"Fatih Çekirge" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fatih Çekirge" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fatih Çekirge

Anayasa’ya göre herkes eşit öyle mi?

YALOVA ne zaman il oldu?

- 6 Haziran 1995’te.

Hakkari ne zaman il oldu?

1936’da...

Hesaplarsak Hakkari, Yalova’dan tam 59 yıl önce il olmuş.

İl olmanın bütün avantajlarını yaşamış. Onlarca valisi olmuş. Milli eğitim müdürleri, sağlık, bayındırlık müdürleri.

59 yıl boyunca Yalova’yı kaymakam; Hakkari’yi vali yönetmiş de ne olmuş?

Cevap YGS sonucunda:

- En başarılı il Yalova;

- En başarısız il Hakkari...

Düşünün Hakkari’de 59 yıl boyunca hiç tiyatro salonu olmamış.

Sinema ise 2009’da gelmiş.

Sinemanın 1800’lerin sonuna doğru icat edildiği kabul edilirse; Hakkari’ye 100 yıldan fazla bir süre sonra gelmiş. Muhtemelen daha sonra da kapanmış.

Peki şimdi bu farkı nasıl açıklayacağız?

Yalova’dan 59 yıl önce il olan Hakkari ile Yalova arasındaki bu vahim uçurumun anlamı nedir?

Yıllarca “olağanüstü hal”lerle Hakkari’yi yönetenlere bu durum olağan geliyor mu?

Hani şu Anayasa kitabından bir türlü dışarı çıkamamış olan “herkes eşittir” maddesi açısından soruyorum...

İKİNCİ YAZI:

Onlar da Avrupa şampiyonu ama...

AVRUPA ’nın en büyük tasarım yarışmasını düzenleyen Avrupa Birliği Tasarım Ajansı (BEDA); 2010 yılı sonuçlarını kısa süre önce açıklıyor. BEDA’ya 24 Avrupa ülkesi üye...

Yarışmanın adı: “A’ Design Award & Competition”...

- Yarışmaya 1500 proje katılıyor ve 69 ödül veriliyor. 1 yıl boyunca jüri projeleri inceliyor. Ve geçtiğimiz ay sonuçlar açıklanıyor

Ve işte gözlerimi yaşartan tablo:

- ODTÜ öğretim üyesi Dr. Hakan Gürsu başkanlığındaki Türk ekibi “Designnobis” özgün ürün tasarımları ile en büyük ödül olan platin ödülü kazanıyor. 7 dalda birden ödül alıyor.

TÜRK TASARIM EKİBİNE ÖDÜL YAĞDI

- Dahası aldığı toplam ödüllerle puanı 30’u bulan Türk ekibi, Avrupa sıralamasında birinciliğe oturuyor. Evet bu genç ekip, Avrupa tasarımının 1 numarası oluyor.

Aldıkları bütün ödüllerin linklerini, fotoğraflarını, animasyonlarını, hürriyet.com.tr’deki yazımda bulacaksınız.

Mutlaka bakın. Hepimize gurur verecek o çalışmaları görün.

60 yıldır AB kapısında bekleyen bu ülkenin genç evlatlarının neler yapabileceğini izleyin.

Neler mi yapmışlar.

- Katlanabilen çevre dostu deniz aracı Foscat ile en büyük ödül olan Platin Tasarım Ödülü (grup birinciliği).

- Geleceğin yangın söndürme aracı olan “FireKnight” ile Gümüş Tasarım Ödülü.

GELECEĞİN YANGIN SÖNDÜRME ARACI - WEB TV

- (Oyuncak ve eğitim araçları) kategorisinde gelecek nesiller için tasarlanmış olan ahşap oyuncak seti “Power Tower” ile 2 dalda birden grupta verilen en büyük ödül olan A’ Design Award (grup birincilik ve ikincilik) Ödülü.

- Elektrik ve elektronik kategorisinde, aydınlatma birimi “LSP” getirdiği yenilikle A’ Design Award alarak grup birinciliği.

- Mobilya kategorisinde “katlanan sandalye Floger” ve “çevreyle uyumlu bank Beetling” ile ayrı ayrı birer ödül.

KATLANABİLEN DENİZ ARACI - WEB TV

SESSİZ ÇIĞLIK/images/100/0x0/55ea0e54f018fbb8f86815b8

Sevgili kardeşim Dr. Hakan Gürsu ile Ankara’da uzun yıllar tenis oynadık.

Bu inanılmaz başarıyı duyunca dayanamadım. Gözlerim doldu...

