Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Anayasamızın bir de 127. maddesi var!

ŞÖYLE diyebiliriz: Türkiye’de devletçi muhafazakarlığın fikirlerini öğrenmek isteyenlerin başvurması gereken temel metin Türkiye Cumhuriyeti Anayasasıdır.

Bu Anayasa o kadar devlet merkezlidir ki, 1987 yılından beri pek çok kez değişikliğe uğradığı, Türkiye’nin önemli meselelerine ilişkin bütün temel maddelerine şu veya bu parlamento döneminde dokunulduğu halde, bu devletçilik el kitabı hali hala devam etmektedir.
Türkiye, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Hakkari’de düzenlediği mitingde ‘Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı eksiksiz kabul edeceğiz’ demesiyle yeniden yerel yönetimlere özerklik konusunu konuşur oldu.
* * *
Avrupa Konseyi bünyesinde, 80’li yıllarda hazırlanan ve Türkiye’nin de 1988’de imzalayıp 1991’de parlamentosundan geçirerek kısmen onayladığı bu sözleşmenin adındaki ‘özerklik’ kelimesi, nedense 2011 seçiminde tartışma konusu oldu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP liderini suçladı, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç daha da ileri gitti, Kılıçdaroğlu’nun vaadini ‘ihanet’ olarak takdim etti.
Buradan şunu anlıyoruz: Gerçekte ne Başbakan Erdoğan ne de Başbakan Yardımcısı Arınç, anamuhalefet liderinin tam olarak ne dediğini ve sözleriyle neyi kastettiğini merak etmiş... Kimse de onlara ‘Kılıçdaroğlu aslında şunu diyor’ dememiş belli ki. Onlar da gazetelerde okudukları başlıklara bakıp konuşmuşlar.
Tabii Başbakan ve Yardımcısı için geçerli olan eleştiriyi aynen irili ufaklı bütün medyaya da yapmak lazım. Dün okuduğum birkaç yazı hariç kimse Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın aslında ne olduğunu zahmet edip araştırmamış, okuyucularına iletmemişti. Bütün laf, ‘özerklik’ kelimesi üzerinden yürüyordu.
* * *
Gerçek şu ki, Türkiye’nin idari sistemi ve bu sistemin reforme edilmesi konusunda CHP ile Ak Parti arasında aslında çok uzak bir mesafe yok. Ama gelin görün ki, zamanında AK Parti’nin reform tasarılarına CHP kendi vaatleri arasında yer aldığı halde karşı çıkmıştı.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in vetosu sonrası unutulan yerel yönetim reformu taslağı da aslında eksikti. Bizim Anayasamızın bir 127. maddesi var ki, yerel yönetimin güçlenmesinin karşısındaki başlıca engeli oluşturur, bu maddeyi değiştirmeyi önerene de, tartışana da henüz rastlamadım.
Türkiye, Kürt sorununu aşmak da dahil, demokratikleşmesini konuşacaksa, demokrasisini yerelden başlatmak ve Ankara’nın ağırlığını azaltmak zorunda.
Ankara’nın ağırlığının azalması için de Anayasa’nın 126 ve 127. maddelerinin tamamen kaldırılması, en azından 127’nin 4 ve 5. fıkralarının kaldırılması gerekir.

Bakın Anayasa ne diyor?

MAHALLİ idarelerin seçilmiş organlarının, organlık sıfatını kazanmalarına ilişkin itirazların çözümü ve kaybetmeleri, konusundaki denetim yargı yolu ile olur. Ancak, görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahallî idare organları veya bu organların üyelerini, İçişleri Bakanı, geçici bir tedbir olarak, kesin hükme kadar uzaklaştırabilir.
Merkezî idare, mahallî idareler üzerinde, mahallî hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahallî ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idarî vesayet yetkisine sahiptir.
(Anayasa Madde 127, 4 ve 5. fıkralar)

Ankara, ‘idari vesayet’ten kolay kolay vazgeçmez

BU tipik bir durum. Bütün siyasi partilerimiz muhalefette demokrat ve özgürlükçü, iktidarda ise özgürlükleri kısıcı ve muhafazakar olurlar.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sorsanız, Ankara’nın Anayasanın 127. maddesinden kaynaklanan ‘idari vesayet’ yetkisi antidemokratik bir hükümdü. Bugün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a sorsanız, bu hüküm sayesinde belediyelerin kaynaklarının boşa harcanmasının önüne geçiliyor.
Baksanıza Başbakana gittiği her Güneydoğu şehrinde, ‘Biz burada belediyeye şu kadar para verdik, o parayla hiçbir iş yapmamışlar, çöpleri bile toplamıyorlar’ diyebiliyor, çocuğuna harçlık veren bir veli gibi konuşabiliyor.
Ankara’nın yerel yönetimler üzerindeki vesayeti Anayasal bir vesayet ve bundan vazgeçilmeden Türkiye’de ‘ileri demokrasi’ bir hayal.

X