Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Analarımız bitti, sıra evlatlarımıza mı geldi?

Sen otur, memleketin binbir ağlanacak hallerinde zorla, kendini sık bolca da… Ne o?.. Mizah yazayım, güldürmece yapayım diye! Arada kendini salak bile göster, bıkkıncanların (yani bizlerin) yüzleri biraz gülsün diye!

Ama bazı haller vardır ki istemez canın mizah falan yapmak.Aynen şu an olduğu gibi.

Valla bizim artıkne “One minute” ne, “Too minute” sabrımız kalmamaya başladı halkça….

 

Kendilerini bilime adamış profesörlerimiz dört duvar aralarına hapis edildi. Zaten kendi hastalıklarıyla uğraşan bir diğer kısmı dayanamadı, başka diyara göç etti. Kardelenlerin başları eğik kaldı. Bir sürü kanser tedavisi gören, hayata doktorunun sayesinde tutunmaya çalışanları da karalar bağladı, ümitleri uçtu, gitti.

 

Bunlardan sonra bizlere bir de “Ananı da al git!” dendi. Anası yanında olanlar gitmedi, buraları terk-i diyar etmedi, etmeyecek de! “Kim kimi nereden kovuyor?” dedik, sustuk ve yine oturduk. “Sen üzülme anacım” dedik.

 

Evlatları yanlarında olmayan analar da vardı. Onların evlatları şehit olmuşlardı, belki bu söze en çok o analar içerledi.

 

 Hırsız bile denildi bize; nakit paramız yok diye, çareyi kredi kartlarında aramak zorunda kaldığımızdan. Hadi bir şekilde bunu da yedik, yuttuk.

 

Tam “Acaba sırada ne var?” derken… Sıra şimdi evlatlarımıza mı geldi?

 

Şimdi de kötü ana babalar mı olduk?

 

Nerede yanlış yaptık? Çocuklarımıza tasma takmadık diye mi? Devlete güvenip, “Git eğlen evladım” dedik diye mi?

 

Büyümeye başlayan, ergenlikteki evladımıza, “Kır kıçını otur! Oranı buranı da kapat, yoksa adın da kötüye çıkacak! İlk eline değen el kocanın, karınınki olsun.” demedik diye mi?

 

Bizler çok mu saftorik göründük acaba sizlere? Çok mu vurdumduymaz? Çoluk çocuk nerede belli değil; salıverdik ortalığa gibi mi algıladınız bizleri?

 

Yoksa acaba siz, her zamanki gibi kendi hatalarınızı bize mi yüklemek çabasındasınız?

 

Kendinizin yerine getirmesi gereken halleri beceremediğinizden, faturayı bizlere mi çıkarmanın hesaplarındasınız?

 

Hadi anamı aldım gittim... Yetmedi mi? Evladım da mı battı size? Onu da mı, alayım gideyim?

 

Korkmam mı lazım şimdi benim, evladım davulcuya-zurnacıya kaçar diye?

 

Bu arada davulcunun, zurnacının ne kötülüğünü gördünüz? Çok çaldılar da gürültü mü ettiler beyninizde? Yoksa milleti oynattılar, dans ettirdiler o mu dokundu sizlere?

Dip not-1: Serkan Çağrı, Benny Goodman, Anton Stadler, Richard Mühlfeld, Stanley Drucker, Burhan Öcal…

 

Valla bunlar da dünyaya maal olmuş, sizin tabirinizle davulcu-zurnacılardan sadece birkaçı. Bir gün olur da benim kızım böyle birine kaçar ise, ben bu durumdan oldukça mutlu olurum.

 

Dip not-2: Devletimiz, sağ olsun sanata ayrı bir yer verir. Sanatçı yaşarken, borçla harçla uğraşır, sokak aralarında ölüp gidiverir. Sonra cenazesinde bir devlet büyüğü çıkar, “Çok üzgünü. Ülkemizin yetiştirdiği en büyük yeteneklerden biriydi” der; bir heykelle, bir sokak adıyla bu işte halledilir.

 

 Eşref Armağan adında bir ressamımız var. Dünyanın takdir ettiği bir sanatçı. Kendisi doğuştan görme engelli, fakat yaptığı resimlere bakın, inanamazsınız. Ben hayatımda bu kadar güzel resim görmedim. Kendisi, resimleriyle uzunca bir süredir yurtdışında ülkemizi tanıtmakta, başarılarından dolayı da devletten maaş almaktaydı. Devletimiz artık maaşını kesmiş bu özel sanatçının. Niye anlamadım. Bana bir cevap gelirse sevinirim.

 

 

En dip  not: Tüm dertlerimiz ikoncanlara kızmaktan ibaret olsa... Erkeklerin bunalımları, uçakta yanlarına oturan "uçakfobi"li kadınların çimdikleri ile sınırlı olsa... Islak mendille silinen ve deterjanla yıkanan laptoplar bozulmasa... Her gece Heybeli'de mehtaba çıkılsa... Sandallarımız neşe dolsa, zevke kanılsa... İnsanlar el ele tutuşsa, birlik olsa, uzansak sonsuza... Hayat da bayram olsa... Of yaa!... "Bıkkıncan"lıktan şikayet ederken, bir de "tırlatancan" mı olmaya başlıyorum nedir?...  

 

Son dip not: Sormuştunuz sevgili dostlar, evet, hurriyet.com.tr'nin "Benim Sayfam" bölümündeki Ayşe ARAL isimli kişi benim... Bana biraz müsaade. "Çakırkeyifcan" olup geliyorum. Cuma günü görüşmek üzere. 

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI