"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Anayasa Mahkemesi’nin en büyük sınavı

HAFTA başından bu yana kaleme aldığımız dört ayrı yazıda, Anayasa Mahkemesi’nde (AYM) bundan 14 ay önce çalışmaya başlayan bireysel başvuru mekanizmasının başlangıç dönemindeki işleyişini ve çıkan ilk ihlal kararlarını genel hatlarıyla değerlendirmeye çalıştık.

Bugünkü beşinci yazıda bazı genel gözlemlerde bulunalım. Mahkemenin verdiği ihlal kararlarında dikkat çeken noktalardan biri, kararların büyük ölçüde oybirliğiyle alınması ve muhalefet şerhlerinin çok sınırlı olmasıdır. Ayrıca, bireysel başvurulara kendi içinde iki daireye bölünerek bakan AYM’de her iki dairenin aynı başlıktaki kararları arasında da tam bir
uyum gözleniyor.

* * *

AYM, temel hak ve özgürlüklerle ilgili hak ihlali iddialarından kaynaklanan bireysel başvuruları işleme alarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni yorumlayıp uygulamakla görevli Strasbourg’daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) işlevini de bir anlamda üstlenmiş bulunuyor.
Bu açıdan bakıldığında, AYM kararlarındaki gerekçelendirmelerde gerek Sözleşme gerek AİHM içtihatlarına geniş bir şekilde yer verildiğini belirtmeliyiz. AYM kararlarının bu yönüyle, AİHM içtihatlarının Türk yargısına taşınması ve içselleştirilmesi anlamında önemli bir işlev görmeye başladığı söylenebilir.
Bu duruma çok güncel bir örnek olarak AYM’nin web sayfasına önceki akşam koyduğu Mustafa Balbay kararını gösterebiliriz. Kararda uzun tutukluluk ve seçilme hakkına ilişkin verilen ihlallerin gerekçelendirilmesinde AİHM’nin toplam 10 ayrı kararına atıf yapılmıştır.
Atıflar bir tarafa, metinlerde şekilsel ve yöntemsel olarak da AİHM kararlarıyla benzerlikler söz konusudur. Kararlar, aynı zamanda özenle yazılmış metinler olarak dikkat çekiyor. Türkiye’de yargının ürettiği metinlerin dil ve yazımına ölçü ve standart getirilmesi bakımından da bir emsal oluşturabilir bu kararlar.

* * *

AYM’nin AİHM ölçülerini yakalamaya çalışması kendisini bekleyen kritik sınavla da yakından ilgilidir. Çünkü mahkeme, ilk aşamada Türkiye’de temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini düşünen vatandaşlar için “etkili bir itiraz yolu” oluşturduğu hususunda Strasbourg’daki AİHM’yi ikna etmek durumundadır.
AİHM, önümüzdeki izleme döneminde AYM’nin kendi içtihatlarını özümseyip özümsemediğini, kararlarında bu doğrultuda hareket edip etmediğini değerlendirecektir. Olumlu bir kanaate varırsa bir mesele yok. Ancak “etkili bir itiraz yolunun oluşmadığı” şeklinde bir değerlendirmenin çıkması AYM’nin saygınlığını zedeleyen bir durum yaratır.
Unutmayalım ki, AYM bu aşamayı geçse de Türkiye’deki vatandaşlar için AİHM yolu yine de kapanmış olmayacaktır. AYM’nin ihlal görmediği bir başvuru dosyasına daha sonra Strasbourg’daki AİHM’den ihlal çıkması da mahkeme açısından sıkıntılı bir durum yaratacaktır.
Her halükârda, AYM’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasında sağlam bir köprü olabilmesi, AİHM içtihatlarını içselleştirip hayata geçirdiği konusunda yaratacağı güvene bağlıdır.

* * *

Mahkeme bu açıdan asıl sınavını Strasbourg’da değil, Türkiye’de verecektir. İlk kararları daha çok uzun tutukluluk, mahkemeye erişim hakkı gibi bir dizi sınırlı başlığı konu almıştır. Henüz diğer alanlardaki içtihatlar uç vermemiştir. Örneğin, işkence, dayak, biber gazı, gösteri hakkı ya da ifade özgürlüğü gibi konularda önüne gelen bireysel başvurular karşısında nasıl kararlar alacağını bilmiyoruz.
AİHM’nin son zamanlarda Türkiye ile ilgili kararlarının sayıca azımsanmayacak bir bölümü Türkiye’deki yerleşik cezasızlık kültüründen, yani vatandaşa kötü davranan, onu mağdur eden devlet görevlilerinin idare ve yargıda gördüğü himayeden kaynaklanıyor. AYM, burada mağdur vatandaşlardan yana mı davranacaktır yoksa yargının klasik devleti koruyucu refleksleriyle mi hareket edecektir?
Ayrıca, mahkemenin basın özgürlüğüyle ilgili davalarda vereceği kararlar, örneğin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın gazeteciler hakkında açtığı tazminat davalarında geliştireceği içtihatlar da Türkiye’de ifade özgürlüğünün sınırlarının çizilmesi bakımından kritik önem taşıyacaktır.
Neresinden bakılırsa bakılsın, Anaya Mahkemesi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının hak ve özgürlüklerinin korunması ve sınırlarının genişletilmesi konusunda tarihi bir sorumluluk üstlenmiş bulunuyor. Mahkemenin bu sınavdan nasıl çıkacağı, Türkiye’nin gelecekte gerçek bir hukuk devleti olup olamayacağı sorusunun yanıtındaki belirleyici faktörlerden biri olacaktır.

* * *

NOT: AYM, Mustafa Balbay kararını web sitesine önceki akşam koymuştur. Bu nedenle uzun tutukluluk sorununu değerlendiren dünkü yazımızda bu karara değinilmemiştir.

X