Gündem Haberleri

    Anadolu türkülerini ABD’lilere öğreten Erzurumlu genetikçi

    Sefa KAPLAN
    30.11.2009 - 00:00 | Son Güncelleme:

    1964’te Erzurum’da dünyaya geldiğinde, ne bir gün ABD’nin Iowa Üniversitesi’nde son derece önemli bir öğretim üyesi olacağını bilebilirdi, ne de en az tıp kadar müzikte de başarılı olacağını.

    14 yaşında Erzurum Radyosu Türk Halk Muziği Korosu’nda çalışmaya başlaması şaşırtıcı değildir. Şaşırtıcı olan, o günlerde söylediği türkülerin bugün hâlâ TRT arşivlerinde kaynak olarak kullanılmasıdır. Erzurum Radyosu’nun parlayan bu çocuk yıldızı, yıllar sonra tıp dalında dünya çapında bir isim haline gelecek Bahri Karaçay’dır.

    Tıp da nereden çıktı

    Ne var ki, ailesi kaset yapmasına (o yıllarda CD filan henüz icat edilmemiş!), ‘üniversite eğitimini aksatacağı’ gerekçesiyle izin vermeyecektir. O da sanki ailesine inat, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesini birincilikle bitirip asistanlığa başlayacaktır. Master’dan sonra kazandığı bir bursla Almanya’da kaldığı bir yıl içerisinde genetik mühendisliğine karşı ‘aşırı bir ilgi’ duyacak, bu konuda eline geçen her şeyi okumaya başlayacaktır. Erzurum’a döndükten sonra, açılan sınavı birincilikle kazanarak 1990’da ABD’ye doğru yola çıkar.

    Kansere çare peşinde

    Doktorasını ‘Moleküler Genetik’ dalında yapacak ve ‘kalıtsal anemi hastalığı’ üzerinde uzmanlaşacaktır bir süre sonra. İnsan genini fareye aktarmış ve bu genin farelerde nasıl çalıştığını incelemiştir. Bunun arkasından, üzerinde kafa patlattığı, kansere genetik çözüm arama çalışmaları gelecektir. Halen Iowa Universitesi Tıp Fakültesi’nde görev yapan Karaçay, aynı üniversitenin ‘Gen Tedavi Merkezi,’ ‘Holden Kanser Merkezi’ ve kurulma aşamasında olan ‘Biyomedikal Keşif Enstitüsü’nün de üyesi.

    Ve ‘Turkana’nın doğuşu

    Ancak, Bahri Karaçay’ın içindeki müzisyen bütün bu gelişmelere rağmen hayattadır. Evet, müziğe ara vermiştir ama bu koptuğu anlamına da gelmemektedir. Doktorasının son yılında, TURKANA adında bir müzik grubu kuracak ve müzik faaliyetlerine yeniden başlayacaktır. TURKANA, her açıdan ilginç bir gruptur. Grupta hepsi öğretim üyesi dört Amerikalı ve üç Türk müzisyen vardır. 1999’da çıkardıkları ilk CD’de, altısı Karaçay’a ait 13 parça yer alacaktır. ‘Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur’ da vardır CD’de, Sezen Aksu’nun ‘Şinanay’ı ve hatta ‘Makber’ bile...

    Hepsi ‘prof’ müzisyenler/images/100/0x0/55ea8055f018fbb8f8841880

    2000’de Ohio’dan Iowa’ya taşınınca ilk grup dağılsa da, ismi yerli yerinde kalacaktır. Iowa’da yeniden kurulan grubun elemanları arasındaki tek Türk Bahri Karaçay’dır. TURKANA’nın diğer elemanları ise Iowa Üniversitesi’nde çalışan bilim insanlarıdır. Konserlerde, “Bütün elemanları profesör olan tek Türk grubu” diye tanıtacaktır kendisini hafif tertip espriyle. ABD’li seyirciler TURKANA’nın konserlerine büyük ilgi gösteriyorlar. Grubun verdiği konserler bunun somut göstergesi elbette. Ama daha somut bir gösterge daha var. Barış Manço’nun binlerce Japona söylettiği ‘Sarı Çizmeli Mehmet Ağa,’ uzunca bir süredir Amerikalıların dilinde artık. Bahri Karaçay’ın verdiği bilgiye göre, her konserde en çok istenen parça olma özelliğini de hâlâ koruyor...

    Son araştırma alanı eşyumurta ikizleri

    BAHRİ Karaçay, TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi’nin Aralık sayısında yayımlanan son makalesinde eşyumurta ikizlerinin nasıl farklılaştığını şöyle özetliyor: “İkizler soğuk bir kasım günü, gece yarısına doğru dünyaya geldiler. İlk Aylin doğdu, altta kalmış olduğu için kardeşi Elif’ten daha zayıftı. Ertesi sabah ikizlerin tek bir plasentayı paylaşmış olduklarını ve bu nedenle de tek yumurta ikizleri olduklarını öğrendik.

    Virüs, farklarını çıkardı

    Hem aynı DNA’ya sahip olma arı hem de aynı çevre koşullarının etkisinde kalmış olmaları nedeniyle Aylin ile Elif’in her yönden tıpatıp aynı olmaları beklenirdi. Ancak gerçek hiç de böyle değildi. İkizler arasında önemli farklılıklar olduğunu ilk defa soğuk algınlığına yakalandıklarında gördük. Aynı virüsü kapmalarına rağmen, hastalığın seyri ve süresi farklılık göstermişti. Aylin hastalığı daha hafif atlatmış, Elif’inki ise hem daha uzun sürmüş hem de daha ağır geçmişti. Kış aylarında Elif’in cildinde zaman zaman egzama çıkmasına rağmen Aylin’de egzamadan eser yoktu.” Devamı mı? Devamını TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi’nden takip edebilirsiniz.
    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı