıklayan Sami Selçuk, Atatürk'ün bütünüyle demokrasinin gerçekleşmesini, tek biçimli insan üretimine karşı bir düşünce sistemi olduğunu söyledi. Atatürk'ün, görünüşün öykünülmesini değil, değerlerin özümsenmesini isteğini vurgulayan Selçuk, "Bir uygarlık tasarısı olan Atatürkçülüğün 'di'li geçmiş zamana mıhlanmış katı bir ideoloji değil tam tersine dokunduğu her şeyi bilim testinden geçirerek, kendini durmadan yeniden kuran bir kalkınma yöntemidir" diye konuştu. Atatürk'ün, değişmezliği reddettiğini, batı demokrasisinin temel değerlerini benimsediğini bu bağlamda Avrupa Birliği'nin kodlarıyla Türk halkının da iradesininde kesiştiğini ifade eden Yargıtay Başkanı Selçuk, Türkiye'nin küreselleşen dünyada yerinin ve gücünün daha iyi farkedildiğini belirtti. "Türkiye dünkü Türkiye değildir, dünya küçülmüş Türkiye büyümüştür" diyen Selçuk, Türkiye'nin dinamik halkıyla sanayileşmeyi isteyen 21. yüzyıla demokrasi tercihi ile giren bir ülke olduğunu, bu özellikleriyle Avrupa Birliği'nin kapısına dayandığını belirtti. Çoğulcu, özgür ve demokrat ama barış içinde bütünleşmiş bir Avrupa'nın Türkiye'ye dokunulabilecek kadar yakın olduğunu ifade eden Selçuk, AB sürecinin bugün ulaştığı son noktanın bütünleşmiş bir "Avrupa Birleşik Devletleri"nin yapısının ne olacağında yattığını söyledi. ULUS - DEVLET SORUNU Bütünleşme yolunda en tartışmalı konunun "Ulus-devlet" sorunu olduğunu, AB'de ulusal egemenlik ve eşitlik kavramlarının gittikçe aşındığını, uluslarüstülük kavramının bütünleşmeyi sağlayacak bir boyuta ulaştığını kaydeden Sami Selçuk, AB'nin kriterlerinin Atatürkçülüğün ve Türk halkının yürüdüğü yolun aynı olduğunu söyledi. "Üniter bir devlet ve bölünmez bir ülkede yaşamak isteyen Türk ulusunun önünde AB'ye girmek için kanımca hiçbir engel yoktur" diyen Selçuk, "Yeter ki, birliğin tam haklara sahip, özgür ve onurlu bir üyesi olalım" dedi. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin artık bugün Avrupa'nın Anayasası olduğunu, Kopenhag Kriterleri'nin o kadar vahim şartlar ileri sürmediğini belirten Sami Selçuk, Türkiye'nin, Avrupa'nın kenar mahallesinde yer almaması gerektiğini, Atatürk devrimlerinin uzantısının da bunu gerektirdiğini anlattı. Katı egemenlik anlayışının küreselleşme doğrultusunda yumuşatılmasında sakınca görmediğini, bunun teslim olma değil, kimliğini koruyarak özgür iradeyle ekonomide, politikada, hukukta buluşma, ortaklık olduğunu vurgulayan Selçuk, Avrupa Birliği'nin düş olmadığını, saydamlık, halkın katıldığı iyi yönetim, devletle sivil toplum arasında eşgüdüm isteklerine Türk insanının ne karşı ne de yabancı olduğunu kaydetti. Sami Selçuk, Türkiye'nin çalar saatin çalmasını beklememesi gerektiğini, çalar saatin kendiliğinden uyanamayanlar için olduğunu belirterek, halkın yönetime katılımına ilişkin görüşlerini de açıkladı. HALKIN DEMOKRASİSİ Demokraside, yukarılarda alınan kararların halkın titreşimlerini, eğilimlerini gözetmek zorunda olduğunu vurgulayan Selçuk, cumhuriyetin, "Cumhur"unun halkın yönetimi olduğunu hatırlattı. Demokrasinin en doğru bekçisinin, nöbetçisinin halk olduğunu ifade eden Yargıtay Başkanı Selçuk, "Evet, Türk halkı demokraside yerini almak istiyor, haklıdır. Eğer Cumhur Cumhuriyet'te, halk demokraside yerini alamıyorsa böyle bir yönetimin adı Cumhursuz Cumhuriyet, rejimin adı halksız demokrasi midir? Türk halkı, halkın iktidarının gerçekleştirilerek, yönetilen demokrasiden yöneten demokrasiye geçmek ve devlet eliyle bütünleşmek istiyor" diye konuştu. Atatürk'ün "Benim en büyük yapıtım" dediği Meclis'le çalıştığını, Türk kadınına okur yazarlık oranı sıfıra yakın bir dönemde İsviçre ve Fransa'dan daha önce seçme ve seçilme hakkı vererek güvendiğini anlatan Selçuk, halkın demokrasinin karar mekanizmalarına katılması gerektiğini belirtti. HUKUKUMUZ KÖTÜ Konuşmasında Türk halkının özgürlük istediğini, bunun başında da