Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Anaokuluna uyum sürecimiz

Kreş, mekan ve yüzler yeni olunca ilk hafta epey direndi: “hayır, okula gitmeyeceğim”. Özellikle ilk gün epey zor geçti diyebilirim.

İlk yarım saat sadece bahçede durdu. İçeri girmemek için türlü numaralar denedi. Baktı ki numaraları amacına uymuyor, strateji değiştirdi, pazarlığa oturdu. “sen de bu okulda öğretmenlik yaparsan gelirim”. Acı gerçekleri ne yazık ki hatırlatmak zorunda kaldım ve bu okulda çalışmadığımı ve birazdan gitmek zorunda olduğumu söyledim. Ama onu sınıfına bırakıp, öpüp kokladıktan sonra. Bu arada yeni arkadaşlarıyla tanışmış, oyuncakları paylaşma denemelerindeydi. “Akşama görüşürüz, seni çok seviyorum Ata” demiştim tam o sırada öğretmeni geldi ve dinozorlarla ilgili sohbet etmeye başladılar.


Çok dinamik ve çocukları çok sevdiği her halinden belli olan bir öğretmeni var. Öğretmeninin iletişim kurmadaki ustalığı sayesinde ertesi gün kapıda vedalaşma süremiz kısaldı ve ilk hafta biraz sancılı da olsa bitti.


Her akşam, “yarın okul var mı anne? ” Var tatlım yanıtını alınca “offff ama yaaa, ben okula gitmek istemiyorum” gibi, isyanın zirvesinde yanıtlar aldım. Hatta bir gece uyumadan önce şunu söyledi: “Anne bacağımı sivrisinek ısırmış, benden özür dilemesi lazım.” Duyunca mest oldum ister istemez. Ne kadar duyarlı, kibar vesaire vesaire bir söz bu. Aman Allahım, ah benim canım, diyerek evin içinde dolandım durdum. Meğer o hain sinek ertesi gün okula gitmemek için bahane olacakmış. Uyandığında “anne dün bacağımı sinek ısırmıştı, bacağım çok ağrıyor, ben okula gitmeyeyim.”


Sinek deyip geçmemeli!


Önce evin içinde çocuğumun bacağını ısıran kendini bilmez sineği aradım. Çıkıp özür dilemezse çok kızacağımızı ve şaka yapmadığımızı söyledim. Baktık sinek yok, “yaptığı için üzgün olmalı, belki onun da gittiği bir okul vardır” diyerek sivrisineklerin gittiği bir öykü uydurarak güne hazırlandık.


Bir de şöyle bir yöntem geliştirdik: 5 gün okul, 2 gün tatil. 5 parmağımız havada okul günlerini sayıp, geçen günleri kapatınca, daha kolay kavradığını düşünüyorum.


Sonunda, Cumartesi sabahı uyandığında “anne bugün okul var mı” sorusunu sordu. Hayır yanıtını alınca sevinçten yatakta takla atmasın mı? Bu sefer offff çekme sırası bana gelmişti.


Yoksa çocuğum anaokuluna alışamadı mı?

Anaokuluna uyum sürecimiz


O an içime zen budisti kaçmışçasına, endişe ve evhamdan uzaklaşır gibi oldum. Cumartesi günü cumartesinin tadını çıkarmak lazım diyerek şakalaşmaya başladık. Bol aile ziyaretiyle geçen hafta sonunun son akşamına sıra geldi. Pazar akşamı yemek yerken, “anne yarın okul var mı” sorusunu sordu. Kaygılıydı.

Zen budizmi yine işbaşındaydı. Şöyle bir yanıt vermiş bulundum: “Bak Atacığım, şu an Pazar akşamı ve tatil. Yarın Pazartesi ve okul var. Sen Pazar akşamının tadını çıkar ve yarını düşünerek endişelenme”. Sonra içimden “4 yaşında bir çocuğa böylesine uzun bir cümle kurduğun için otur sıfır” dedim tabi.


Nereden bileyim işe yarayacağını???


Tamam dedi ve bir daha soru sormadı, çok da keyifli bir akşam geçirdi.


Ertesi sabah uyandığında aramızdaki konuşma şuydu:


-Pazartesi geldi mi anne.


-Evet tatlım, bugün pazartesi okul var. Sen senin okuluna gideceksin, ben de benim okuluma gideceğim.


-Tamam, hadi kıyafetlerimizi giyelim, okulumuza gidelim.


İsyan etmesini, direnmesini, hatta burnumdan getirmesini bekliyordum oysa ki. Evet, okulunu ve öğretmenini sevmesi, 1 hafta gibi kısa sürede uyum sağlamasını kolaylaştırmıştı. Fakat arada küçük bir nokta vardı bence.


Çocuklar için sadece şimdiki zaman vardır. Geçmişi hatırlarlar ama gelecek onlar için kavramakta güçlük çektikleri soyut bir kavramdır. Piaget’ e göre soyut düşünme ve soyut kavramları algılamaları 11-12 yaş civarında mümkün olabilir. Bu nedenle gelecek ile ilgili bir planlama ve öngörü yapamazlar.


Sanırım kaygı yaratacak bir fikirle birlikte gelecek zaman Ata’ nın sırtında yük olmuştu. Tatil günlerini tatil gibi yaşamak, okul günlerine ise öğrenme ve eğlenme motivasyonuyla başlamak işimize yaramış olabilir.
Bu hafta çok şükür, çok büyük bir şevkle okula başladı. Okul günlerini anlatmak için 5 parmağımızı da saymıyoruz. Dün öğretmeninin “herşey yolunda” notunu görünce derin bir oh çektim.


Darısı dileyenlerin başına.


Haftanın kitap önerisi:


Tombik Ayı Hastalanınca

Anaokuluna uyum sürecimiz


Tam sonbahar mevsime uygun bir hikaye. Tombik ayı çok üşür, halsiz kalır. Burnu tıkanır ve başı ağrımaya başlar. Hastalandığını arkadaşları farkeder. Sevimli ayının iyileşmesi için birlik olurlar. Arkadaşlık, dayanışma, kötü gün dostluğu gibi kavramların yer aldığı bu öykünün çizimlerini Ata ile çok sevdik. Ormandaki hayvanlarla ilgili konulara çok ilgi duyduğu için Tombik Ayı’nın öyküsü hoşuna gitti. Kitap Pearson Yayınlarından çıkmış, Türkçe’ye Gülbin Baltacıoğlu kazandırmış. Yazarı Karma Wilson. Tavsiye ederim.


ttps://twitter.com/AylinAnne
www.aylinanne.com



Yazarın son yazıları



#05 Ekim 2013 Sabırlı biri değilseniz özel çocuklardan uzak durun
#02 Ekim 2013 Emziren annelere tavsiyeler
#28 Eylül 2013 Ebeveynler anı yaşayabilir mi?
#25 Eylül 2013 Çocukları rahat bıraksak ne olur?
#21 Eylül 2013 4 yaş çocuğunun kıyafet seçimi

YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN >>

X