Çünkü Hakan ve genç ekibi 54 ay içinde 26’sı uluslararası olmak üzere toplam 40 ödül aldılar...

Daha önce de ABD’den birincilikle döndüler...

Şimdi de 1500 proje arasında Avrupa birinciliği...

Peki ne oluyor?

Hakan ve ekibi için ne yapılıyor?

Hiç... Hiç... Evet hiç...

Bir defa daha içimdeki en yüksek dağların zirvelerinden bağırarak yazıyorum:

Hiçbir şey yapılmıyor. Duyan yok. Gören yok... Siz ne yaptınız diyen yok...

İnanamadım; Hakan’a sordum. İçinden sessiz çığlıklar geçen bir cevap verdi:

“Doğrusu bu kadarını ben bile beklemiyordum. Ülke ve şirketler sıralamasında da tepeye yerleştik. Diğer taraftan hâlâ hiçbir desteğe sahip değiliz, hiç kimse destek olmadığı gibi, ilgi de göstermiyor bu tip çalışmalara... Ayakta kalmak benim en büyük derdim oluyor. Gençlerin büyük heyecanı bu ilgisizlikten çok etkileniyor, çünkü akılları almıyor bu tepkisizliği!!!! Eğer biraz ilgi yaratabilirsek, gelecek için bir itici güç oluşacak ümidindeyim. Belki de ülkenin en çok ihtiyacı olan haberler bunlar. Giremediğimiz AB’ye bu dersi kimse veremedi maalesef...”

Bravo size Hakan... Seni ve gençleri gözlerim dolarak kutluyorum.

Daha önce ABD’de dünya birincisi oldunuz. Cumhurbaşkanı Gül kabul etti. Ama o kadar. Sonra unutulup gitti. Hiçbir yardım gelmedi. Ve siz, bütün maddi olanaksızlıklara rağmen pes etmediniz. Şimdi de Avrupa birincisi oldunuz.

Umarım bu yazı, Avrupa’da duyurduğunuz sesi Türkiye’de de duyurmaya yardımcı olur.

Umarım bu sessiz çığlık, o sağırlığı aşıp adresine ulaşır. İnanıyorum ki; özel sektörden devlete kadar, bu başarıya el uzatacak çok insan vardır.

ÜÇÜNCÜ YAZI:

Taksim’i yasakladınız ne oldu?

TAKSİM ’deki kanlı 1 Mayıs’ta karanlık bir yerden, zifir kafalı birilerinin açtığı ateşle 34 insan ölmüştü. Bu yüzden ertesi yıl sokak yasaktı. Meydan yasaktı.

Ve 78’in 1 Mayıs’ında biz öğrenciydik. Sokaktaki haksızlığa karşı okulda adaleti ve özgürlüğü öğreniyorduk. Gençtik. Ateştik. Zalime karşı öfkeydik. Dünyaya “biz de geldik” demek istiyorduk.

Ve en önemlisi yasağa karşı çılgındık.

78’in 1 Mayıs’ında sokağa çıkma yasağı vardı. İşimiz yasak delmekti ve biz de çıktık.

Davutpaşa Kışlası’nda hapis yattık.

Sonra defalarca 1 Mayıs acısı yaşandı. Taksim’e “giremezsin” diyen devlet, “girerim” diyenleri coptan geçirdi, biber gazına boğdu. Ölenler, sakat kalanlar, fanatiklerin vitrin kıran, araba yakan gösterileri. Arka sokak savaşları...

Peki ne oldu şimdi?

Devlet 35 yıl sonra “Buyrun Taksim’e” dedi...

Toplumsal tarihimizle karşı karşıya kaldığımız bu hazin sonuç daha ne kadar devam edecek?

Önce yasaklayıp, yargılayıp sonra serbest bırakan bu “yasaklar tarihi” daha ne kadar acıtacak?

İşte astığı Deniz Gezmiş’ten yıllar sonra özür dileyen aynı devlet.

Nâzım’a, “Kusura bakma” diyen Necip Fazıl’a günah çıkartan devlet.

Yıllarca “Kürt yok, kart kurt var” dedikten sonra, bugün TRT Şeş diyen o devlet...

Şimdi Güneydoğu’da belediye başkanlarını gözaltına alıyor, belediye başkanını polis panzerinden düşürüyor.

Hatalarını kendi tarihinden bir türlü ayıklayamayan bu siyaset; hâlâ 12 Eylül Anayasası’yla yaşıyor.

Ve işte bu yüzden de bu devlet kendi halkına karşı bir türlü uslanmıyor.

X