düşünce özgürlüğü geldiğini kaydeden Selçuk, yazılı hukukta hala düşünce özgürlüğünü tehdit eden, Türkiye'yi uluslararası ve AB düzleminde zor durumlara sokan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde bir günde 11 kez hüküm giyilmesine neden olan düzenlemeler bulunduğunu söyledi. "Hukukumuzda kötülük çiçekleri gibi duran kötü huylu maddeler var" diyen Selçuk, ceza yasalarının suçları tanımladığını, yasada olmayan suçtan kimseye ceza verilemeyeceğini ve yasalara göre insanların hangi eyleminin suç sayıldığını bilmesi gerektiğini hatırlattı. Bunun suçların "Yasallığı ilkesi" olduğunu, yasa koyucuların suç sayılan eylemi kapalı anlatımlarla tanımlayamayacağını kaydeden Sami Selçuk, düşün özgürlüğünün sağlanabilmesi için bu maddelerin ya kaldırılması gerektiğini ya da genel geçer kesinlikle sınırlarla yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirtti. 312 HER ÜLKEDE YOK Türkiye'nin gündeminde TCK'nın 312. maddesinin 2. fıkrasının bulunduğunu hatırlatan Selçuk, şöyle devam etti: "Bu madde benzeri bir madde her ülkede yok. Aynısı da yok, sadece benzeri var. Benzeri aynısı demek değildir. Bizdeki gibi de uygulanmıyor. Bu madde yeniden düzenlenmelidir. Maddeye getirilmek istenen 'kamu düzenini bozucu ibaresi' bir şeyi değiştirmez. Bu yasanın sınırları genel geçer olarak yeniden tespit edilmeli. Bu tip maddeler siyasal izlenim uyandırır. Buna fırsat verilmemeli. Uluslararası alanlarda bizi zor durumda bırakmamalı. Yasa hükmü düzeltilmedikçe yargı onu uygulamak zorundadır." Sami Selçuk, basın özgürlüğünden vazgeçilemeyeceğini, ancak haber kavramı ile yorum kavramının birbirine karıştırılmaması gerektiğini de ifade etti. Laiklik ile ilgili sorun zaman zaman laiklik ilkesinin sapmalara kırılmalara hatta başkalaşımlara uğramasındandır. Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, Türk halkının ezici bir çoğunlukla laikliği benimsediğini ve laiklikle bir sorunu bulunmadığını belirterek, "Sorun, zaman zaman laiklik ilkesinin sapmalara, kırılmalara, hatta başkalaşıma uğratılmasından kaynaklanmaktadır" dedi. Sami Selçuk, konuşmasında laiklikle ilgili görüşlerini de açıkladı. Türkiye'nin laiklikten vazgeçemeyeceğini, kırılmalara uğratma lüksü olmayacağını ifade eden Selçuk, ancak konunun hergün tartışılmasının da "sıkıntılı" bir yönünün varlığının işareti olduğunu söyledi. Selçuk, çoğulculuğun düşünce ve inançlar karşısında devletin yansızlığının gerektirdiğini belirtti. "Çoğulculuk devletin yansızlığını, yansızlıkta laikliği gerektirir. Devlet düşünceler karşısında yansız olursa düşünce özgürlüğü, dinler karşısında yansız olursa laiklik sağlanmış olur" diyen Selçuk, laik devletin hiçbir dine karşı olamayacağını, hiçbir dini kayırıp koruyamayacağını; belli bir iyiyi, yaşam biçimini hiç kimseye zorlayamayacağını söyledi. TEOKRASİ VE LAİSİZM ÇATIŞTIRIR Laik devlette halkın özellikle gençliğe belli bir ideolojiyi aşılamaya kalkışamayacağını, bir devlet dini yaratamayacağını ve dinsizliği de aşılayamayacağını anlatan Sami Selçuk, şöyle konuştu: "Devlet bir dine yaslanır, hukuku buna göre kotarır ve dini devlete egemen kılarsa teokrasi, devlet dine egemen olur ve onu güdümlerse laisizm söz konusu olur. Teokrasi de laisizm de dinler arası ve devletle dinlerarası çatışmalara yol açmışlardır. O nedenle laiklik de çoğulcu olmalı, laisizme dönüşmemelidir. Teokrasi, laikliğini karşıtı ve düşmanıdır. Demokrasinin seçeneği değil, yadsınmasıdır. Nasıl şovenizm ulusçuluğun yozlaşmış biçimi ise laisizm de laikliğin yozlaş(tırıl)mış biçimidir." Selçuk, laikliğin dört amacı birden gerçekleştiren teknik bir araç, değer olduğunu; bunları din ve vicdan özgürlüğünü sağlamak, dinler arasında, devletle din arasında barışı sağlamak, eleştirel düşünceli ve akılcı bireyler yetiştirmek, düşünceler arasında yarışı sağlamak şeklinde sıraladı. "Teokrasi kavgadır, laisizm kargaşadır, laiklik barıştır. Devlet elbette laiklikte karar kılacaktır" diyen Selçuk, cumhuriyetin demokrasiyle, demokrasinin de laiklikle tamamlanıp, beslendiğini, güçlendiğini kaydetti. Din-devlet ilişkilerinde tarihten ders alınması gerektiğini anlatan Selçuk, "Türk halkının ezici çoğunluğu laikliği benimsemiştir. Onun laiklikle bir sorunu yoktur. Sorun zaman zaman laiklik ilkesinin sapmalara, kırılmalara, hatta başkalaşıma uğratılmasından kaynaklanmaktadır" diye konuştu. Türk halkı yeni bir anayasa istiyor. Anayasasını ve anayasalı değil, hak ve özgürlüklerini teslim eden anayasal devletini geri istiyor........" 82 ANAYASASI ÖZÜRLÜ "Özürlü doğan 1982 Anayasası yürürlükte kaldığı sürece tartışma rejim içinde kalmayacak, hep rejim üzerinde olacaktır" diyen Sami Selçuk, "polis tüzüğünü andıran anayasanın kaldırılması ya da temelden değiştirilmesi konusunda toplumun sözbirliği içinde olduğunu" söyledi. Türk Ulusu'nun yürürlükte kaldığı sürece bu anayasaya uyacağını, uyulmasını da isteyeceğini anlatan Selçuk, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Toplumun devingen yapısına, dokusuna uygun ilkelerle yol gösterici; çatışmacı değil, uzlaştırıcı yepyeni bir anayasa yapılması zorunludur. Birey, toplum ve devlet ilişkileri ancak böyle bir düzende sağlığına kavuşacaktır. Telaşa gerek yoktur. Türk Ulusu ne istediğini bilen bir ulustur. Bu yeni anayasa isteğine de saygı duymalıyız. AB kapısına yaklaştığımız açıktır. Bu fırsat iyi değerlendirilmelidir." Sami Selçuk, 1982 Anayasası'nın birçok maddesinin değiştirildiğini, yarıdan fazla maddesinin de değiştirilmek istendiğini bu durumda yeni bir anayasa yapılmasının daha doğru olacağını söyledi. "1982 Anayasası'nın siyasiler uzlaşamadığı için yürürlükte olduğunu" savunan Selçuk, eğer siyasal bir uzlaşma sağlanamayacaksa, kişisel olarak, yeni bir anayasa için bütün kesimleri temsil eden katılımcı bir kurucu meclis oluşturulmasından yana olduğunu dile getirdi. Yeni anayasada bireyin yüklem olmaktan çıkarılıp, özne durumuna getirilmesi gerektiğini kaydeden Selçuk, Türk halkının ayrıcı herkesin hukuka uymasını da istediğini söyledi. Kişilere göre anayasa ve yasa değişiklikleri yapılmak istendiğini savunan Selçuk, hukukun kişileri uydurulamayacağını, kişilerin hukuka uymaları gerektiğini, kişiler için yasa çıkarılamayacağını vurguladı. Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) başkan, başkanvekili ve üyelerinin görev sürelerinin uzatılmasını buna örnek gösteren Sami Selçuk, bugün bir yasa stagflasyonu bulunduğunu belirtti. Sami Selçuk, hukuka uyma bilincinin eksikliğini Marmara depreminde ve trafik kazalarında acı şekilde görüldüğünü belirterek, Türkiye'nin yalnızca bilimle değil, yaptığı yasalarla da inatlaştığını söyledi. Türkiye, 1950'de adalete bütçeden yüzde 1,3 pay ayırırken, bugün yüzde 1 bile değil. Konuşlandığı üç eski bina arasında dosyaları el arabalarıyla mekik dokuyan bir Yargıtay. İlkel bir şekilde... Geliniz, yargıyı öbür erklerle eşit kılalım. Erken cumhuriyet döneminde bu eşitlik vardı. Doğu Bloku ülkelerinde demokrasiye geçişte yargının güçlendirildiğini, ancak Türkiye'de durumun böyle olmadığını ifade eden Sami Selçuk, 1936 yılında dönemin İktisat Bakanı Celal Bayar'ın bir raporundan alıntı yaptı. Bu raporda belirtilenler ile 64 yıl sonra kendisine gönderilen bir mektupta adliye binasının durumunu anlatan ifadelerin aynı olduğunu belirten Selçuk, "Bu bir ünlemdir, bir çığlıktır. Türkiye, 1950'de adalete bütçeden yüzde 1,3 pay ayırırken, bugün yüzde 1 bile değil. Konuşlandığı üç eski bina arasında dosyaları el arabalarıyla mekik dokuyan bir Yargıtay. İlkel bir şekilde... Geliniz, yargıyı öbür erklerle eşit kılalım. Erken cumhuriyet döneminde bu eşitlik vardı, demokratik cumhuriyet döneminde bu yok edildi" diye konuştu.
    Etiketler:

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı